Yeni Şafak yazarı Abdullah Şanlıdağ, “Partilerin terör örgütleriyle irtibat ve iltisaklı olduklarına şahıslar değil adli düzenekler karar verir. Devletin hakimi ve savcısının, Adalet Bakanlığı’nın terörle irtibatlandırmadığı yapıları yalnızca …

Yeni Şafak yazarı Abdullah Şanlıdağ, “Partilerin terör örgütleriyle irtibat ve iltisaklı olduklarına şahıslar değil adli düzenekler karar verir. Devletin hakimi ve savcısının, Adalet Bakanlığı’nın terörle irtibatlandırmadığı yapıları yalnızca itibarsızlaştırmak ve oradan kendimize yarar sağlamak için giriştiğimiz yol, gün gelir başımıza bela olur.” değerlendirmesini yaptı.
Şanlıdağ yazısında, “HÜDA PAR için mesnetsiz dillendirilen “Hizbullah’a yakın durma” iddiası ortada. aynı şey PKK ve HDP için de geçerli. İktidar; HDP ve PKK üzerinden muhalefeti onlarca somut örnek göstererek terörle işbirliği yapmakla suçlamıştı. Hizbullah’ın tahminen de tarifini dahi bilmeyen şahıslar, şu anda HÜDA PAR’ı terörle ilişkilendirmeye başladılar. Şiddet yoluyla hiçbir fikrin yer bulacağını düşünmüyorum. İslam benzeri aziz bir dini dahi bildirim ederken zor kullanılamaz. Siz, doğru bildiğiniz hakikati anlatmakla mükellefsiniz. Kalplere hükmedecek olan Allah’tır. Fakat ne var ki, Lübnan kaynaklı Hizbullah’ı terör örgütü olarak görüp de tüm dünyanın başının belası olan İsrail hakkında tek kelam etmeyenlerin de samimiyetinden kuşku duyarım. Lübnan’daki Hizbullah da bir siyasi parti ve benzeyenzamanda Şia geleneğinden gelen, askeri tarafı de bulunan örgütsel bir yapıdır. Hizbullah 1982 yılında İsrail’i, işgal ettiği Güney Lübnan’dan çıkarmak için kuruldu. İşgalci Siyonist İsrail’e karşı kurulan örgütün elbette kabul etmediğimiz radikal karar ve eylemleri vardır.” ifadesini kullandı.
Şanlıdağ şunları kaydetti:
“Devam edelim. Aslında ne iktidarın ve ne de muhalefetin terör örgütlerine alan falan açtıkları yok. Ak Parti ve MHP’nin getirmiş olduğu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yüzde 50+1’i mecburî kıldı. Bu da partileri ortak hareket etmeye ve ittifaka mahkum etti. MHP ile birliktelik sonrası Ak Parti, Kürt seçmeninin küçük bir kısmını kaybetti. HDP ise istikametini ve yardımını muhalefetten tarafa kanalize etti.
İktidar bundan rahatsız olduğu için, bir yandan muhalefetin terörle irtibatını belirtirken, diğer yandan da HÜDA PAR partileri safına dahil ederek, küsen Kürt seçmeni kazanmayı hedefledi. Şu Anda soru şu: İktidarın da muhalefetin de mecbur kalınmasa her ikisinin de tercih etmeyecekleri ittifaklar ne derece doğru? Ve bir öteki soru: Hangisinin eli daha güçlü? Ben her şeye karşın iktidarın daha güçlü ve şanslı olduğunu düşünüyorum. Dikkat edilmesi geren konu şudur: İktidar ve muhalefetin yaslandığı yapıları temsil eden grupları karşı karşıya getirmemeye itina göstermek gerekiyor. Bir seçim uğruna kitleleri birbirine vurdurmanın faturası ağır olur. Demokrasiye zarar vermeden, birbirimizin hak ve hukukunu çiğnemeden bir seçim yapalım. Kimse kimseye hükmetmeye çalışmasın. Herkes özgür iradesiyle sandığa gitsin ve tercihini kullansın. Birbirimizi anlar, farklı niyetlere hürmet duyar, kimseyi ötekileştirmezsek, sonuçta kazanan bizler oluruz. Benim şahsi fikrim Erdoğan’dan yana. Yeniden Cumhurbaşkanı seçileceğini düşünüyorum. Kılıçdaroğlu ve takımına de hürmet duyarım. Sandık başına gidildiğinde herkesin vicdanı ve aklı ile hareket edeceğinden hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Bundan Ötürü hür irade ile gerçekleşecek seçimlerin sonuçlarına herkesin istek göstermesi elzemdir. Kazanan kim olursa olsun, “millet kararıdır” deyip hürmet duyacağız. Ahlaklı, faziletli, anlayış ve hoşgörülü bir seçim süreci dileğiyle…”