Bebekleri leyleklerin getirdiği efsanesi nasıl ortaya çıktı, çağdaş ailelerde bu anlatımın hala yeri olabilir mi?

Isabelle Gerretsen
BBC Future
Büyülenmiştik.
Bu noktaya kadar bebeklerin nereden geldiği konusunda tek referans noktamız Disney’in Dumbo’sunun bir leylek tarafından annesine teslim edildiği çizgi sinemaydı.
Olayın gidişatından utanan annem, anladığımızı düşünerek kitabı ortadan kaldırmak istedi ve yüksek bir rafa koydu.
Ama kız kardeşim ve ben, elbette bir sandalyeye tırmanarak kitabı tekrar elimize alacak ve annemle babam beceriksizce soru yağmurumuzdan kaçmaya çalışırken, kıkırdar şekilde çıplak bedenleri işaret ederek fotoğrafları incelemeye devam edecektik.
Ailem birkaç yıl sonra seks, doğum ve ergenlik hakkındaki gerçekleri öğrenmek için doğru yaşta olduğuma kanaat getirdi ve benimle “konuştu”.
Hem Hollanda hem de İngiliz ilkokullarında eğitim gördüm ve buralarda cinsel eğitim, müfredatın bir kesimiydi. Fakat dünyanın dört bir yanındaki pek çok çocuğa, ortaokula kadar seks hakkında gerektiğii eğitim verilmiyor.
İngiltere’deki Cinsel Eğitim Forumu’nun Başkanı olan Lucy Emmerson, “Halen bebeklerin nereden geldiğine dair, halk arasında anlatılagelen kıssaları dinleyen çok sayıda çocuk var” diyor.
Leyleklerin bebekleri getirdiğinden tutun da lahana tarlalarında bulunan bebeklerin öykülerine kadar, tüm bu anlatımlar uzun vadede sekse karşı tavrımızı hakikaten etkileyebilir mi?
Ve ilk etapta bu öyküler nasıl ortaya çıktılar?
Seks ve bebeklerle ilgili halk arasında anlatılan öykülerin kimilerine daha yakından bakıldığında, insanların bunları neden anlattığına dair dayanılmaz öngörüler elde edebiliyoruz. Ve neleri daha iyi yapabileceğimize deb
Turnadan leyleğe
Büyürken sık sık leylek masalı ile karşılaştım. Disney sinemaları, çizgi sinemalar ve fotoğraflı kitapların hepsi bana yeni doğan bebeklerin bu şık, uzun bacaklı kuşlar tarafından bulunup ailelerine teslim edildiğini anlatıyordu.
Leylek efsanesi, bu kuşlarla pek çok fizikselliği paylaşan turnaların bebek çalmakla ilişkilendirildiği antik Yunanistan’a kadar uzanabilir.
Yunan mitolojisinde, doğum tanrıçası Hera, rakibi Gerana’yı kocası Zeus’la münasebeti olduğu için uzun boyunlu bir turnaya dönüştürür.
Yeni doğan çocuğundan ayrılmak istemeyen Gerana da, bebeğini bir battaniyeye sarar ve gagasında çocuğuyla birlikte uçup masraf.
Birleşik Krallık’taki Chichester Üniversitesi’nde İngiliz edebiyatı alanında kıdemli öğretim vazifelisi olan Paul Quinn, turna efsanesinin zamanla leylekle birleştiğini savunuyor.
Quinn, leyleklerin meskenlerin çatılarına yuva yaptığını hatırlatıyor ve insanlara yakın yaşamalarıyla bebek efsanesi arasında temas olduğunu söylüyor.
19. yüzyılın başlarında leylekler, masallarda da uzunluk göstermeye başladı.
Warner, “Leylek masallarda da bebeklerin imdadına yetişir; kuyularda, göletlerde ya da bataklıklarda bebekleri bulur ve gagasıyla onları kurtarır” diye anlatıyor.
Hans Christian Andersen’in 19. Yüzyılın başlarında ilk defa yayınlanan “Leylekler” isimli masalı da bu kıssayı tanınan hale getirdi.
Andersen’in öyküsünde beyaz kuşlar, “tüm yeni doğanların yattığı, leyleklerin onları ebeveynlerine götürmesini bekledikleri göleti” ararlar.
Andersen’in kitabında, “Çok hoş minik bebekler, orada ailelerine götürülmeyi beklerken, gelecekte hayal bile edemeyecekleri kadar tatlı hayaller görürler. Anne ve babalar küçük bir çocukları olduğu için memnundur. Çocuklar da küçük bir erkek ya da kız kardeş sahibi olacakları için çok heyecanlıdır” yazıyor.
Andersen’in bu öyküsünün İngilizce konuşulan dünyayı kasıp kavurması çok süratli oldu.
Warner, Viktorya dönemi İngiltere’sinde leyleğin, utangaç ebeveynlerin, seks ve doğumla ilgili sorulardan kaçınması için kullanışlı bir senaryo haline geldiğini anlatıyor.
Leylek efsanesi tanınan kültürde hala varlığını da sürdürüyor.
Yeni doğmuş bir bebeğin cildinde yer alan ve ince kan damarlarının genişlemesi ile oluşan doğum lekesi, masalın tesiri ile hala halk arasında “leylek ısırığı” olarak isimlendirilebiliyor.
Batı toplumlarında bebeklerle ilgili anlatılan bir öteki öykü de onların, kabak tarlalarında yetiştiğine yönelik.
Bu efsane muhtemelen ekinlerle doğurganlık arasında kurulan irtibata dayanıyor.
Bebekleri leyleklerin getirdiğine dair anlatımlar örneğin kutlama kartlarında hala yer alabiliyor. 21. yüzyılda ise bir ailenin çocuğunu bu şekilde ikna etmeye çalışması akla yatkın gelmiyor.
Ancak New York İl Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu’nda cinsel sağlık alanında doçent olan Spring Chenoa Cooper, üstü kapalı anlatımların hala şaşırtan şekilde yaygın olduğunu söylüyor.
Cooper, “Bunun bir nedeni, birçok ebeveynin bilimsel olanı, ne zaman ve nasıl konuşacağından hâlâ emin olmaması. Pek çok kişi çocuklarına seksi nasıl açıklayacaklarını bilmiyorlar” diyor.
Cinsel Eğitim Forumu’ndan Emmerson, buna aynı üstü örtme uğraşlarının ise çocuklar için baş karıştırıcı sonuçlar doğurabileceği ikazını yapıyor ve örnek olarak, 18 yaşındaki bir kızın cinsel sağlık kliniğine giderek, göbek deliğine meni değmesi nedeniyle gebe kalıp kalmadığını sormasını veriyor.
Emmerson, “Cinsel bağlantı kurmuştu ama daha kendi anatomisini bilmiyordu” diyor.
Cooper, “İnsanlar mitlere ve yanlış bilgilere dayalı varsayımlarda bulunduğunda bunun ziyanlı sonuçlara yol açabileceği” ihtarını yapıyor ve Avustralya’da rahim ağzı kanserinden korunmak için yapılan HPV aşısının yaygın olarak “seks aşısı” olarak anılması örneğini veriyor.
Cooper, bu isim nedeniyle kimi kızların kusurlu şekilde aşının kendilerini cinsel yolla bulaşan hastalıklardan koruduğuna ve partnerlerinin prezervatif kullanmaları gerekmediğine inanmalarına yol açtığını anlatıyor.
Spring Chenoa Cooper, üzeri örtülü anlatımların ve tariflerin, cinselliği konuşma ve anlatma meselesine yol açabileceği bunun da örneğin “cinssel saldırı” gibi bir suçun ortaya çıkmamasına yol açabileceği kaydediliyor.