Fehmi Koru* Neredeyse herkes tek ses halinde ‘‘Yargı nerede, savların üzerine neden gidilmiyor?’’ sorusunu soruyor; haklı bir soru ve …

Fehmi Koru*
Neredeyse herkes tek ses halinde ‘‘Yargı nerede, savların üzerine neden gidilmiyor?’’ sorusunu soruyor; haklı bir soru ve karşılığını vermesi gerekenlerden de ses çıkmıyor.
Ancak, o da ne, savların merkezinde bulunan, ismi iletilerde birkaç kere anılan bir kişi, yurtdışına kaçma hazırlığı içerisindeyken, yaşadığı vilayetten uzakta bir yerde yakalanıp gözaltına alınıyor…
Demek ki, tezlere bütünüyle ilgisiz kalınmıyor.
Tersinden de olsa, tezlerde ismi geçen birinin peşine düşülmüş işte.
Gözaltına da alınmış…
Benim ‘‘Tersinden de olsa’’ dememin sebebi, yakalanan kişinin, rüşvet işine karışmışlığı olsa da, evlilik bağıyla içerisinde yer aldığı mümkün rüşvet ağının ortaya çıkarılmasına da katkıda bulunduğu gerçeği…
Hatta, tezler bugün olmasa da ileride bütün kapsamıyla ele alındığında, kanıtlamak için kullanılacak birtakım somut materyaller, gözaltına alınmadan önce onun tarafından kamuoyuyla paylaşılmış durumda.
Gözaltına alınmadan derhal önce, bir-iki gün içinde çok kapsamlı açıklamalar yapmak üzere kendileriyle temasa geçeceğini söylemek için, kimi haber kanallarını telefonla aramış o kişi…
Peşine düşülmesinin bunu önlemekle ilgili olabileceği de akla gelmiyor değil; fakat yeniden de Türk polisi savların merkezindeki birini yakalamış işte.
Yakalanan kişinin vaktiyle rektörlüğünü yaptığı üniversitenin bağlı olduğu vakıf da, o kişinin görev müddetince sebep olduğu sıkıntıları kamuoyuna açıkladı. Halbuki hakkında verdiği ziyanlarla ilgili pek çok dosya varmış.
Varmış,fakat onların duyurulması için bu günler beklenmiş…
Hareketsiz kaldıkları için eleştirilen savcıların da hareketlenmesini beklememiz için bir sebep artık var: Suç duyurularını dikkate almak zorundalar…
Muhalefet partilerinin neredeyse hepsi, farklı ayrı, argümanlarla ilgili suç duyurusunda bulundular. Onların bu çabaları yeniden de görmezden gelinebilir ve sessizlik bozulmayabilirdi; fakat itham edilen şahıslar de, her biri farklı münasebetlerle, suç duyurusu yapacaklarını açıkladılar.
Yaptılar mı suç duyurularını, bilmiyorum. Lakin sözlerini tutmasalar dahi suç duyurusu yapacakları açıklamaları bile savcıların harekete geçmesi için kâfi. İthamların odağındaki isimler hakkında her gün yüzlerce olumsuz haber çıkıyor, karakterlerini yaralayıcı -hatta öldürücü- yorumlara muhatap ediliyorlar.
Eh, onların bu durumları hususa yargının müdahil olmasını gerektirir.
Bunu yaparken de, yargı mensupları, herhalde tezlerin gerçeklik hissesini da merak edeceklerdir.
Çok uzun yıllar önce, İzmir’de ‘Tek Yol’ mecmuasına katkıda bulunurken, mert bir savcının yerelde güçlü bir gruba karşı verdiği mücadeleyi yakından izlemiştim. Bölgede siyaseten de tesirli bir sermaye grubunun sahibi olduğu zeytinyağı firmasının, ürünlerine yasak olan ucuz katkı hususu karıştırdığı ihbarıyla harekete geçmişti o savcı. Sırf dosya üzerinden mevzuyu takip etmekle yetinmemiş, vatandaşları uyarmak üzere basın toplantıları da gerçekleştirmişti.
O vakitten beri, aradan neredeyse yarım asır geçmiş, yargı mensuplarının hamasetleri dikkatimi hep çekmiştir.
Eminim, şu anda de, yerinde ve vaktinde devreye sokulmak üzere, birden fazla mümkün suç dosyası hazırlığı vardır.
Geçen gün, kendi ortamızda bu mevzuyu görüşürken, bir dostum şunu söyledi:
‘‘Ülkenin yabancı para ihtiyacı had safhada. Günü gelen dış borçların ödenmesi için eldekinden daha fazla kaynak gerekiyor ve hükümet heterodoks sistemlere başvurmak zorunda kalıyor. Sedat Peker, rüşvet ağının topladığı dolar ölçüsünün 180 milyonu bulduğunu açıkladı. Dahası, o paranın nerede saklandığına dair adresleri de verdi. Heterodoks prosedürler yanında biraz da ortodoks metoda başvurulsa ve o adreslere gidilip hala orada tutulduğu söylenen dolarlara devlet ismine el konulsa…’’
İşitince ağzım açık kaldı. 180 milyon dolar milyarlarca dolarlık borç yanında çerez görünebilir, ama yeniden de kötü bir sayı değil.
Görüyorsunuz, tezler karşısında hiçbir şey olmadığı söylenemez.
Peker’in iletilerinde isimlerini andığı çok önemli mevkilerdeki birtakım bireyler istifa yolunu seçtiler.
Cumhurbaşkanı danışmanı sıfatı bulunan iki kişi…
Milletvekili henüzyola başvurmadı; ama o da kendisini savunma ihtiyacı hissediyor ve birbiri arkasına açıklamalar yayımlıyor ya, bu da bir şey. TBMM şu sırada zati tatilde; hele bir Meclis açılsın bakalım…
Kıbrıs’ta da kımıldama başladı gibi. Dünkü gazeteler, Peker’in bir yıl öne yayınladığı görüntülerde ismini geçirdiği ve sonradan bir cinayete kurban gitmiş kumarhane sahibi otelcinin bahis işlerini devam ettiren eşine dava açılmış…
Gazeteci Kutlu Adalı’nın adada uğradığı suikastla ilgili dosya sanki ne durumda? Peker, kardeşini Kıbrıs’a göndererek, Adalı’yı öldürmesi için kendisini görevlendirmek isteyenleri ifşa etmesini sağlamıştı.
Katil de, onu görevlendiren/ler de belli.
Dosya?
O da yeniden açılacaktır.
Umutlu muyum?
Evet, öyleyim.
*Bu yazı fehmikoru.com adresinden motamot alınmıştır.