enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
45,5176
EURO
52,9944
ALTIN
6.644,89
BIST
14.367,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
26°C
İstanbul
26°C
Açık
Pazar Hafif Yağmurlu
21°C
Pazartesi Az Bulutlu
20°C
Salı Az Bulutlu
24°C
Çarşamba Az Bulutlu
22°C

CHP neden saldırı altında?

Dün iktidara en sert sözleri söyleyenlerin bugün gidip aynı iktidarın rozetini takması, Türkiye siyasetinin yaşadığı ahlaki krizi gösteriyor. Bu yalnızca CHP’ye yapılmış bir haksızlık değildir. Bu, seçmene yapılmış bir saygısızlıktır

CHP neden saldırı altında?
16.05.2026 16:00
1
A+
A-

Yunus Emre*

Türkiye, artık olağan bir siyasi rekabet döneminden geçmiyor. Karşımızda sandıkta yarışan, halkın desteğini kazanmak için politika üreten, ülkenin sorunlarına çözüm öneren bir iktidar yok. Karşımızda desteğini kaybettiğini gören, demokratik koşullarda yapılacak bir seçimde iktidarını sürdüremeyeceğini anlayan ve bu nedenle devlet gücünü muhalefeti bastırmak için seferber eden bir iktidar var.

Bugün CHP’ye yönelen saldırıları tek tek dava başlıkları, medya kampanyaları, parti transferleri ya da iftira dosyaları olarak okumak eksik olur. Bütün bunlar aynı siyasi planın parçalarıdır. Amaç açıktır: Cumhuriyet Halk Partisi’ni iktidar alternatifi olmaktan çıkarmak, siyaset yapamaz hale getirmek, kadrolarını yıpratmak, seçmenini umutsuzluğa sürüklemek ve Türkiye’nin önüne gerçek bir değişim seçeneği çıkmasını engellemek.

Bu nedenle mesele yalnızca CHP’nin meselesi değildir. Mesele Türkiye’de demokrasinin yaşayıp yaşamayacağı meselesidir. Çünkü bir ülkede ana muhalefet partisi yargı kararlarıyla, medya operasyonlarıyla, emniyet sızıntılarıyla, iftiralarla, tehditlerle, kayyum benzeri yöntemlerle dizayn edilmeye çalışılıyorsa orada artık normal bir demokrasiden söz edilemez.

CHP bugün neden hedefte? Çünkü ilk kez uzun yıllar sonra Türkiye’de iktidar değişikliği ihtimali somutlaşmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi yerel seçimlerde Türkiye’nin birinci partisi olmuştur. Büyükşehirlerden Anadolu kentlerine kadar geniş bir toplumsal desteği arkasına almıştır. Yüzlerce belediyeyi kazanmış, toplumun farklı kesimleriyle bağ kurmuş, iktidarın yenilmezlik algısını dağıtmıştır.

Özgür Özel’in genel başkanlığında CHP yalnızca seçim kazanan bir parti görüntüsü vermemiştir; aynı zamanda mücadele eden, geri çekilmeyen, toplumsal muhalefeti diri tutan, sandık iradesine sahip çıkan bir siyasal merkez haline gelmiştir. CHP’nin birinci parti konumuna yükselmesi, Özgür Özel’in liderliğinde genç, mücadeleci ve dinamik bir kadronun ortaya çıkması, iktidarın bütün hesaplarını bozmuştur.

Bugün CHP’nin başına gelenlerin temel nedeni budur.

Eğer CHP etkisiz bir muhalefet olsaydı, eğer kendisine çizilen sınırların dışına çıkmasaydı, eğer iktidar yürüyüşünden vazgeçseydi, eğer halkın değişim talebini temsil eden ana güç haline gelmeseydi, bu saldırıların hiçbiri bu yoğunlukta yaşanmazdı. CHP’ye saldırıyorlar çünkü CHP kazanacak. CHP’ye saldırıyorlar çünkü Özgür Özel yönetimindeki CHP artık iktidarın karşısında gerçek bir seçenek haline gelmiştir. CHP’ye saldırıyorlar çünkü Türkiye’de değişimin adresi yeniden CHP olmuştur.

İktidarın stratejisi artık halka hizmet ederek iktidarda kalmak değildir. Geçmişte yol, hastane, yatırım, icraat söylemiyle toplumsal destek üretmeye çalışan bir siyaset vardı. Bugün bunun yerini baskı, korku, iftira ve yargı sopası almıştır. İktidar artık halkın gönlüne girmeyi değil, karşısındakini susturmayı esas alıyor. Kendi başarısını anlatamıyor; bu yüzden CHP’yi karalamaya çalışıyor. Ekonomiyi düzeltemiyor; bu yüzden muhalefeti mahkeme koridorlarına hapsetmek istiyor. Güvenliği sağlayamıyor; bu yüzden gündemi yapay davalarla boğuyor. Gençlere gelecek sunamıyor; bu yüzden CHP’lilerin itibarıyla oynuyor.

Oysa vatandaşın gündemi bellidir. Hayat pahalılığıdır. Emeklinin geçinememesidir. Gençlerin işsizliğidir. Tarımın çökmesidir. Eğitimdeki adaletsizliktir. Sokaklarda büyüyen suç örgütleridir. Organize suçtur, haraçtır, şiddettir. Ama iktidarın gündemi bunlar değildir. İktidarın gündemi CHP’dir. Çünkü artık ülkeyi yönetme kapasitesini değil, iktidarda kalma hırsını temsil etmektedir.

Bu tablo en açık biçimde yargı süreçlerinde görülüyor. Türkiye’de uzun yıllar yargının siyasallaşması” tartışıldı. Bugün ise daha ileri bir aşamadayız: Siyasetin tamamı yargısallaştırılmak isteniyor. Siyasetçiler, seçilmiş belediye başkanları, parti yöneticileri, gazeteciler, danışmanlar, kamuoyu önünde itibarsızlaştırılmak istenen herkes mahkeme salonları, emniyet ifadeleri, cezaevi ziyaretleri ve savcılık dosyaları üzerinden tartışılır hale getiriliyor.

Bu bir hukuk düzeni değil, siyasi mühendislik düzenidir.

Casusluk suçlaması bunun en vahim örneklerinden biridir. Casusluk, bir insanın kendi ülkesinin güvenliğine ilişkin gizli bilgileri yabancı bir güce aktarması anlamına gelen son derece ağır bir suçlamadır. Böyle bir suçlamanın somut delillere, açık fiillere ve ciddi hukuki temellere dayanması gerekir. Ama bugün gördüğümüz tablo bu değildir. Fotoğraflar, ima yoluyla kurulan bağlantılar, siyasi algı operasyonları ve iktidar medyasının manşetleri üzerinden insanlar casus” ilan edilmeye çalışılıyor.

Ekrem İmamoğlu’na, Merdan Yanardağa, Necati Özkan’a ve başka isimlere yöneltilen bu tür suçlamaların asıl amacı mahkeme salonunda adalet aramak değildir. Amaç, kamuoyu önünde şüphe yaratmaktır. Amaç, acaba” dedirtmektir. Amaç, suçun varlığını kanıtlamak değil, muhalefetin üzerine bir gölge düşürmektir. Bu yöntem geçmişte de kullanıldı. Önce manşet atılır, sonra dosya açılır, sonra delil yerine algı dolaşıma sokulur. Bugün aynı kirli senaryonun yeni versiyonunu izliyoruz.

Benzer biçimde özel hayatlara, aile ilişkilerine, kişisel görüntülere, telefonlardan sızdırılan kayıtlara dayalı kampanyalar da aynı çöküşün işaretidir. Bir hukuk devletinde emniyete teslim edilen bir telefonun içindeki kişisel görüntüler iktidara yakın sosyal medya hesaplarına servis ediliyorsa orada yalnızca bir kişinin hakkı ihlal edilmiş olmaz. Orada devletin güvenilirliği çöker. Savcıya, polise, mahkemeye güven sarsılır. Vatandaş “hakkımı arayacağım makam da bu işin içindeyse ben nereye gideceğim?” diye sormaya başlar.

Bu soru, demokrasinin en temel sorusudur.

CHP’ye yöneltilen saldırıların bir diğer ayağı da parti içini dizayn etme arayışıdır. Mutlak butlan” tartışmaları, parti yönetimini mahkeme kararlarıyla değiştirme hevesleri, seçilmiş organların iradesini yok sayma girişimleri açıkça demokrasi dışıdır. Bir siyasi partinin genel başkanını, üyelerinin ve delegelerinin iradesiyle değil, mahkeme eliyle değiştirmeye kalkmak seçimli siyasete açık bir saldırıdır.

Bir ülkede ana muhalefet partisinin yönetimi, iktidarın kontrolündeki yargı kararlarıyla belirlenirse o ülkede seçimlerin anlamı kalmaz. Çünkü seçim yalnızca sandık günü oy kullanmak değildir. Seçimin özgür olabilmesi için siyasi partilerin de özgür olması gerekir. Partilerin kendi adaylarını, kendi yöneticilerini, kendi politikalarını kendi üyeleriyle belirleyebilmesi gerekir. Tayin edilmiş muhalefetle demokrasi olmaz. Mahkeme kararıyla dizayn edilmiş ana muhalefetle seçim olmaz. Böyle bir düzenin adı demokrasi değil, açık bir otoriterliktir.

Bu yüzden CHP’ye yönelik saldırıların asıl hedefi CHP binası değildir; sandıktır. Parti yönetimi değildir; halk iradesidir. Özgür Özel değildir; Türkiye’nin değişim ihtimalidir.

Parti transferleri de bu büyük planın bir parçasıdır. Uzun yıllar CHP’de siyaset yapmış, CHP örgütünün emeğiyle seçilmiş, CHP seçmeninin oyuyla makamlara gelmiş kişilerin baskı ortamında iktidar partisine geçmesi yalnızca kişisel bir tercih olarak görülemez. Bu tablo siyasetin ahlaki zeminini tahrip eder. Seçmenin iradesini değersizleştirir. Oy verdiğiniz kişi yarın gücün yanına geçebilir” duygusunu büyütür. Bu da toplumun demokratik kurumlara olan güvenini zehirler.

Burada sorulması gereken soru açıktır: Bu insanlar AKP’nin programını, değerlerini, ülkeye sunduğu geleceği beğendikleri için mi gidiyorlar? Yoksa baskı, dosya, tehdit, korunma ihtiyacı, makamını sürdürme hesabı ve yargı sopası altında mı bu tercihler yapılıyor?

Cevap toplumun vicdanında bellidir.

Dün iktidara en sert sözleri söyleyenlerin bugün gidip aynı iktidarın rozetini takması, Türkiye siyasetinin yaşadığı ahlaki krizi gösteriyor. Bu yalnızca CHP’ye yapılmış bir haksızlık değildir. Bu, seçmene yapılmış bir saygısızlıktır. Çünkü Afyon’da, Aydın’da, Gaziantep’te ya da başka bir yerde insanlar yalnızca bir kişiye oy vermedi. İnsanlar adaletsizliğe karşı, tek adam rejimine karşı, ekonomik yıkıma karşı, değişim umuduna oy verdi. O iradeyi alıp iktidarın hanesine yazdırmak siyasi yankesiciliktir.

Fakat iktidar şunu unutuyor: CHP yalnızca bugünkü yöneticilerinden ibaret değildir. CHP yalnızca bir bina, bir tabela, toplantı salonu değildir. CHP, Türkiye’nin modernleşme tarihinin ana damarlarından biridir. Tanzimat’tan, Genç Osmanlılardan, Jön Türklerden, Milli Mücadele’den, Cumhuriyet devrimlerinden gelen büyük bir tarihsel akışın siyasal ifadesidir. Bu parti kapatılmıştır, baskı görmüştür, liderleri hapsedilmiştir, üyeleri sindirilmeye çalışılmıştır; ama temsil ettiği fikir yok edilememiştir.

Çünkü CHP bir fikirdir. Eşit yurttaşlık fikridir. Cumhuriyet fikridir. Halk egemenliği fikridir. Laiklik, hukukun üstünlüğü, özgürlük, sosyal adalet ve çağdaşlaşma fikridir. Bu fikri mahkeme kararıyla tasfiye edemezsiniz. Bu fikri manşetlerle susturamazsınız. Bu fikri iftiralarla kirletemezsiniz.

Bugün iktidar sahiplerinin anlayamadığı şey budur. CHP’yi birkaç operasyonla dağıtılacak, birkaç transferle zayıflatılacak, birkaç dava dosyasıyla felç edilecek bir yapı sanıyorlar. Bu, Türkiye tarihini bilmemektir. CHP’yi tanımamaktır. Bu ülkenin değişim birikimini hafife almaktır.

Evet, zor bir dönemden geçiyoruz. Evet, saldırılar ağırdır. Evet, iftiralar çirkindir. Evet, yargı süreçleri siyasetin üzerine kara bir gölge gibi düşmektedir. Ama bu karanlık tablo bizi yanıltmamalıdır. Türkiye’nin geleceğinde tek adam rejimi yoktur. Türkiye’nin geleceğinde hukuk vardır, demokrasi vardır, çoğulculuk vardır, insan hakları vardır, güçlü bir parlamento vardır, özgür siyasi partiler vardır.

CHP bugün bu geleceğin taşıyıcısı olduğu için hedef alınmaktadır.

Özgür Özel’in genel başkanlığında ortaya çıkan mücadele çizgisi de tam olarak bu nedenle önemlidir. CHP artık savunmada kalan, kendisine çizilen sınırlar içinde siyaset yapan, iktidarın gündemine mahkum olan bir parti değildir. CHP meydanlarda, Meclis’te, belediyelerde, mahkeme kapılarında, cezaevi önlerinde, halkın gerçek gündeminde mücadele eden bir partidir. Bu mücadele çizgisi iktidarı rahatsız etmektedir. Çünkü iktidar, karşısında korkan bir muhalefet görmek istiyor; oysa karşısında direnen bir CHP buluyor.

Bu saldırıların nedeni başarısızlık değil, başarıdır. CHP başarısız olduğu için değil, birinci parti olduğu için hedeftedir. Özgür Özel etkisiz olduğu için değil, güçlü bir liderlik sergilediği için hedeftedir. CHP iktidardan uzak olduğu için değil, iktidarı almaya çok yakın olduğu için hedeftedir.

Bu gerçeği unutmamak gerekir.

Bugün yapılması gereken, bu saldırıları tek tek savunma refleksiyle karşılamakla yetinmek değildir. Daha büyük resmi görmektir. Bu mesele bir mahkeme dosyası meselesi değildir. Bu mesele bir belediye başkanı meselesi değildir. Bu mesele bir parti içi tartışma meselesi değildir. Bu mesele Türkiye’de halkın iktidarı değiştirme hakkına sahip çıkma meselesidir.

Sandık gelecek. İktidar o gün vatandaşa ne anlatacak? “Şu kadar kişiyi tutukladım, şu kadar dava açtım, şu kadar iftira attım, şu kadar belediyeye operasyon yaptım” mı diyecek? Emekliye, işçiye, çiftçiye, gence, esnafa ne söyleyecek? Pahalılığı nasıl açıklayacak? Çöken eğitimi, artan suçu, yoksullaşan halkı, bozulan adaleti nasıl savunacak?

Bütün bu gürültünün nedeni, o gün verilecek cevabın olmamasıdır.

CHP’ye düşen görev açıktır: Geri çekilmemek, korkmamak, dağılmamak, halkın gündeminden kopmamak ve bu saldırıların özünü her yerde anlatmak. Çünkü bu saldırılar yalnızca CHP’ye değil, seçmenin iradesine yönelmiştir. Bugün CHP’ye yapılan yarın başka bir partiye, başka bir toplumsal kesime yapılacaktır. Bugün CHP’lilere yapılan yarın başka yurttaşlara yapılacaktır.

Bu nedenle CHP’ye sahip çıkmak, yalnızca bir partiye sahip çıkmak değildir. Sandığa, hukuka ve siyasetin meşru zeminine sahip çıkmaktır. Seçilmiş belediye başkanlarının, parti yöneticilerinin, gazetecilerin ve yurttaşların yargı sopasıyla hizaya getirilmeye çalışıldığı bir ülkede mesele artık parti rekabeti değil, rejim meselesidir. İktidar, siyasi mücadeleyi sandıktan mahkeme koridorlarına taşımak istiyor. Bizim görevimiz ise siyaseti yeniden halkın iradesine, ülkenin gerçek sorunlarına ve demokratik meşruiyet zeminine çekmektir.

İktidarın bütün hesabı korku üretmek üzerinedir. Bizim cevabımız ise cesarettir. Onlar yargı gücüyle muhalefeti sindirmeye çalışıyor; biz halkın sağduyusuna ve değişim iradesine güveniyoruz. Onlar iftirayla, sızıntıyla, tehdit ve operasyonlarla siyaset alanını daraltmak istiyor; biz hukuk içinde, açıkça, kararlılıkla mücadele ediyoruz. Onlar CHP’yi tartıştırarak Türkiye’nin yoksulluğunu, adaletsizliğini, güvensizliğini ve çürüyen kurumlarını görünmez kılmaya çalışıyor; biz tam da bu yüzden halkın gerçek gündeminden kopmayacağız.

Ve en önemlisi: Bu “yalnız ve güzel ülkenin” insanları, kendilerine rağmen kurulan bu düzeni kabul etmeyecektir.

CHP bu ülkenin umududur. Bu umut büyüdüğü için saldırıyorlar. Bu umut sandıkta karşılık bulduğu için saldırıyorlar. Bu umut iktidar değişimini mümkün hale getirdiği için saldırıyorlar.

Ama unutmasınlar: Bir fikri yargı kararıyla yok edemezsiniz. Halkın değişim talebini iftirayla bastıramazsınız. Türkiye’nin demokrasi arayışını polis barikatıyla, savcı dosyasıyla, mahkeme kararlarıyla durduramazsınız.

CHP yoluna devam edecektir. Türkiye de er ya da geç demokrasi yoluna dönecektir.

*CHP İstanbul Milletvekili

ETİKETLER: , , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.