enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
46,1187
EURO
53,2596
ALTIN
6.436,59
BIST
13.860,59
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Az Bulutlu
Çarşamba Açık
26°C
Perşembe Açık
27°C
Cuma Az Bulutlu
27°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
22°C

Ertuğrul Özkök: B 747’deki ‘Beyaz Türk’ gazeteci, o ‘Beyaz Türk’ sorusunu neden sordu?

Ertuğrul Özkök, eşinin ismine gönderme yapan “Tansu’ya Mektuplar” başlığı altında yazdığı ve “newsletter” olarak paylaştığı yazılarında bugün …

Ertuğrul Özkök: B 747’deki ‘Beyaz Türk’ gazeteci, o ‘Beyaz Türk’ sorusunu neden sordu?
17.11.2022 16:22
41
A+
A-

Ertuğrul Özkök, eşinin ismine gönderme yapan “Tansu’ya Mektuplar” başlığı altında yazdığı ve “newsletter” olarak paylaştığı yazılarında bugün, gazeteci Pelin Çift’in Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a G20 Liderler Zirvesi için bulunduğu Bali’de Ahmet Kaya ile ilgili sorduğu soruyu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Beyaz Türkler var ya; neler yaptılar malum” yanıtını değerlendirdi. 

Özkök’ün “B 747’deki ‘Beyaz Türk’ gazeteci, o Beyaz Türk sorusunu neden sordu?” başlıklı yazısı şöyle:

Önümde duran metin, tam manasıyla “Resmi bir belge…”

Üzerinde şöyle bir ifade var:

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Endonezya ziyareti sonunda gazetecilerle gerçekleştirdiği söyleşi…”

Onun üstünde de şöyle bir cümle yer alıyor: 

“17 Kasım 2022 Perşembe saat 13’e kadar ambargolu.”

Anlamı açık.

Cumhurbaşkanının Bali’deki G-20 toplantısına giden gazetecilerle yaptığı görüşmenin, “İletişim Başkanlığı tarafından” hazırlanıp, onaylanmış son hali.

Yazıyı yazarken, saat tam 13.14 idi 

Bu yazıyı yazmaya oturduğumda saat 13.15’di.

Yani “ambargo” mühleti dolmuştu ve muhtemelen siz bu yazıyı okurken internet siteleri ve televizyonlarda yayınlamaya başlamış olacaktı.

İletişim Başkanlığı tarafından onaylanmış bir metnin formatını  halini ilk sefer görüyorum.

Bugüne kadar kaç defa Başbakan ya da Cumhurbaşkanı seyahatine gazeteci olarak izledim bilmiyorumböyle bir uygulamanın formatını  o periyotta hiç görmemiştim.

Herbirimizin metni ve yorumu farklıydı.

Metin de hangi gazetecinin hangi soruyu sorduğu da belirtilmiş.

Bir çoğu, artık çok iyi bildiğimiz ve bizim ortamızda “Abdülkadir Selvi tarzı” olarak isimlendirilen farklı bir gazetecilik stili ve formatında sorulmuş.:

“Efendim siz şöyle şöyle demiştiniz.CHP lideri Kılıçdaroğlu halkın da tepkisini çeken şöyle bir karşılık vermişti. Siz bu bahiste ne düşünüyorsunuz?”

Cumhurbaşkanı da artık bildiğimiz üslupla ve “Bay Kemal” diye başlayan karşılığını veriyordu.

Ancak bu kez farklı vedikkati çeken bir soru var…

En sondaki soru…

B 747 grubundan o son soruyu soran gazeteci

Soruyu TRT Haber sunucusu Pelin Çift soruyor. 

O kısmı resmi ve onaylanmış metinden motamot aktarıyorum:

Soru: (Pelin Çift) Bugün sizin de sevdiğiniz, şiirlerini çok da hisli, hoş seslendirdiğiniz Sezai Karakoç’un vefat yıl dönümü. aynı vakitte sizin özel bir bağınızın olduğunu bildiğimiz Ahmet Kaya’nın da vefatının 22. yılı. Haklarında ne söylemek istersiniz?

Soruda şair Sezai Karakoç da varana temasının Ahmet Kaya olduğu dikkatsiz bir gazetecinin bile gözünden kaçmaz. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle yanıt veriyor:

“Her ikisine de Allah rahmet eylesin. İki gün önce de Ahmet Kekeç kardeşimin vefat yıldönümüydü. Onu da rahmetle anıyorum. Tabii Sezai Karakoç esasen daima olarak şiirlerini okuduğumuz, terennüm ettiğimiz bir üstadımız. Ahmet Kaya da ben cezaevine girerken Yedikule’de Kazlıçeşme’de yapılan programa gelmişti. Bu manalı günümüzde onun orada yaptığı konuşma, söylediği kesimler sahiden unutulmazdı. Ben tabii istedim ki nakli kubur yapmak suretiyle Fransa’dan alalım, burada defnini yapalım. Aile olumlu yaklaşmadı, onun için getiremedik. Yoksa o, bu toprakların insanı. Ona yapılanları, o geceyi unutmamız mümkün değil. Kusura bakmayın, kimileri kızıyor ‘niye o denli diyorsun’ diyebu beyaz Türkler var ya; neler yaptılar malum. Olağan vakitte ‘Ahmet Kaya şöyle, Ahmet Kaya böyle…’ Pekala o gece yaptığınız ne? Neler demediler ki? Biz bir sefer daha rahmet diliyoruz.fakat bizim nakli kubur teklifimiz hala masadadır. Bu teklifin değerlendirilmesiyle buna göre bir adım atılabilir. Zira bu topraklar, onun toprağıdır. Kâfi ki aile bu mevzuda kararını versin ve adımı da ona göre atarız. Zira bu ülkede sevenlerinin olduğu kadar herhalde Fransa’da seveni olmaz.”

Jim Morrison’ın Pere Lachaise mezarlığından ‘nakli kubur’ 

Bu karşılıkta iki detay dikkatimi çekti:

(*) Bir; Ahmet Kaya’nı mezarının Paris’teki Pere Lachaise mezarlığından Türkiye’ye nakli…

Bu sayede “nakli kubur” diye bir kavramı da öğrendik. Türkiye’de bilhassa genç Kürtlere sıkı bir mesaj… Paris’te Doors grubunun artık efsaneleşmiş ve o dünyadada neredeyse “aziz” mertebesine çıkarılmış solisti Jim Morrison’ın mezar komşusu Ahmet Kaya… aynı mezarlıkta bir komşusu da Fransa’nın efsane müzikçisi Edith Piaf

Yaşayanları bilmem ama orada yatan insanın pek kolaylıkla ayrılmak istemeyeceği mutena bir semt orası.nedense benzeyenmezarlıkta yatan Yılmaz Güney akıllara gelmemiş.

Soruyu soran Dame de Sion mezunu bir ‘Beyaz Türk’

Ama asıl mesaj “Beyaz Türkler…” İtiraf edeyim “O Beyaz Türkler var ya, neler yaptılar neler” cümlesi beni çok düşündürdü.

Ama işin en enteresan yanı soruyu soran gazeteci. Pelin Çift, İzmirli bir gazeteci. Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nden mezun. Galatasaray Üniversitesi’nde gazetecilik eğitim almış. Şayet bir beyaz Türk profili çizseniz, şıp diye yerine oturacak bir özgeçmişi var yani…

Bu soruyu sorduğuna göre, sanki bir Beyaz Türk olarak ne düşünüyor?

Bu soruyu sorduğuna göre, Ahmet Kaya’ya sempati ile bakan bir İzmirli… Pek çok İzmirl,… Merak ediyorum, Cumhurbaşkanı “Beyaz Türklerin” yakasına yapışırken sanki o ne hissediyordu?   

En azından içinden şu geçmemiş midir:

“Sayın Cumhurbaşkanım ben de bir Beyaz Türküm.fakat Ahmet Kaya hakkında hiç o denli düşünmüyorum…”

Eğer soruyu sahiden kendisi sormuşsa kesinlikle içinden bu soru geçmiştir diye düşünüyorum. Şurası gerçek ki, en azından kendisi Cumhurbaşkanının yaptığı “Beyaz Türkler” genellemesine oturan bir  profile sahip değil. 

Hayali cami cemaati gitti, hayali Beyaz Türk geldi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “Beyaz Türk” kavramını kullanırken ilk sefer bu kadar keskin görüyorum. Buradan da anlıyorum ki önümüzdeki seçimde hayali düşman “Beyaz Türkler” olacak. Cumhurbaşkanı geçmişte mağduriyetini anlatırken, kendi tarafını “zenciler” olarak ifade etmişti. ama nedense partisinin ismini “Siyah Parti” değil “AK Parti” koydu.

Eskiden beri bir sosyolog olarak hep şunu söylüyorum.

“Beyaz Türk” kavramı merhum arkadaşım Ufuk Güldemir’in icat ettiği bir, “Kendimizle dalga geçme”  kavramdır.

“Cami cemaati” gibi o da sosyolojik olarak hiçbir karşılığı bulunmayan uydurma bir etiketten ibarettir. 

Bu kavramlar siyasette fakat “Hayali dostlar” ve “Hayali düşmanlar” yaratmak ve onların yanında ya da onlara karşı gerçek cepheler oluşturmak için kullanılırlar.

“Beyaz Türk” dediklerinizin Spotify listelerine bir bakın

Bir düşünün bugün hükümetin taş sağlam ortağı MHP taraftarı sanki o yıllarda Ahmet Kaya için ne düşünüyordu? Bilmek çok kolay. Bugün hükümeti destekleyen MHP yanlısı köşe muharrirlerinin o günlerde yazdığı yazılara bakın. Ya bugün AK Parti’ye oy veren bir çok insan o günlerde Ahmet Kaya için ne düşünüyordu?

Söyleyeyim… AKP’nin övünerek “Bugün mirasını biz taşıyoruz” dediği Demokrat Partililerin çoğu, 1950’li, yıllarda “hain” gözüyle baktıkları Nazım Hikmet için ne düşünüyorlardıysa onu…

Ama “Zamanın Ruhu” hem Hazım hem Ahmet Kaya konusunda  görüşleri tamamen değiştirdi.

Bugün “Beyaz Türkler” diye yaratılan o hayali profile giren insanların birçoklarının Spotify listelerinde en az üç beş Ahmet Kaya müziği vardır.

Madem Beyaz Türklere daldık, biraz da AK Türklerin çok yakın mazisine bakalım

Madem “Zamanın 25 yıl evvelki ruhuna” daldık gelin biraz da “Ak Türklerin” 5-6 yıllık mazisine bakalım Beyaz Türkler karşıtı 

Mesela, “AK Partili” Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’la da biraz helalleşelim.

Bugünlerde ortalıkta onun geçmişte yaptığı çok ateşli bir konuşmanın görüntüsü dolaşıyor.

Fethullah Gülen’e o denli bir övgü, o denli bir kol kanat germe, o denli bir savunma ve o denli bir “Ben bütün kalbimle senin yanındayım” deme ki…

Eminim bir çok insanı etkilemiştir.

Ama Bekir Bozdağ o kaset kendisine hatırlatılınca dün şunu söylemiş:

“Keşke o konuşmayı yapmasaydım…”

Ne kadar kolay ve kolay söylem edilen bir söz değil mi…

Görüyor musunuz bu ‘Ak Türkler’ geçmişte neler yapmıştı neler…

Şimdi kendinizi  15 Temmuz’dan sonra işinden atılmış bir polis memuru, bir öğretmen, bir memur ya da her şeyini kaybetmiş bir esnaf, bir vatandaş yerine koyun… 

Bu ülkenin en zirvesinden en alttaki yoksuluna  kadar milyonlarca insan bir “vaizin” peşine takılıp gitmişsiniz. Kim olduğunu bile bilmediğiniz birisi sizi Zaman gazetesine abone yapmış. Ne bileyim kenara koyduğunuz üç beş kuruşunuzu “Bank Asya’ya” yatırmışsınız…

Ve hayatınız bir gecede yıkılıp gitmiş… Ne düşünürdünüz Adalet Bakanı’nın bu ‘keşke’sini işitince…

AK Bakanın “keşkesi” ile “zenci gariban”ın “keşkesi” bir olur mu?

Eminim onların içinden pek çoğu da “Keşke yapmasaydım” demiştir.

Ama bu nasıl bir ‘keşke’dir ki AKP’li bir siyasetçiye ikbal yollarını, bakanlık makamlarını açıyor… Garibana ise mapushane  yollarını… Ona ikbalin yolları… Garibana kurşunlar,  cezaevi maltaları…

Taksim katliamının rengi ne; siyah mı beyaz mı? 

Sonuç…

Cumhurbaşkanının, bu türlü bir “Beyaz Türk” kavramı üzerinden ülkeyi bir defa daha bölecek bir seçim kampanyası yapmayı planlıyorsa şayet,  bu bahiste bir daha düşünmesinde fayda var.

Bakın son Taksim akınında yakalanan ya da tespit edilen 6 sanığın altısı da Arap ismi taşıyor.

Altısı da şu an “Türk Ordusu’nun kontrolünde” olduğu söylenen Suriye’den gelmiş…

Yani Türkiye’nin şu anki sorunu hayali bir “Beyaz Türk” değil…

AK Parti iktidarının getirdiği 10 milyon “Siyah Arap…”

Bir gün bir bakarsınız, sorumsuz bir siyasetçi  de çıkmış ve şunu söylemeye başlamış:

“Şu AK Parti iktidarı, ‘Siyah Araplarla’ el ele Türklere neler yaptı neler…”

Ne kadar sorumsuz, ne kadar tehlikeli bir laf değil mi…

O nedenle sayın Cumhurbaşkanı, siz “Cumhur’un başı olarak” siyasette ve günlük hayatta insanların başına eklenen “Ak”, “Beyaz”, “Kara”, Siyah” gibi kavramlara prestij etmeyin lütfen…

Çünkü dünya,  20’inci yüzyılın başından beri insanın derisine yapıştırılan renk sıfatlarından çok çekti.

Çünkü hem renklere yazık oluyor hem bizlere…

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.