Kayıpların akıbetini soran Cumartesi Anneleri/İnsanları 892’nci hafta açıklamasında gözaltında kaybedilen Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün nerede …

Kayıpların akıbetini soran Cumartesi Anneleri/İnsanları 892’nci hafta açıklamasında gözaltında kaybedilen Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün nerede olduğunu sordu. Yapılan açıklamada, “Bizim itirazımız sadece sevdiklerimizin bedensel kaybına değil, ülkemizde hukuk devletinin, adaletin ve vicdanın da kaybına dairdir” sözlerine yer verildi.
19 Aralık 2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın‘ın infazlar ve kayıplarla ilgili itirafları basına yansıdı. Çarkın, yaptığı itirafların bir kısmında Hüsamettin ve Soner için, “Başlarına birer kurşun sıkmak suretiyle öldürdük. Çerkezköy kırsalına gömdük. Ölürken son tabirleri ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ oldu.” dedi.
Bunun üzerine aile avukatları yeniden suç duyurusunda bulundu. Çarkın’ın tabirlerine karşın devlet, suçu aktif bir biçimde soruşturma ve faillere karşı dava açma yükümlülüğünü yerine getirmedi. Ankara – İstanbul arasında gidip gelen dosya zamanaşımına sürüklenerek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla kapatıldı.
Cumartesi Anneleri ‘nin 892’nci hafta açıklaması şöyle:
Uluslararası hukukun gereği olarak devletler, bir gözaltında kaybetme olayı karşısında, kayıp hadisesinin tam olarak nasıl gerçekleştiğine ilişkin maddi gerçeği açığa çıkarmak, kaybın bulunduğu yeri tespit etmek, failleri yargılamak ve cezalandırmak amacıyla tesirli soruşturma yürütmek zorundadır. Kayıp kişi bulununcaya, akıbeti açığa çıkartılıncaya kadar devletin soruşturma yükümlülüğü devam eder. Bu nedenle soruşturmayı yürüten yetkililer, zamanaşımı, af gibi uygulamaları devreye sokamaz. Lakin Türkiye’de gözaltında kayıp evrakları aktif soruşturma yürütülmeden adliyelerin tozlu raflarında zamanaşımına terk edilmektedir. Akabinde verilen zamanaşımı sebebiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar, fiilen cezasızlığa yol açmaktadır.Zamanaşımı kuralları, adeta adalete erişmeyi ve cezasızlıkla mücadeleyi engelleme aracı olarak kullanılmaktadır. 892.haftamızda bu duruma örnek olarak Hüsamettin Yaman ve Soner Gül belgesini bir defa daha kamuoyu ile paylaşıyor ve tüm topluma hatırlatıyoruz; bizim itirazımız sırf sevdiklerimizin bedensel kaybına değil, ülkemizde hukuk devletinin, adaletin ve vicdanın da kaybına dairdir. 22 yaşındaki Hüsamettin Yaman İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisiydi. Paşabahçe’deki stajını yeni bitirmişti.21 yaşındaki Mehmet Soner Gül ise Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisiydi. Hüsamettin Yaman 2 Mayıs 1992 cumartesi günü konuttan çıktı. 4 Mayıs pazartesi günü Ağabeyi Feyyaz Yaman’ı işyeri telefonundan arayan bir kişi “Hüsamettin, Soner Gül ile birlikte gözaltına alındı. Hayatlarından tasa ediyoruz. Bir an önce emniyete başvurun” dedi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne başvuran Feyyaz Yaman devrin Terörle Mücadele Şube Müdürü Reşat Altay ile görüştü. Reşat Altay “Biz yapsak, köprünün altına bırakırız, haber de veririzfakat bizimle ilgisi yok” dedi. Yaman ve Gül Aileleri, İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve devletin ilgili tüm kurumlarına başvurdu. İnsan Hakları Derneği ve Uluslararası Af Örgütü teşebbüslerde bulundu. Lakin Hüsamettin ve Soner’in gözaltına alındığı kabul edilmedi. Müracaatlarını sürdüren Yaman Ailesi 2 yıl boyunca polis takibinde tutuldu. 19 Aralık 2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın’ın infazlar ve kayıplarla ilgili itirafları basına yansıdı. Çarkın, yaptığı itirafların bir kısmında Hüsamettin ve Soner için “ Başlarına birer kurşun sıkmak suretiyle öldürdük. Çerkezköy kırsalına gömdük. Ölürken son sözleri ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ oldu.” dedi. Bunun üzerine aile avukatları yeniden suç duyurusunda bulundu. Ayhan Çarkın’ın sözlerine karşın devlet, suçu aktif bir biçimde soruşturma ve faillere karşı dava açma yükümlülüğünü yerine getirmedi. Ankara – İstanbul arasında gidip gelen dosya zamanaşımına sürüklenerek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla kapatıldı. Uluslararası hukuka göre, gözaltında kaybetme hatasına yönelik soruşturmaların yalnızca zamanaşımı nedeniyle kapatılması tesirli soruşturma yükümlülüğünün ve hayat hakkının ihlali demektir. Tesirli hukuk yollarının fiilen işlemediği şartlarda tüm gözaltında kaybetme evraklarındaki zamanaşımı kararları kaldırılmalıdır. Hüsamettin Yaman ve Soner Gül dosyası yeniden açılmalı, üniversal hukukun gereğine uygun karar kuruluncaya kadar dosya açık tutulmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin Hüsamettin Yaman ve Soner Gül için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin üniversal hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 193 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma yerimiz Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz. |