Sivil Toplum Atlası’na göre Almanya özgürlüğün “sınırlı” olduğu ülkeler kategorisine girdi. Türkiye ise özgürlüğün “bastırılmış” olduğu ülkeler kategorisinde. Almanya merkezli insan hakları örgütü “Dünya için Ekmek” (Brot für die Welt), Sivil Toplum …

Sivil Toplum Atlası’na göre Almanya özgürlüğün “sınırlı” olduğu ülkeler kategorisine girdi. Türkiye ise özgürlüğün “bastırılmış” olduğu ülkeler kategorisinde.
Almanya merkezli insan hakları örgütü “Dünya için Ekmek” (Brot für die Welt), Sivil Toplum Atlası adını verdiği yıllık raporunu kamuoyu ile paylaştı. Örgüt Başkanı Dagmar Pruin, Berlin’de düzenlediği basın toplantısında “dünyadaki insanların büyük çoğunluğunun elini kaldırıp özgürce konuşamadığına” dikkat çekti. “Almanya’da bile bazı söylemlerin bilinçli şekilde bastırıldığını” ifade eden Pruin, “aşırı sağa yönelik eleştirilerin ideolojik olmakla itibarsızlaştırılmasını” örnek gösterdi.
Sivil Toplum Atlası adlı rapor her yıl küresel açlıkla mücadeleye ve gelişmekte olan ülkelerde sürdürülebilir kalkınmanın teşvikine odaklanan, Almanya’daki Protestan kiliseleri tarafından da desteklenen Dünya için Ekmek örgütünce yayımlanıyor.
Bu yılki raporda ise giderek küreselleşen bir olguya dönüşen dezenformasyona odaklanıldı.
Almanya’da özgürlük “sınırlı”, Türkiye’de “bastırılmış”
Sivil toplum örgütleri, protesto eylemleri ve basın özgürlüğüne ilişkin küresel eğilimleri inceleyen 2026 raporuna göre dünya nüfusunun yalnızca yüzde 3,4’ü gerçekten açık bir toplumda yaşıyor. Buna karşılık yüzde 30,7’si ise tamamen kapalı ve otoriter koşullarda hayatını sürdürüyor.
Örgütün insan hakları uzmanı Silke Pfeiffer, “Bu yıl ‘sınırlı derecede açık’ olarak sınıflandırılan toplumların oranında yüzde 7 artış oldu” dedi. Pfeiffer, “Bu kategoriye ABD, Fransa, İtalya ve evet Almanya gibi demokratik olduğunu iddia eden birçok küresel kuzey ülkesi de dahil” diye konuştu.
Rapora göre bir ülkede sivil toplum kuruluşları ve aktivistler yoğun şekilde baskı altında tutuluyorsa, eylemler zaman zaman şiddetle bastırılıyorsa ve muhalif görüşler sansürleniyorsa bu durumda o ülke “sınırlı” kategorisinde değerlendiriliyor.
Pfeiffer, Almanya’nın sıralamadaki konumunda protestolarda artan polis şiddeti ve gözaltıların önemli rol oynadığını söyledi.
Bu durumun özellikle Gazze’deki sivillerle dayanışma gösterilerini ve iklim protestolarını etkilediğini belirten Pfeiffer, aynı zamanda ülkede queer karşıtlığı, cinsiyetçilik, ırkçılık ve antisemitizm gibi ayrımcılık vakalarının arttığına işaret ettiğini ifade etti.
Raporda bir toplumun özgürlük derecesi “açık”, “kısıtlanmış”, “sınırlı”, “bastırılmış” ve “kapalı” olmak üzere beşe ayrılıyor. Türkiye ise “bastırılmış” toplum kategorisinde yer alıyor. Bu kategori, aktivistlerin ve sivil toplum örgütlerinin izlendiği, yasaklandığı, gösterilerin şiddetle bastırıldığı ülkeleri kapsıyor. Bu kategorideki ülkelerde medya ve internette baskı altında tutuluyor.
Yapay zeka çağında dezenformasyon artıyor
Raporda yapay zeka çağında küresel dezenformasyonun yükselişine de dikkat çekildi. Rapora göre Almanya da bu gelişmeden uzak değil.
Örgüt, Almanya’nın da aralarında bulunduğu 15 ülkede her yaş grubundan 15 bin kişiyle yapılan Ernst & Young Yapay Zeka Algı Endeksi’ne atıfla, insanların yüzde 75’inin yapay zekadan yanlış bilgi alma konusunda endişe duyduğunu, ancak yalnızca yaklaşık üçte birinin bu bilgileri araştırdığını belirtti.
Raporda yapay zeka destekli dezenformasyon kampanyalarının hedef aldığı başlıca konular arasında göç -özellikle suç oranlarıyla ilişkilendirildiğinde-, LGBT+ topluluğu ve iklim değişikliği yer aldı.
2021 yılında Almanya’da insanların yüzde 23’ü iklim değişikliğinin insan faaliyetlerinden değil doğal döngülerden kaynaklandığını düşünüyordu. Geçen yıl bu oran yüzde 33’e yükseldi.
Avrupa Birliği (AB) genelinde ise bu oran beş yıl önce yüzde 25 iken 2025’te yüzde 35’e çıktı.
Dünya için Ekmek, raporda yer verilen bulgulara atfen AB’ye aktivistler ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik korumaları güçlendirme çağrısı yaptı. Ayrıca AB Dijital Hizmetler Yasası’nın (Digital Services Act – DSA) daha etkin uygulanması istendi.
Söz konusu yasa görünüşte Meta ve Google gibi şirketleri platformlarındaki dezenformasyon ve nefret söyleminden sorumlu tutuyor. Ancak yasal boşluklar ve muğlak ifadeler nedeniyle teknoloji devlerinin bu konuda asgari düzeyde çaba göstermesi mümkün oluyor.