enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
44,0680
EURO
51,2016
ALTIN
7.301,96
BIST
12.792,81
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Az Bulutlu
Pazartesi Parçalı Bulutlu
11°C
Salı Açık
16°C
Çarşamba Açık
14°C
Perşembe Az Bulutlu
10°C

Aziz İhsan Aktaş davasında ikinci gün | Oya Tekin: Aktaş’ın belediyede yıllardır devam eden iş ilişkileri dönemimde sona erdi

Aziz İhsan Aktaş davasında ikinci gün | Oya Tekin: Aktaş’ın belediyede yıllardır devam eden iş ilişkileri dönemimde sona erdi

Aziz İhsan Aktaş davasında ikinci gün | Oya Tekin: Aktaş’ın belediyede yıllardır devam eden iş ilişkileri dönemimde sona erdi
28.01.2026 16:00
1
A+
A-

Aziz İhsan Aktaş’ın liderliğini yaptığı ‘organize suç örgütü’nün, bazı belediye başkanlarına rüşvet vererek ihaleleri organize ettiği iddiasıyla, 33’ü tutuklu 200 sanık hakkında açılan davanın ilk duruşmasının ikinci günü, sanık savunmalarıyla başladı. Duruşmada savunması alınan Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, “Aziz İhsan Aktaş’ın Seyhan Belediyesi’nde yıllardır devam eden iş ilişkileri, benim dönemimde sona ermiştir. Açık ihaleye çıkılmış, kendisi bu ihalelere dahi katılmamıştır. İddianamede adı geçen birçok şirketle ilişkilerinin devam ettiği kabul edilirken, Seyhan Belediyesi özelinde bunun kesildiği görülmektedir. Burada husumetin kaynağını ayrıca aramaya gerek olmadığını düşünüyorum. Çünkü ben, onun iş alanını ortadan kaldırdım. Göreve geldikten bir hafta sonra, bir hukukçu refleksiyle Sayıştay raporlarını, müfettiş raporlarını, önceki yönetim dönemine ilişkin denetim raporlarını istedim. Belediye yönetimine bu şekilde başladım” dedi.

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu Kampüsü’nde bulunan duruşma salonunda görülen, CHP’li bazı belediye başkanlarının da arasında bulunduğu 200 sanıklı “Aziz İhsan Aktaş davası” olarak bilinen davanın ilk duruşmasının ikinci günü başladı.

Sanıklar arasında, “etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanarak tahliye edilen Aziz İhsan Aktaş ile tutuklu belediye başkanları Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar; tutuksuz Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere ve Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer de de bulunuyor.

Marmara Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısında yer alan 1 no’lu salonda görülen duruşmanın ikinci gününde, bazı sanıklar ve avukatları salonda hazır bulundu.

Davayı kimler takip ediyor?

Sabah erken saatlerde, bazı sanık avukatları ve basın mensuplarının yanı sıra CHP Genel Başkan Yardımcıları Gül Çiftci, Burhanettin Bulut, Gökan Zeybek, CHP milletvekilleri Mahmut Tanal, Müzeyyen Şevkin, Orhan Sümer, Ayhan Barut, Bülent Tezcan ve CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, Adana İl Başkanı Anıl Tanburoğlu, Sancaktepe Belediye Başkanı Alper Yeğin ile bazı sanık yakınları da Silivri’ye geldi.

Kayhan: Belediyeye ait su deposu içerisinde bulunan konteynerde kalıyor, geceleri de müdürlüğümüzün kurulmasına ilişkin çalışma yönergeleri hazırlıyordum

ANKA’nın aktardığına göre duruşmada ilk olarak, 8 Temmuz’da tutuklanan ve “rüşvete aracılık etmek” suçlamasıyla yargılanan Adıyaman Belediye Başkan yardımcısı Ceyhan Kayhan’ın savunması alındı. Kayhan, göreve başladığı dönemde Adıyaman’ın, hem devlet kurumlarının hem de belediyenin yürüttüğü altyapı çalışmaları nedeniyle adeta bir şantiye alanı olduğunu belirterek, şu savunmayı yaptı:

“Kış yeni çıkmıştı, yollar kazılmış, kent ciddi sorunlarla boğuşuyordu. Belediye binasının yıkılmış olması nedeniyle kurumsal hafıza da kısmen yok olmuştu. Yıllardır belediyecilik tecrübem olduğu için, bu süreçte Adıyaman’da faydalı olabileceğimi düşünerek göreve başladım. Gündüzleri sahada, sokaklardaki sorunların çözümüyle ilgileniyor, akşamları ise arkadaşlarımla birlikte belediyenin kurumsal yapısını güçlendirmeye yönelik çalışmalar yürütüyordum. Adıyaman Belediyesi’ne ait su deposu içerisinde bulunan bir konteynerde kalıyor, geceleri de burada müdürlüğümüzün kurulmasına ilişkin çalışma yönergeleri hazırlıyordum.

“Bu ülkede kötülük sıradanlaşmış; insanlar kendi konforları uğruna yalan söyleyebilmekte, iftira atabilmekte ve hayatlarını karartabilmektedir”

Hayatım, gece gündüz Adıyaman Belediyesi için çalışmakla geçti. Gündüz belediyede ve sahada, geceleri ise kaldığım küçük konteynerde çalışmalarıma devam ettim. Bunu yapmamın tek nedeni, Adıyaman’da yaşanan büyük travmalardı. İnsanlar yakınlarını kaybetmiş, derin acılar yaşamıştı. Ben, insanların acısını hisseden biriyim. Bir parça ekmek gördüğümde onu yerden alırım; çünkü onun emekle, alın teriyle üretildiğini bilirim. Ancak üzülerek söylüyorum, bu ülkede kötülük sıradanlaşmıştır. İnsanlar kendi konforları uğruna başkalarına yalan söyleyebilmekte, iftira atabilmekte ve hayatlarını karartabilmektedir. Ben de böyle bir iftirayla karşı karşıya kaldım ve bu nedenle 8 aydır cezaevindeyim.

Hakkımda ifade veren Savaş Çetinkaya’yı 2016 yılından, İzmir’den tanırım. Altaş firmasında birlikte çalıştık. Personel alımlarında kendisiyle sık sık irtibat kurardım. Aramızda uzun yıllara dayanan bir arkadaşlık ve zaman zaman para alışverişi olmuştur.

“Yıllardır süregelen arkadaşlık ve para alışverişi, rüşvet olarak gösterilmektedir”

Belediye başkan aday adaylığı sürecimde Ankara’da da yanımdaydı; sürekli görüşür, destek olurduk. Ancak bu arkadaşım, anlam veremediğim bir şekilde bana iftirada bulunmuştur. Yıllardır süregelen arkadaşlık ilişkisi ve para alışverişi, dosyada rüşvet olarak gösterilmektedir. Kendisine gönderdiğim 25 bin lira, sanki ondan rüşvet almışım gibi dosyada aleyhime kullanılmıştır. Oysa dosyada açıkça görüldüğü üzere, aramızda karşılıklı para transferleri bulunmaktadır. Savcılık makamı bu hususu göz ardı ederek, beni rüşvet almış gibi göstermektedir. Bunu kabul etmiyorum.

4 Temmuz akşamı kendisi beni arayarak, İzmir’de tutuklanan bir arkadaş için avukat parası istedi. 30 bin lira göndereceğimi söyledim. Ertesi sabah, 5 Temmuz’da polisler tarafından aranarak belediyeye çağrıldım ve kendi isteğimle giderek gözaltına alındım. Bu kadar yakın ilişkide olduğum bir arkadaşın beni bu duruma düşürmesini anlamakta zorlanıyorum.”

“Kimseden rüşvet almadım, kimseye de rüşvete aracılık etmedim”

Ceyhan Kayhan, başlangıçta “irtikap” iddiasıyla gözaltına alındığını, sonrasında “rüşvete aracılık” iddiasının yöneltildiğini ifade ederek, şöyle konuştu:

“Kimseden rüşvet almadım, kimseye de rüşvete aracılık etmedim. Tüm değerlerim üzerine yemin ederim. İddia makamı, sözde rüşveti bir ihale sürecine bağlamaktadır. Oysa görev yaptığım bir buçuk yıl boyunca ilgili firma ya da bağlantılı firmalara hiçbir ihale verilmemiştir. Göreve başladığımızda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Avrupa Birliği fonları ve diğer belediyeler tarafından temizlik araçları belediyemize tahsis edilmişti. Yaptığımız değerlendirmeler sonucunda yeni bir ihaleye gerek olmadığına karar verdik. Zaten söz konusu firmanın ihalesi 30 Eylül’de sona ermektedir. Bir ihalenin başlatılabilmesi için en az 3–3,5 ay önceden sürece girilmesi gerekir. Biz haziran ayında bu ihaleye çıkmamaya karar verdik ve çıkmadık. Dolayısıyla ihaleye aracılık ettiğim iddiası tamamen dayanaksızdır.”

Hakediş ödemeleriyle ilgili iddiaların da gerçeği yansıtmadığını söyleyen Kayhan, “Ortada olmayan bir ihale ve olmayan bir menfaat üzerinden, bana isnat edilen suçlamaları kabul etmiyorum. Yıllardır belediyede çalışıyorum hakkımızda açılan hiçbir dava yok. İlk defa böyle bir şeyle karşılaşıyoruz. İddia makamında geçen suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. 8 aydır cezaevindeyim. Ailem İzmir’de ve her ay buraya gelmeye çalıştılar. Çok zor bir süreçti bizim için. Umarım bu da son olur. Tahliyemi istiyorum” dedi.

Aydar: Aktaş ve akrabalarının, benim görev sürem içerisinde belediyeden aldığı herhangi bir ihale yok

Rüşvet almakla suçlanan tutuklu Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar da savunmasında, hakkındaki suçlamaları reddederek, tahliyesine ve beraatine karar verilmesini istedi.

Aydar, 2024’te Ceyhan Belediye Başkanı seçildiğini, bu tarihten sonra Aziz İhsan Aktaş’ın ya da yakınlarının belediyeden aldığı herhangi bir ihale bulunmadığını söyledi. Kendisinden önceki döneme ait ihalelerin de kendi döneminde devamı ya da yenilenmesinin söz konusu olmadığını bildiren Aydar, şunları kaydetti:

“Tekrar ediyorum, Aziz İhsan Aktaş ve akrabalarının, benim görev sürem içerisinde belediyeden aldığı veya devam ettirdiği herhangi bir ihale yoktur. Aktaş ailesine ait şirketlere yapılan ödemeler usulüne uygun şekilde gerçekleştirilmiştir. Aynı tarihlerde, belediyeden alacağı bulunan diğer firmaların da ödemeleri yapılmıştır. Bu firmalara yapılan ödemeler, özel ya da ayrıcalıklı ödemeler değildir; belediyenin borcu bulunan tüm firmalara yapılan rutin ödemelerdir.

İhsan Aktaş, değeri 4 milyon TL olan bir daireyi 20 milyon TL’ye aldığını ve bunun rüşvet olduğunu iddia etmektedir. Ancak Sayın Başkanım, babamla ev pazarlığı yaptığını söylediği 25–26 Temmuz tarihinde, akrabalarına ait şirketlerin belediyeden alacağı yalnızca 1,5 milyon TL’dir. Tapu devrinin yapıldığı ağustos ayında da bu alacak yine 1,5 milyon TL’dir. Daha da önemlisi, kasım ayında 300 bin dolar verdiğini iddia ettiği tarihte, şirketlerinin belediyeden alacağı tek bir kuruş dahi yoktur. Sayın Başkanım, 1,5 milyon TL alacağı olan bir şirket için 20 milyon TL ödeme yapılması hayatın olağan akışına aykırıdır. Hiçbir alacağı bulunmayan bir şirket için 300 bin dolar verilmesi ise akla ve mantığa sığmamaktadır.

“Babam müteahhit, Aktaş ile olan ilişkisi tamamen ticari, ticaret yapmak suç değildir”

Savcılığın dahi çıplak haliyle 15 milyon TL olarak belirttiği bu daireler, babam tarafından full eşyalı ve özel tasarımlı şekilde Aziz İhsan Aktaş’a 15–16 milyon TL bedelle satılmıştır. İhsan Aktaş ise ifadesinde bu evleri 20 milyon TL’ye aldığını söylemekte; 4 milyon TL’yi tapuda, 6 milyon TL’yi ayrıca ve 300 bin dolar ödediğini iddia etmektedir. Ancak iddia edilen 6 milyon TL’lik ödeme, daire satışıyla ilgili değildir. Bu bedel, babam tarafından kendisine satılan araçla ilgilidir.

Savcılık tespitlerine göre aracın kasko değeri 12 milyon TL olmasına rağmen, araç kendisine 6 milyon TL’ye satılmıştır. Trafik devri yapılmış, araç fiilen teslim edilmiş ve Aktaş tarafından kullanılmıştır. Bu husus HGS, MOBESE kayıtları ve trafik cezalarıyla da sabittir. Dolayısıyla araç, iddia edildiği gibi değerinin üzerinde değil; piyasa değerinin çok altında satılmıştır. Sayın Başkanım, anlattığım tüm bu rakamlar ve hususlar savcılığın kendi tespitleriyle dosyaya girmiştir. Ben Aziz İhsan Aktaş’tan 300 bin dolar almadım. Eğer böyle bir para almış olsaydım, bunu inkar etmezdim. Çünkü burada babam ile Aktaş arasında yapılan bir ticaret söz konusudur. Babam daireyi sattığını kabul etmektedir. Ortada suç teşkil eden bir durum yoktur. Ticaret yapmak suç değildir.”

“Babamın hiçbir ticari ilişkisine dahil olmadım”

Başkan Aydar, babasının hiçbir ticari ilişkisine dahil olmadığını belirterek, “Babam, Türkiye genelinde faaliyet gösteren, müteahhitlik yapan, Ceyhan Ticaret Borsası Başkanı olan başarılı bir iş insanıdır. Aziz İhsan Aktaş ile olan ilişkisi tamamen ticari niteliktedir. Bu ticaretin kazanan tarafı da Aktaş’tır. Ben bu ticari detaylara, ancak gözaltına alındıktan sonra vakıf olmak zorunda kaldım” dedi. Aydar, iddianamede konu edilen hiç malın değerinden yükseğe satılmadığını belirterek, “Aziz İhsan Aktaş ‘rüşvet verdim’ diyor ama verdiği rüşvet, malın değerini karşılamıyor” diye konuştu.

Tekin: 35 yıllık bir hukukçu olarak karşınızdayım

Duruşmada, 4 Haziran’da tutuklanan ve “rüşvet almak” suçlamasıyla yargılanan Seyhan Beldiye Başkanı Oya Tekin’in savunması alındı. Tekin, “Sayın Başkanım, sayın heyet üyeleri, şu an karşınızda, bir milyon nüfuslu Seyhan halkının seçilmiş iradesi olarak bulunuyorum. Ancak bundan da önemlisi, 35 yıllık bir hukukçu olarak karşınızdayım. Bir hukukçu olarak meslek hayatım boyunca tarihi davalara hep dikkatle baktım. Hukuk devleti ilkesine, yargılamaların tarihe nasıl not düştüğüne önem verdim. Mesleki yaşamımı da bu hassasiyetle şekillendirdim” diye konuştu.

“Suç örgütü liderliğinden yargılanan özel araçlarla geldi, biz adeta ‘canlı tabut’ denilen koşullarda taşındık”

Oya Tekin, dün tutuklu belediye başkanları olarak bir araya getirildiklerini, basını takip etme, avukatlarıyla görüşme imkanı bulamadıklarını, son derece insani ihtiyaçları bir çay ya da su taleplerinin bile karşılanmadığını anlattı. Tekin, şöyle devam etti:

“Savunma hakkı kutsaldır. Ben yıllarca insanların savunma hakkına aracılık etmiş bir hukukçuyum. Dün ise savunma hakkını kullanacak durumda bile değildik. Tansiyonum düştü, konuşamayacak hâle geldim. Eğer savunma sırası bana o an gelseydi, bu şartlarda ifade veremeyeceğimi söylemek zorunda kalacaktım. Akşam koğuşa döndüğümde koğuşumdaki kadın arkadaşlar beni karşıladı. Bana, basında izledikleri haberlerden yola çıkarak, ‘suç örgütü liderliği’nden yargılanan birinin özel araçlarla, makam aracı ve korumalarla getirildiğini söylediler. O an gözlerim doldu. Dokuz aydır, haklılığımın verdiği güçle ayakta duruyorum; her gün ağlayan biri değilim. Ama o an düşündüm: Bizler, bölmeli, kapalı cezaevi araçlarında, adeta ‘canlı tabut’ denilen koşullarda taşındık. Bu uygulamayı tarihe not düşmek istiyorum.

Aziz İhsan Aktaş’a adliyenin VIP girişinin kullandırılması ve resmi koruma verilmesine CHP’den tepki: Bu tablo yargının çifte standardına işaret eder!

“Gizlilik kararı olan bir dosyadaki bilgilerin, nasıl ve kimler tarafından sızdırıldığını sormak istiyorum”

Cezaevinde televizyonu çok nadir açıyorum. Ancak her açtığımda, kendine gazeteci diyen bazı kişiler tarafından, aynı dosya üzerinden, aynı cümlelerle, aynı ithamlarla yargısız infaz yapıldığını görüyorum. Dün akşam yine Seyhan Belediyesi ile ilgili aynı senaryoyu izledim. Gizlilik kararı olan bir dosyadaki bilgilerin, nasıl ve kimler tarafından sızdırıldığını sormak istiyorum. Bir hukukçu olarak, masumiyet karinesinin bu kadar pervasızca çiğnenmesini kabul edemiyorum. Masumiyet karinesi evrensel bir ilkedir. Bir insan, hüküm verilene kadar masumdur. Gizli soruşturma dosyalarında yer alan bilgilerin, televizyon ekranlarında kesin suç gibi sunulması bu dönemin yargı pratiğine dair tarihsel bir nottur.”

“Çağrıyla ifade verebilecekken şafak operasyonları tercih edilmiştir”

Tekin, Adana’nın ilk seçilmiş kadın belediye başkanı olduğunu, bu göreve bir lütufla gelmediğini, yıllarca verdiği mücadeleyle, kadın hakları, eşitlik, adalet ve özgürlük için yürüttüğüm çalışmalarla halkın iradesiyle seçildiğini belirtti. Tekin, şöyle devam etti:

“Şafak operasyonu yapılmasına gerek yoktu. Çağrılsaydım giderdim. Antalya’da Yörük Türkmen Festivali’ndeydim. Otelden alındım. Kaçacak biri değilim. Hukuku bilen biriyim. Buna rağmen, ülkemde daha önce defalarca tanık olduğumuz şekilde, çağrıyla ifade verebilecek kişiler yerine, şafak operasyonları tercih edilmiştir. Antalya’da nezaretteyken, eşimin de Adana’da gözaltına alındığını öğrendim. Henüz neyle suçlandığımızı dahi bilmiyorduk. Ortada suçüstü yoktu, sadece bir şüphe vardı. Buna rağmen, gizli olması gereken dosya bilgileri kamuoyunda dolaşıma sokuldu.

“Emniyetin kamerası olduğu, arşiv amaçlı kullanılacağı söylendi”

Sayın Başkanım, ben bir hukukçuyum. Bu ülkenin onurlu bir vatandaşıyım. Üç evlat yetiştirdim. Onlara bırakacağım en önemli miras onurumdur. Bugün de onurluyum. Buradan da başım dik çıkacağıma inanıyorum. Bu yaşananların tamamını, hem şahsım hem de bu ülkenin hukuk tarihi adına kayda geçmesi için anlatıyorum. Gözaltına alındığım gün, benimle birlikte iki kadın belediye başkanı daha bulunuyordu. Herhangi bir ayrıcalık talep etmedik. Hepimiz sıradan şekilde otobüslere bindirildik. Beş belediye başkanı, bir önceki dönem milletvekilimizle birlikte sıralandık. Bu sırada bir kamera çekimi yapıldığını fark ettik. Basının olup olmadığını sorduk. Ortam son derece gergindi. Bunun emniyetin kamerası olduğu, arşiv amaçlı kullanılacağı söylendi.

“Fiilen dinlenilmiş gibi yapıldı ancak gerçekte savunmamız alınmadı”

Sağlık kontrolünden sonra, gecenin üçünde Çağlayan Adliyesi’ne getirildik. Fiilen dinlenilmiş gibi yapıldı ancak gerçekte savunmamız alınmadı. Tutuklandık ve ben cezaevine gönderildim.

Cezaevindeki ilk görüşümde, dışarıda çocuklarımın, ailemin ve bana güvenerek oy vermiş Seyhanlı hemşerilerimin beklediğini öğrendim. Buradan kendilerine destekleri ve güvenleri için teşekkür ediyorum.

“Fotoğrafımı, masumiyetimi ispatladığımda, çalışma ofisimde asacağım”

İlk ziyaretçim bana, üzgün bir şekilde, iki kolumda polislerle çekilmiş bir fotoğrafımın basına servis edildiğini söyledi. O an anladım ki bu görüntü, gizlilik kararı olan bir dosyada, emniyet kamerasıyla çekilen görüntüydü. Şunu açıkça ifade ettim: Benim için sorun değildir. Bu fotoğrafı, masumiyetimi ispatladığımda, çalışma ofisimde asacağım ve altına ‘Ben de bu hukuksuzluğu yaşadım’ yazacağım.”

“Aziz İhsan Aktaş benimle görüştüğünü söylemedi, iddianamede parantez içi ifadelerle ‘eşinin benim adıma parayı aldığı’ yönünde bir varsayım kuruldu”

Tekin, Adana’da serbest çalışan bir avukat olan eşinin, iddianameye göre, “Ankara’da Aziz İhsan Aktaş ile görüştüğünü, Aktaş’ın belediyeden alacağını tahsil edememesi üzerine kendisine bir milyon dolar verildiğinin belirtildiğini” aktararak, “İsnat edilen eylem budur. Suç olarak da Türk Ceza Kanunu’nun 252/2 maddesi uyarınca rüşvet alma gösterilmektedir. Ancak burada dikkat çekici olan şudur, Aziz İhsan Aktaş, benimle görüştüğünü söylememektedir. Benimle ilgili herhangi bir görüşme, konuşma ya da talimat iddiası yoktur. Buna rağmen iddianamede, parantez içi ifadelerle, niyet okumaya dayalı şekilde, ‘eşinin benim adıma parayı aldığı’ yönünde bir varsayım kurulmuştur. Bu varsayım, ne maddi vakaya ne de somut delile dayanmaktadır” dedi.

Ceza hukukunda suçun oluşabilmesi için maddi unsur, manevi unsur ve hukuka aykırılık unsurlarının birlikte bulunması gerektiğini vurgulayan Tekin, soruşturma evresinde savcılık makamının, yeterli şüpheyi maddi vakalarla ortaya koymak zorunda olduğunu aktardı.

“Yeterli şüphe oluşmadan iddianame düzenlendi, kamuoyu önünde yargısız infaz yapıldı”

Yeterli şüphenin, varsayımlarla ve niyet okumayla değil, hukuka uygun elde edilmiş somut delillerle oluşturulacağını anlatan Tekin, savunmasına şöyle devam etti:

“Bu dosyada yeterli şüphe dahi oluşmadan iddianame düzenlenmiştir. Kaldı ki tutuklama için yeterli şüphe de yetmez; kuvvetli suç şüphesinin varlığı gerekir. Buna rağmen ben dokuz aydır Silivri Cezaevi’nde tutukluyum. Dokuz ay… Bu süre, yalnızca şahsım açısından değil, ülkemiz, toplumumuz ve adalet duygusu açısından son derece ağırdır. Suçun en temel unsuru olan kamu görevlisi sıfatı açısından bakıldığında dahi, benimle kurulmuş bir irtibat yoktur. Bir görüşme yoktur, bir talimat yoktur, bir talep yoktur. Buna rağmen rüşvet alma suçlamasıyla tutuklandım.

Ayrıca savcılık makamı yalnızca iddia edilen delilleri değil, lehime olan delilleri de toplamakla yükümlüdür. İfadelerimde açıkça bir husumet bulunduğunu dile getirdim. Bu husumetin ne olduğuna dair hiçbir araştırma yapılmadı. İfadelerim bütüncül şekilde değerlendirilmedi. Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı hiçe sayılarak, gizlilik kararı olan bir dosya üzerinden kamuoyu önünde yargısız infaz yapıldı.”

“Rüşvet suçunda etkin pişmanlık, suç ortaya çıkmadan önce, failin kendi iradesiyle bildirmesi halinde söz konusu olabilir”

Tekin, etkin pişmanlığın, bir beyan delili olduğunu, özgür iradeyle verilmiş olması gerektiğine işaret ederek, dosyadaki etkin pişmanlık beyanlarının tutukluluk koşullarında, yani özgür iradenin ciddi şekilde baskı altında olduğu bir ortamda alındığının görüleceğini söyledi.

Tekin, “Rüşvet suçunda etkin pişmanlık, suç ortaya çıkmadan önce, failin kendi iradesiyle gidip durumu bildirmesi halinde söz konusu olabilir. Oysa burada soruşturma başlamış, kişiler tutuklanmış ve sonrasında bu beyanlar alınmıştır. Bu haliyle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması hukuken mümkün değildir” değerlendirmesini yaptı.

Yeterli şüphe dahi oluşmadan, suçun maddi ve manevi unsurları ortaya konulmadan, Silivri Cezaevi’nde tutulduğunu söyleyen Tekin, “Bu durum yalnızca benim açımdan değil, toplumun adalet duygusu açısından da son derece ağır bir tablodur. Cezaevi koşullarında, sınırlı imkânlarla bu savunmayı hazırladım. Sırf bu koşullar yüzünden benim koğuşumdan 3 kişi etkin pişmanlık hükümlerinden faydalandı. Belki sadece savunma yapmakla yetinmemek, söyleyeceklerimizi bir dilekçeyle de sunmak gerekir. Çünkü yaşananlar gerçekten çok acıdır. Bu yalnızca benim adıma değil, bu toplum adına acı bir tablodur. Bir toplumda ahlaki deformasyon, özellikle adalet mekanizmasında başlarsa, bunun altında hepimiz kalırız. Sonrasında hukuk, hak ve adalet kavramlarını konuşmak anlamını yitirir” dedi.

“Aziz İhsan Aktaş’ı tanımam”

Aziz İhsan Aktaş’ı tanımadığını, Aktaş’ın etkin pişmanlık kapsamında verdiği beyanların, Seyhan Belediyesi ve şahsı açısından açıkça bir hesaplaşma aracına dönüştürüldüğünü ifade eden Tekin, süreçte eşimin adının da dosyaya bu şekilde sokulduğunu söyledi.

Aziz İhsan Aktaş’ın, Adana’da ve Türkiye’nin birçok yerinde belediyelerle çalışan, belediye yapısını iyi bilen, bu ilişkileri yıllardır sürdüren birisi olduğunu aktaran Tekin, şunları kaydetti:

“Ben belediyenin iç işleyişini yeni öğrenen, kamu kaynaklarını doğru kullanmaya çalışan bir yönetici konumundaydım. Aziz İhsan Aktaş, 19 Temmuz tarihinde rüşvet verdiğini iddia etmektedir. Oysa ben o tarihte henüz görevimin üçüncü ayındaydım. Seyhan’ın birikmiş, ağır sorunlarıyla boğuşuyordum. Hizmet üretmeye, sistemi düzeltmeye çalışıyordum. Böyle bir rüşvet ilişkisi iddiasının, hayatın olağan akışıyla da hiçbir ilgisi yoktur. İddianamede Aziz İhsan Aktaş’ın bir suç örgütü kurduğu, bu örgütün kamu idarelerini ele geçirerek ihaleler aldığı, fiyatları yükselttiği belirtilmektedir. Ben göreve geldiğimde, tam da bu tür yapıları kırmak için çalıştım. Çünkü sürdürülebilir bir yolsuzluk düzeni ancak bu şekilde ayakta kalır. Ben bu düzeni bozduğum için bugün buradayım.

“Aktaş’ın belediyede yıllardır devam eden iş ilişkileri dönemimde sona ermiştir”

Nitekim Aziz İhsan Aktaş’ın Seyhan Belediyesi’nde yıllardır devam eden iş ilişkileri, benim dönemimde sona ermiştir. Açık ihaleye çıkılmış, kendisi bu ihalelere dahi katılmamıştır. İddianamede adı geçen birçok şirketle ilişkilerinin devam ettiği kabul edilirken, Seyhan Belediyesi özelinde bunun kesildiği görülmektedir. Burada husumetin kaynağını ayrıca aramaya gerek olmadığını düşünüyorum. Çünkü ben, onun iş alanını ortadan kaldırdım. Göreve geldikten bir hafta sonra, bir hukukçu refleksiyle Sayıştay raporlarını, müfettiş raporlarını, önceki yönetim dönemine ilişkin denetim raporlarını istedim. Belediye yönetimine bu şekilde başladım. Amacım; yasaya, mevzuata ve kamu yararına uygun bir belediyecilik anlayışı kurmaktı. Bu raporlarda özellikle park ve bahçelerle ilgili ihalelerde ciddi sorunlar tespit edilmişti. Kamu kaynağında israf vardı, personel yapısı bozulmuştu, belediyenin önemli bir alanı fiilen bir müteahhidin kontrolüne bırakılmıştı. Ne yaptım? Belediye bünyesinde yeterli personel varken bu işlerin belediye eliyle yapılabileceğini düşündüm. Park ve bahçeler ihalesini açmadım. Bunun yerine, belediye personeliyle ve 270 kadına istihdam sağlayan bir toplumsal sorumluluk modeliyle bu hizmetleri yürüttüm.

Eğer benim zihniyetim rüşvet, menfaat ve kişisel kazanç üzerine kurulu olsaydı; bu alandan en az 500 milyon liralık bir rant sağlanabilirdi. Tam tersine, kamu kaynağını korudum, tasarruf ettim. Bu nedenle bugün yargılanıyorum. Aziz İhsan Aktaş ihaleye devam edemedi. Onunla birlikte hareket eden başka kişiler de bu alanın dışında kaldı. İddianamede yer alan ilişkiler, imzalar ve organizasyonlar anlatılırken, Seyhan Belediyesi’nde bu yapının neden sona erdiği hiç sorgulanmamıştır. Ben burada bir suçtan değil, bir belediyecilik anlayışından dolayı yargılanıyorum. Süresi belirsiz bir tutukluluk içindeyim. Bu yalnızca benim değil, bu ülkenin adalet duygusu açısından da ağır bir tablodur.”

Tutuklu Belediye Başkanı Oya Tekin: Suçum, Aziz İhsan Aktaş’ın benimle konuştuğunu iddia etmesi

Güncellenecek…

ETİKETLER: , , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.