enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
44,8947
EURO
52,8872
ALTIN
6.911,55
BIST
14.532,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
19°C
İstanbul
19°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Yağmurlu
11°C
Perşembe Az Bulutlu
14°C
Cuma Parçalı Bulutlu
17°C
Cumartesi Az Bulutlu
19°C

Suriye’de 100 binden fazla kadının hayatı neden kayıp?

Suriye’de eşleri “kayıp” statüsünde olan kadınlar, ne miras alabiliyor ne de çocuklarının velayetine sahip olabiliyor. Yasalar yüzünden yeni bir hayat kurmaları engellenen kadınların kaderi eşlerinin ailelerinin elinde. Suriye’de 100 binden fazla …

Suriye’de 100 binden fazla kadının hayatı neden kayıp?
04.04.2026 21:00
6
A+
A-

Suriye’de eşleri “kayıp” statüsünde olan kadınlar, ne miras alabiliyor ne de çocuklarının velayetine sahip olabiliyor. Yasalar yüzünden yeni bir hayat kurmaları engellenen kadınların kaderi eşlerinin ailelerinin elinde.

Suriye’de 100 binden fazla kadın için savaşı geride bırakmak sadece duygusal olarak değil, hukuki açıdan da imkânsız. Birleşmiş Milletler (BM) ve Suriyeli insan hakları gruplarına göre çoğunluğu erkek olmak üzere 150 bin ila 170 bin kişi hâlâ kayıp.

Suriye’de 2011 yılında başlayan ayaklanmanın bir iç savaşa dönüşmesiyle çoğu kişi zorla kaybedildi. Bu süreçte 1 ila 2 milyon kişinin gözaltına alındığı tahmin ediliyor. Yaklaşık 600 bin kişinin de öldürülüp isimsiz mezarlıklara gömüldüğünden yola çıkılıyor.

Savaş, Aralık 2024’te, mevcut Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın liderliğindeki radikal İslamcı Heyet Tahrir Şam (HTŞ) militanlarının Beşar Esad’ı devirmesiyle sona erdi.

Ama çok sayıda Suriyeli kadın için bu geçerli değil.

Halep’in yaklaşık 40 kilometre batısındaki Dana kasabasından 33 yaşındaki Nura, DW’ye “Ne bir eş ne ​​de dul bir kadınım” diye konuşuyor.

Nura, ilişkilerin gergin olması nedeniyle kocasının ailesinden gelebilecek tepkilerden korktuğu için soyadının yayınlanmasını istemiyor.

Eşinin kaybolmasının üzerinden 14 yıl geçtiğini söyleyen kadın, geri döneceğine dair umudunu kesmiş durumda. Ancak ölüm belgesi alması kocasının ailesi tarafından engellendiği için de hayatına devam edemiyor.

Kadınların önündeki engel: Ahvâl-i Şahsiye Kanunu

Bugüne kadar Suriye hukukunun temel taşlarından biri, 1953 tarihli Ahvâl-i Şahsiye (Kişisel Durumlar) Kanunu olmuştur.

Bu kanuna göre, kaybolan kişi 80 yaşına ulaşmış olması durumunda mahkeme tarafından ölü ilan edilebiliyor.

Silahlı çatışma, askeri operasyonlar veya benzeri durumlar nedeniyle bir kişinin ortadan kaybolması halinde, kaybolma tarihinden dört yıl sonra da yasal olarak ölü sayılabiliyor.

Öte yandan yasa, erkek akrabalara önemli hukuki kararlar konusunda yetki tanıyor.

Bu yetkiler, kocasının ailesinin rızası olmadan ölüm belgesi alamayan Nura için yeniden evlenemeyeceği, miras alamayacağı, emekli maaşı talep edemeyeceği veya oğlunun tam velayetini alamayacağı anlamına geliyor.

“Oğlum 18 yaşına gelene kadar herhangi bir resmi belge için onların onayını almak zorunda” diyen Nura, imzasının kabul edilmediğini ve kayınvalidesi ile kayınpederinin de kendisine destek olmadığını sözlerine ekliyor.

DW’ye konuşan İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün kıdemli araştırmacısı Hiba Zayadin, “Suriye’de 100 binden fazla kişinin kayıp durumda olduğunu” söyleyerek “Bu kişilerin eşleri hukuki ve ekonomik bir boşlukta kalıyor, çocukları ise eğitim ve sağlık hizmetlerine erişmek için gerekli belgelerden mahrum kalıyor” diye anlatıyor.

Zayadin’e göre bu kadınların durumunu değiştirmek, Suriye’de geçiş dönemi adaleti ve cinsiyet eşitliği konusundaki her türlü ciddi görüşmenin merkezinde yer almalı.

Hukuki belirsizlik

Suriye’deki geçiş hükümeti Kayıp Kişiler Ulusal Otoritesi’ni kurmuş olsa da aile hukukunda gereken önemli reformlar şu ana kadar hep ertelendi.

Katar Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde araştırma görevlisi olan Lena-Maria Möller, Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’nun internet sitesinde yayınlanan blog yazısında “Suriye’nin dini ve etnik açıdan çeşitli nüfusu göz önüne alındığında, ülke genelinde tek tip bir aile hukuku uygulamanın gerçekçi olmadığını” söylüyor.

Möller’e göre daha uygulanabilir bir yaklaşım “her büyük topluluğa belirli ölçüde özerklik tanıyan ve aynı zamanda bütünlüklü bir hukuki yapıyı da güvence altına alan bir aile hukuku düzeninde” yatıyor olabilir.

Araştırma görevlisi, bu yaklaşımın, “azınlıklara saygı gösterme ve tüm sosyal grupları entegre etme” yönündeki Suriye geçiş hükümetinin hedefleriyle uyumlu olacağını da ekliyor.

DW’ye konuşan Suriyeli araştırmacı ve insan hakları uzmanı Lina Ghotouk, Adalet Bakanlığının babaların yokluğunda annelere vesayet hakkı tanınması konusunda hakimlerin sahip olduğu esnekliği kaldırdığını söylüyor.

17 No’lu Genelge olarak da bilinen bu değişiklik Aralık 2025’ten bu yana, çocukların yasal velayetini erkek akrabalarla sınırlandırarak anneyi ötekileştiriyor.

Ghotouk, “annelere ayrımcılığın giderek arttığını” söyleyerek “sosyal ve hukuki belirsizlik içinde kalan bu kadınların durumunun daha da kötüleştiğini” belirtiyor.

Hak mücadelesi

7 No’lu Genelgenin yürürlüğe girmesi, Halep’te yaşayan aktivist Yafa Nevaf için bir dönüm noktası oldu. DW’ye konuşan Nevaf, “Yasa, nafaka ve temel ihtiyaçlar da dahil olmak üzere bize adalet sağlamıyor” diyor.

39 yaşındaki kadının başlattığı “Benim Çocuklarım, Benim Hakkım” adlı girişim sosyal medyada yankı bularak ülkenin dört bir yanındaki kadının katılımını sağladı.

Nevaf, “Çocuklarımız için ‘zorunlu vasi’ yolu dışında en temel kimlik belgelerini bile alamamamız, hepimizi birleştiren ortak bir sorun” diyor.

Aktivist, hükümetten söz konusu kanunda “köklü değişiklikler beklediklerini” de ekliyor. Nevaf’a göre, yasanın değiştirilmesi “artık bir seçenek değil, hayatta kalma mücadelesi.”

Kadınlar aynı zamanda, toplumdan tepki gelme olasılığının de farkında olduğunu söylüyorlar.

Almanya merkezli Heinrich Böll Vakfı’nın Beyrut ofisi müdürü Kristian Brakel’e göre “sorun sadece hukuk sisteminde değil,aynı zamanda devlet kurumlarındaki erkek egemen zihniyette.”

ETİKETLER: , , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.