Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu üyesi Murat Bardakçı, dün hayatını kaybeden Prof. Dr. İlber Ortaylı’ya veda yazısında, “ Nerede ise yarım asırlık bir arkadaşınızın göçüp gitmesinin hemen ardından bir şeyler yazmak, hayli zordur …

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu üyesi Murat Bardakçı, dün hayatını kaybeden Prof. Dr. İlber Ortaylı’ya veda yazısında, “ Nerede ise yarım asırlık bir arkadaşınızın göçüp gitmesinin hemen ardından bir şeyler yazmak, hayli zordur. O dostun vefatı ne kadar yeni ise hakkında konuşmak da o kadar zorlaşır. Zira şaşırmışsınızdır, ahbâbınızın ebediyyen gittiğinin henüz tam farkına varamamışsınızdır ve kafanızı toparlayıp birkaç söz edebilmek size güç gelir“ dedi.
Sağlık sorunları sebebiyle Koç Üniversitesi Hastanesi’nde bir süredir yoğun bakımda tedavi gören, geçen pazar gününden bu yana entübe edilen Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli entelektüellerinden, tarihçi, ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı, dün 79 yaşında hayatını kaybetti. Ortaylı’nın arkadaşı Murat Bardakçı, Habertürk’te kaleme aldığı yazısıyla Ortaylı’ya veda etti.
Bardakçı, “İlber“ başlıklı yazısında şu ifadeleri kullandı:
“Nerede ise yarım asırlık bir arkadaşınızın göçüp gitmesinin hemen ardından bir şeyler yazmak, hayli zordur. O dostun vefatı ne kadar yeni ise hakkında konuşmak da o kadar zorlaşır.
Zira şaşırmışsınızdır, ahbâbınızın ebediyyen gittiğinin henüz tam farkına varamamışsınızdır ve kafanızı toparlayıp birkaç söz edebilmek size güç gelir.
Dün vefat eden ve yakın arkadaşlarımın en başında gelen İlber’in ardından şu anda ben de bu vaziyetteyim ve yarım asır boyunca devam etmiş dostluğumuzun rengârenk hatıraları şimdi dört bir yanımda resmigeçit yapıyorlar…
Artık hiçbiri hayatta olmayan eser sahibi gerçek âlimler ile keyifli ve uzun sohbetler, aristokrasinin son temsilcileri ile geçirdiğimiz ve tarihî hadiselerden o hadiseleri sanki o anda yaşıyormuşçasına bahsettiğimiz anlar, mutlaka espriler yaparak yahut kahkahalar atarak konuştuğumuz ve sabahlara kadar devam eden kültür, asalet ve zarafet dolu geceler ile o gecelerin değişmeyen ritüeli: İlber ile etrafı çekiştirmemiz, orada bulunanlardan birinin “Amma dedikoducusunuz haaa!” demesi üzerine İlber’in “Dedikodu, mahalle karılarına mahsustur; bizim yaptığımız dedikodu değil, biyografi” cevabını vermesi, sonra o meşhur kahkahasını atması ve daha dünya kadar hoşluk…
Yarım asra yaklaşan bir arkadaşlık, işte böylesine dolu ve güzel hatıralar bıraktı…
Bu yazı, İlber’in ardından bastıran hüznün ve elemin tazeliği sebebiyle kısa, işte bu kadar olacak…
Ama, senelerden bu yana düşündüğüm bir hususu da yazmam gerekiyor:
İlber keşke bu kadar gezmese, şu davet benim o konferans senin diyerek kapı kapı dolaşmasa, evini sadece akşamdan akşama uğranıp uyumaya yarayan bir mekân olarak görmese ve oturup çalışsa idi, eminim ikinci bir Bernard Lewis olur ve hattâ Bernard Lewis’i bile geride bırakırdı.
Nûr içinde yatsın…“