“2001 yılında 57’nci hükümet döneminde yaşanmış bankacılık krizinden çok daha vahim bir rezalettir. O günkü iktidarı eleştiren AK Parti’nin bugün kendi yarattığı bu rezilliğin hesabını vermek zorundadır.”

İyi Parti Sözcüsü Buğra Kavuncu, borsada yaşanan “fon krizine” ilişkin olarak, “Dünyanın herhangi bir ülkesinde benzer bir vurgun yaşansa o ülkede ne hükümet ne iktidar kalır. Acilen bir değişikliğe gidilir. Devlet ve iktidar bu alandaki sorumluluğunu yerine getirmedi” dedi.
Kavuncu, Başkanlık Divanı Toplantısı sonrasında partisinin genel merkez binasında basın toplantısı düzenledi. İyi Parti İzmir Gençlik Kolları Başkanı Anıl Boyacıoğlu’na düzenlenen saldırıya değinen Kavuncu, “Bu bizi hem üzdü hem endişeye sevk etti hem öfkelendirdi. Kendisi arabaya binerken yanına yaklaşan bazı şahıslar tarafından saldırıya uğradı. Tabii enteresan olan bu saldırı yapılmadan önce sosyal medyada birtakım paylaşımlarla, bazı tehditlerle partimizin hedef alındığına tanık olduk” diye konuştu.
“Bu işin faillerini bulun ve yakalayın”
“Ailem Güvende” adı altında düzenlenen operasyonların gerçekleştiği hafta böyle bir saldırı haberi aldıklarını dile getiren Kavuncu, “Adalet Bakanı’na sesleniyorum. Eğer Türkiye’de hukuk, adalet, huzur adına yaptığınız bütün bu projeler algıyı yönetmek için yapılmış çalışmalar değilse, her konuda madem bu kadar cesur hareket ediyorsunuz artık bu konuda da cesur bir adım bekliyoruz. Bu işin faillerini bulun ve yakalayın. Sadece aklınıza, işinize gelen dosyaları değil, Sinan Ateş dosyasıyla da ilgili aynı cesareti gösterin. Biz de bunların bir PR çalışması olmadığına, samimi şekilde atılmış adımlar olduğuna kanaat getirelim” dedi.
“Dervişoğlu, bakanlara resmi mektup iletecek”
İyi Parti’nin süreci yakından takip ettiğini vurgulayan Kavuncu, “Bir süredir birçok konuda partimizle uğraşıldığına şahit oluyoruz. Biz demokrasiyi ve hukuku savundukça her yerden ayrı ayrı saldırılar olduğuna şahitlik ediyoruz. İyi Parti ağır taştır, sabrımızın da bir sonu vardır. Hukuk çerçevesinde mücadelemize sonuna kadar devam edeceğiz. Genel Başkanımız Sayın Dervişoğlu hem İçişleri hem de Adalet Bakanları’na mektup göndererek süreci takip edeceğimizi resmi mektupla iletmiş olacak” ifadelerini kullandı.
Borsa ve fonlarda yaşanan gelişmelere ilişkin Kavuncu, “Dünyanın herhangi bir ülkesinde benzer bir vurgun yaşansa o ülkede ne hükümet ne de iktidar kalır. Acilen bir değişikliğe gidilir. Devlet ve iktidar bu alandaki sorumluluğunu yerine getirmedi” dedi.
“Buraya neden müdahale etmediniz?”
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, 5 Kasım 2025 tarihinde fonlarda manipülatif birtakım hareket olduğu yönünde uyarılarda bulunmasına rağmen herhangi bir tedbir alınmadığına işaret eden Kavuncu, “Peki neden buraya müdahale etmediniz? SP nerede? Bu fonları denetleyenler nerede?” diye sordu.
Şimşek’in ilk açıklama yaptığı tarihte 297 milyar TL olan fonlardaki birikimin 822 milyar TL’ye ulaştığına işaret eden Kavuncu, “Bir başka soru ise bu fonlarla ilgili nepotizm olup olmadığıdır. Kimlerin yakınları akrabaları buralarda yetkilidir? Sermaye piyasası kurullarında kimler görev almıştır? İktidara yakın birileri bu işlerin içinde midir ya da bu mesele AK Parti içinde bir gelecek çatışmasının tezahürü müdür?” diye sordu. Kavuncu, sorumluların ortaya çıkarılması için suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.
Kavuncu, şöyle devam etti:
“2025 yılının son çeyreğinde hem SPK hem Maliye Bakanı bir manipülasyon olduğunu ve böyle giderse çok yakında bir kriz olabileceğini de söylüyor.
“AK Parti bu rezilliğin hesabını vermek zorunda”
Bu sistematik risk 2025’in sonunda görülmüşse neden esas düzenlemeler için 2026 Ağustos ayının sonuna kadar beklenmiştir? İktidar bunu cevaplamak zorundadır. Kim neyi ne zaman görmüştür? Risk hangi tarihte kamu otoritelerinin önüne gelmiştir? Enteresan bir durum daha var. Bu fonlar TEFAS’a girmeden önce bir 12 kişi var. Koydukları paranın 524 misli para kazanıyorlar. Bu 12 kişi kim arkadaşlar? Bu kriz patlamadan hemen birkaç hafta önce paralarını yurt dışına gönderenler kim? Bunların iktidarla ilişkileri ne? Bakın bu büyük bir rezalettir. 2001 yılında 57’nci hükümet döneminde yaşanmış bankacılık krizinden çok daha vahim bir rezalettir. O günkü iktidarı eleştiren AK Parti’nin bugün kendi yarattığı bu rezilliğin hesabını vermek zorundadır.
Bütün bir yükü kamunun tamamına yıkmak da millete haksızlık olur. Öncelikle bu işi bu hale getirenlerin mal varlıkları iyi araştırılmalı ve gerekirse vatandaşın kaybını tazmin meselesi de buralardan karşılanmalıdır. İkincisi bu işlemlere karışanlara acilen piyasada işlem yasağı getirilmelidir. Yani bütün sistem normaline döndürülmelidir.
“Türkiye’deki en büyük siyonistler sizdiniz”
AK Parti döneminde Abdullah Öcalan ‘kurucu önder’ oldu. AK Parti döneminde terör örgütü PKK ve Abdullah Öcalan, Kürtlerin temsilcisi haline getirilmeye çalışıldı. Tabelalardan Türk ve Türkiye Cumhuriyeti ibareleri bazı noktalarda kaldırıldı. Andımız yasaklandı. Bunların hepsi milli birliği yok edecek ve şuursuzca atılmış adımlardır. Vatandaşlarımızın eşitliğini bozacak birtakım amaç ve emeller de AK Parti iktidarı döneminde peydahlanmıştır. Artık topraklarımızda ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ veya ‘Türk öğün çalış güven’ gibi ifadelerden rahatsızlık duyduğunu söyleyecek kadar cüretkâr davrananlar ortaya çıkmıştır. Öyle antidemokratik bir ortam oluşturuldu ki, yaşanabilecek riskleri gündeme getirdiğimiz için siyonistlikle itham edilecek bir dil kullanıyor. İşin ilginç ve tuhaf tarafı da ise bütün katliamlarına rağmen İsrail’le ticaretini devam ettirenler bu cümleyi kuruyorlar. O zaman şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Demek ki 2 yıl öncesinde Türkiye’deki en büyük siyonistler sizdiniz. Zira bugün kurucu önder dediklerinize o gün başka bir dil, bugün beraber yol yürüdüğünüz siyasi partiye de bambaşka bir hitap şekliniz vardı.
“Bu yasa, milletvekillerinin itibarını ve önemini aşağı çekecek bir anlayış ve tavırla TBMM’ye getirilmiştir”
Kavuncu süreç için “Nihai hedefleri terör örgütü başına özgürlük vermektir” değerlendirmesini yaptı.
( ANKA )