enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
45,2214
EURO
53,1878
ALTIN
6.831,94
BIST
14.935,74
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Parçalı Bulutlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
23°C
Cuma Çok Bulutlu
25°C
Cumartesi Çok Bulutlu
22°C
Pazar Az Bulutlu
23°C

Genetik mi, çevre mi? Kişiliğimizi ne şekillendiriyor?

Laura Clark Abdelmalek Bayout 2009’da İtalya’nın Trieste kentinde, sokakta kendisiyle alay eden bir adamı bıçaklayarak öldürmekten dokuz yıl hapis cezasıyla karşı karşıya kaldı. Cezayı azaltmayı hedefleyen avukatı, alışılmadık bir hukuki argüman …

Genetik mi, çevre mi? Kişiliğimizi ne şekillendiriyor?
06.05.2026 16:30
0
A+
A-

Laura Clark

Abdelmalek Bayout 2009’da İtalya’nın Trieste kentinde, sokakta kendisiyle alay eden bir adamı bıçaklayarak öldürmekten dokuz yıl hapis cezasıyla karşı karşıya kaldı. Cezayı azaltmayı hedefleyen avukatı, alışılmadık bir hukuki argüman öne sürdü.

Müvekkilinin DNA’sında, onlarca yıllık bilimsel araştırmanın saldırgan davranışla ilişkilendirdiği bir mutasyon olan “savaşçı geni” olduğunu söyledi. Bu nedenle eylemlerinden tamamen sorumlu tutulamayacağını savundu.

Hamle başarılı oldu ve Bayout’un cezasında bir yıl indirim yapıldı.

1990’lardan itibaren, şiddet içeren davranış ile monoamin oksidaz A veya MAOA adı verilen bir gen varyantı arasında bir tür bağlantı olduğuna dair kanıtlar birikmişti.

2004’e gelindiğinde, medya tarafından “savaşçı” geni olarak adlandırılmaya başlandı.

Fakat o zamandan beri, genlerin özellikler ve davranışları nasıl etkilediğine dair bilgilerimiz önemli ölçüde derinleşti.

Hollanda’daki Amsterdam UMC’den psikiyatri ve karmaşık genetik özellikler alanında Yardımcı Doçent Aysu Okbay “Başlangıçta davranışların çok büyük etkileri olan birkaç gen tarafından etkilendiğini düşünülüyordu. Bu tamamen çürütüldü” diyor.

Bunun yerine, son 15 yılda çok daha karmaşık bir tablo ortaya çıktı.

Boy gibi yüksek oranda kalıtsal olduğu düşünülen özelliklerin bile, bir zamanlar sanıldığı gibi sadece genetikle açıklanamayacak kadar karmaşık olduğu kanıtlandı.

Şimdi, büyük ölçekli genetik çalışmalar için yeni yöntemler tabloyu genişletmeye başlıyor.

Genlerimizin bizi nasıl şekillendirdiğine ve şekillendirmediğine dair giderek daha fazla bilgi ortaya konuluyor.

  • Büyüdüğünüz yer kişiliğinizi nasıl şekillendirir?

Tarihi soru

İnsanlar uzun zamandır, mizacımızın ve yaşamımızın gidişatının ne ölçüde daha doğduğumuzda belirlendiğiyle ilgileniyor.

Yine de bireyi oluşturan nispeten istikrarlı düşünce, duygu ve tutum kalıbı olan “kişiliğin” kökenlerini belirlemek zor oldu.

“Doğa mı, çevre mi?” sorusu, 1875’te İngiliz bilim insanı Francis Galton tarafından günümüzdeki anlamıyla popüler bir hale getirildi.

Fakat yöntemleri ilkeldi ve bilim insanları, DNA’larının %100’ünü paylaşan tek yumurta ikizleri ile sadece %50’sini paylaşan çift yumurta ikizlerinin benzerliklerini karşılaştırmaya 1920’lerde başladı.

İkizler üzerindeki çalışmalar o zamandan beri popülerleşti.

Günümüzde bilim insanları, kişiliğin beş boyuttan oluştuğu fikri üzerinde birleşmiş durumda.

Bunlar açıklık, vicdanlılık, dışa dönüklük, uyumluluk ve nevrotizm, yani duygusal dengesizlik.

İkizler üzerindeki birçok çalışmada bu kişilik özelliklerinin genetik olarak aktarılıp aktarılmadığı incelendi.

  • Tek yumurta ikizlerinin paylaştığı ilginç özellikler

Tek yumurta ikizleri genellikle birbirlerine çift yumurta ikizlerine kıyasla daha çok benzese de kişilikleri kesinlikle aynı değil (Emmanuel Lafront)

2015 yılında 1958 – 2012 arasında yapılan ve yaklaşık 18 bin karmaşık insan özelliğini kapsayan 2 bin 500’den fazla ikiz çalışmasının yapılan kapsamlı bir analizi yapıldı.

Sonuç şaşırtıcı değildi: Tek yumurta ikizlerinin genellikle çift yumurta ikizlerinden daha benzer olduğu bulundu.

Ancak kişilikleri kesinlikle aynı değil.

Çalışma, mizaç veya kişilik tanımları olan 568 özellikte, farklılıkların %47’sinin genetikle açıklanabileceğini buldu.

Geri kalan kısmın ise çevresel etkilerden kaynaklandığı sonucuna varıldı.

Diğer çalışmalar da bunu destekliyor gibi görünüyor.

Kişilik farklılıklarının sadece yaklaşık %40 ila %50’sinin genetik olduğu görülüyor.

İkiz çalışmaları hep çok net olmayan bir araştırma alanıydı.

Genellikle ikizler ile diğer aile üyeleri arasında farklılıklar temelindeki tahminlere dayanıyor.

Ancak 2010 civarında, genetikteki büyük ilerlemeler, kişilik farklılıklarını ölçme alanında çalışan bilim insanlarına heyecan verici yeni yollar açmaya başladı.

  • Beethoven’un saç analizi sanatçının genetik sağlık sorunlarını kanıtladı

‘Kayıp kalıtım’ sorunu

İnsan genomu çok karmaşık bir yapıya sahip.

Her birinde yaklaşık 20 bin gen bulunan 23 kromozom var.

Bunlar daha sonra yaklaşık üç milyar “baz çiftine” (genomdaki en küçük birim) ayrılıyor ve bunlar genellikle belirli bir dizide görülen harf çiftleri olarak kavramsallaştırılıyor.

Tüm insanların DNA’larının %99,9’u ortak.

Yani genomun sadece %0,1’lik çok küçük bir kısmı farklılıklarımızı belirliyor.

Bu, bilim insanlarının incelemesi gereken alanı sınırlamaya yardımcı olsa da yine milyonlarca baz çiftini incelemeyi gerektiriyor.

2000’li yıllarda daha ucuz ve daha kolay erişilebilir genetik veriler elde edilmesine rağmen, farklılıklarımızın kaynağını genomun içinde bulmak, beklenenden çok daha zor oldu.

Ancak son 15 yılda, genomu kişilik özellikleriyle ilişkilendirme çalışmaları büyük bir ivme kazandı. Bu yöntemde genomun insanlarda farklılık gösterebilen milyonlarca küçük parçası inceleniyor ve bunlarla farklı kişilik özellikleri arasında bağlantılar bulmaya çalışılıyor.

Bu araştırmaların ilk dönemlerinde, kişilikle ilgili DNA varyantlarını tutarlı bir şekilde belirlemek zor oldu.

Şimdi bunun bir nedenini anlıyoruz: İnsan özellikleri “poligenik”, yani her biri tüm genom boyunca küçük bir etkiye katkı yapan birçok farklı genetik varyasyon var.

Kişilik gibi karmaşık özellikler için etkiler de binlerce DNA varyantına yayılabilir.

Ancak farklı DNA varyantlarının bir araya getirilmesi durumunda bile, kişilik üzerindeki etkiler beklenenden daha küçük kalıyor.

Beş büyük kişilik özelliğinde kalıtımın oynadığı rolün oran konusundaki tahminler şu anda %9 ila %18 arasında değişiyor.

Bu oran, ikiz çalışmalarında görülen %40’ın çok altında.

Peki, bu iki oran arasındaki “kayıp kalıtım” nasıl açıklanıyor?

Belki de bu çalışmalara katılanların sayısını artırıp, araştırmaların tasarımlarını geliştirerek farklı genlerin nasıl etkileşimde bulunduğuna dair bilgimizi ilerletebilir ve daha esaslı genetik etkileri keşfedebiliriz.

Oncak Okbay’a göre bugün, ikiz ve genom çapında ilişkilendirme çalışmalarından elde edilen kalıtım etkileri tahminlerini karşılaştırdığımızda, hangisinin doğru olduğunu bilmek zor. “Muhtemelen ikisinin arasında bir yerde” diyor.

Peki ya çevre ve yetişme?

“Doğanın” eskiden düşündüğümüze kıyasla daha az katkıda bulunduğu gerçekse, kişiliğimizin daha büyük bir kısmını “çevreye” atfetmek cazip gelebilir.

Büyüdüğümüz koşullar, bizi çevreleyen insanlar, her bir insanın müstesna geçmişini şekillendiren yaşamdaki olaylar.

Fakat çevremizin kişiliğimizi nasıl şekillendirdiğini anlamanın da aynı derecede karmaşık olduğu görülüyor.

Çalışmalar kişiliklerin zaman içinde değişebileceğini gösterdiğinden, piyango kazanmanın veya bir bacağınızı kaybetmenin bir dönüşümü tetikleyebileceğini varsayabilirsiniz.

Ancak, tek seferlik büyük olayın kim olduğumuz üzerinde küçük bir etkisi olduğu görülüyor.

Yetiştirilme tarzımız veya sosyal etkileşimlerimiz gibi faktörler de kişilik farklılıklarının yalnızca küçük bir bölümünü açıklıyor.

Çalışmalar birçok kez bu durumu gösterdi.

Örneğin evlilik bir insanı biraz daha az açık hale getirebilir veya doğum yapmak dışa dönüklüğü küçük bir miktarda azaltabilirken, aslında tek başına ele alındığında, bu olaylar kim olduğumuzu büyük bir ölçüde belirlemiyor.

Artık kişilik farklılıklarının çoklu genlerden ve çoklu çevrelerden kaynaklandığını biliyoruz. Yani birçok genetik özellik ve yaşamdaki deneyimleri bir araya gelerek kim olduğumuzu belirliyor (Emmanuel Lafront)

Çocukluk döneminde belirli travma türlerine maruz kalmanın, ileriki yaşamda psikopatolojiye ve daha zayıf bilişsel işlevlere yol açabileceği bulundu.

Fakat yetişkinlikte yaşanan olumsuzlukların çok daha az önemli olduğu görülüyor.

ABD’deki Illinois Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Brent Roberts, “Bu araştırma alanındaki en büyük sürpriz şu oldu; yetişkinlikte büyük bir travmatik olay yaşarsanız, büyük bir iz bırakmıyor” diyor.

Travma anlatısı yani başımıza gelen kötü şeyler sonucunda kişiliğimizin geliştiği fikri popüler kültürde çok seviliyor ama Roberts “Travma sizi siz yapmaz” diyor.

Peki ya amniyotik kesede yüzerken deneyimlediğimiz ilk ortam bizi nasıl etkiliyor?

Giderek artan sayıda araştırma, hamilelik sırasında stres yaşayan annelerin doğmamış çocuklarının mizacını etkileyebileceğini söylüyor.

Örneğin 2022’de yapılan bir çalışma, stres düzeylerinde daha büyük dalgalanmalar yaşayan annelerin bebeklerinin üç aylıkken daha fazla korku, üzüntü ve sıkıntı sergilediğini buldu.

Bunun nedeni henüz net olarak anlaşılamadı ama epigenetik bir mekanizma, yani DNA’nın kendisinden ziyade genlerin aktive olma şekillerinde yaşanan değişiklikler buna yola açıyor olabilir.

Ancak genel olarak araştırmacılar, kişilik farklılıklarının çoklu genlerden kaynaklanmasının yanı sıra çoklu çevreden de kaynaklandığı sonucuna vardı.

Genom boyunca belirli bir kişilik özelliğini oluşturan birçok DNA varyantı gibi, yaşamdaki deneyimlerimizin her biri küçük bir etki yaratıyor ve bu ikisi araya gelerek daha büyük bir etkiyi oluşturuyor.

Genetik ve çevresel etkiler, henüz tam olarak kavrayamadığımız şekillerde de etkileşim halinde.

Örneğin, çevre belirli genetik yatkınlıkları etkinleştirebilir veya devre dışı bırakabilir gibi görünüyor.

Almanya’daki Bielefeld Üniversitesi psikoloji bölümünde araştırma görevlisi Jana Instinske “Genetik yatkınlık, her ortamda insanların aynı şekilde davrandığı anlamına gelmiyor” diyor.

Çıkış yolu bulundu mu?

Bunun sırrı ise katılımcı sayısını büyük ölçüde artırmak.

Son çalışmalarda yüz binlerce hatta milyonlarca insanın genetik verileri aynı anda analiz ediliyor.

Okbay “Ancak şimdi yeterince birey ve genotip örneğine sahibiz” diyor:

“Bu kadar çok küçük etkiler söz konusuyken, bunları tespit edebilmek için gerçekten çok büyük örneklemlere ihtiyacınız var.”

Son 10 yılda yapılan çalışmalar, beş büyük kişilik özelliğinin her biriyle ilişkili yüzlerce DNA varyantı ortaya çıkardı.

ABD’deki Yale Üniversitesi’nden psikiyatri yardımcı doçenti Daniel Levey, “Şu anda odak noktasının büyük bir kısmı, daha fazla gen keşfedebilmek ve başkalarının daha önce yaptığı araştırmaların üzerine koyabilmek için daha fazla insanın genomunu elde etmek” diyor.

Ancak Levey, Avrupa kökenli olmayanlar üzerinde daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu da ekliyor.

“Tek bir gruba odaklanarak gözden kaçırdığımız çok önemli kültürel farklılıklar olacak” diyor.

Genetik kodumuzdaki küçük varyasyonların kişilikleri nasıl şekillendirdiğini tam olarak anlamaktan hala çok uzağız.

Ancak şimdiden bazı ilginç bulgular ortaya çıkıyor.

Örneğin Levey’in çalışması, vücudun stres tepkisinin düzenlenmesiyle ilgili bir gen olan CRHR1 ile sinir sistemi dokularındaki nevrotizm arasında güçlü bir bağlantı olduğunu ortaya koydu.

Bu gen daha önce depresyon, anksiyete ve obsesif kompulsif bozukluk gibi psikiyatrik hastalıklarla ilişkilendirilmişti ve bunların hepsi nevrotizmle bağlantılı.

Bu kişilik özelliğinin vücudun strese doğal olarak nasıl tepki verdiğiyle yakından bağlantılı olduğu görülüyor.

Şu an hakem değerlendirmesinden geçen ve ilgiyle beklenen bir diğer büyük çalışma ise, kişiliğin merkezini prefrontal kortekste (beynin planlama ve karar verme gibi karmaşık işlevlerden sorumlu bölgesi) konumlandıran teorilere kanıt sunuyor.

Davranış genetiğinin en çok incelenen alanlarında bile, örneğin şiddet ile “savaşçı geni” arasındaki bağlantılar gibi, birçok bilinmeyen nokta var.

Çalışmalar bazı erkek gruplarında, belirli genlerin varlığının ve belirli çevresel risk faktörlerinin (örneğin istismar edilerek yetiştirilme) belirli senaryolarda şiddet potansiyelini artırabileceğini gösteriyor.

Fakat sonuçlar kesin olmaktan uzak.

Şimdiye kadar, insan davranışını birkaç gene veya yaşamdaki olaylara indirgeme çabaları başarısız oldu. İnsanların çok daha karmaşık olduğu ortaya çıktı.

Instinske’ye göre, her şeyden önce insanlık halinin değişkenliği görülüyor.

“Belirli bir genetik yatkınlığınız varsa, bu tüm yaşamınız boyunca her zaman belirli bir şekilde davranacağınız anlamına gelmiyor.”

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.