Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kanadalı mevkidaşı Anita Anand ile gerçekleştirdiği basın toplantısında ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı savaşla ilgili “Savaş her geçen gün yaygınlaşmakta. Devam eden savaş ciddi riskleri de beraberinde getirmekte …

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kanadalı mevkidaşı Anita Anand ile gerçekleştirdiği basın toplantısında ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı savaşla ilgili “Savaş her geçen gün yaygınlaşmakta. Devam eden savaş ciddi riskleri de beraberinde getirmekte” ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kanadalı mevkidaşı Anita Anand ile Ankara’da basın toplantısı düzenliyor.
Fidan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Gerek liderler arası gerekse bizim düzeyimizde, özellikle enerji konusunda iki ülke arasındaki potansiyeli sürekli görmekteyiz. Bugün kendisiyle savunma sanayi alanındaki ortaklığımızı da ele aldık. Bu alandaki iş birliğimizin üst seviyelere çıkarılması yönündeki güçlü irademizi bir kez daha ortaya koyduk.
Suni engel ve kısıtlamalara mahal vermeksizin ortak projeler geliştirmemiz gerekmektedir. Buna ilaveten, yakın çevremizde önemli krizlerin yaşandığı bir dönemde Avrupa-Atlantik coğrafyasının güvenliğine yönelik katkılarımızı kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kez daha teyit ettik.
Bu noktada, AB üyesi olmayan müttefiklerin, AB’nin savunma ve güvenlik alanındaki girişimlerine dâhil edilmeleri gerekmektedir. AB’nin yürüttüğü bu girişimlerin NATO ile tekrara düşmeyen, NATO’nun faaliyetlerini tamamlayıcı mahiyette ve tüm müttefiklerin katkısına açık bir anlayışla yürütülmesi elzemdir.
“İran savaşı uluslararası düzende kalıcı hasarlara yol açma potansiyeline sahip”
Bugün bölgesel konularda masaya yatırdığımız ilk ve en sıcak başlık şüphesiz İran’daki gelişmeler oldu. Körfez’de süren tırmanma bağlamında ortak endişelerimiz de artmaktadır. Bildiğiniz gibi savaş her geçen gün yaygınlaşmaktadır. Devam eden savaş, bölgesel güvenlik bakımından ciddi riskleri de beraberinde getirmektedir. Ayrıca durdurulamadığı takdirde, bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerde ve uluslararası düzende kalıcı hasarlara yol açma potansiyeline sahiptir.
Türkiye olarak krizin yayılmasını önlemek ve taraflar arasında ortak bir zemin oluşturmak için en başından bu yana yoğun bir diplomatik çaba yürütmekteyiz. Barışın tesisi için diyalog kanallarının açık tutulmasının ve tüm tarafların endişelerinin bir müzakere çerçevesi içinde ele alınmasının elzem olduğuna inanmaktayız.
Türkiye olarak krizin yayılmasını önlemek ve taraflar arasında ortak bir zemin oluşturmak için en başından bu yana yoğun bir diplomatik çaba yürütmekteyiz. Barışın tesisi için diyalog kanallarının açık tutulmasının ve tüm tarafların endişelerinin bir müzakere çerçevesi içinde ele alınmasının elzem olduğuna inanmaktayız.
Bölgemizde yaşanan savaşın, Rusya ile Ukrayna arasında barışın tesisine yönelik gayretleri sekteye uğratmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu sorunu sonlandırmaya yönelik diplomatik çabaların, uluslararası hukukun ve BM Şartı’nın temel ilkeleriyle uyumlu, kalıcı ve adil bir barışla bir an önce neticelenmesini umuyoruz.
Müzakerelerin bir sonraki turunun en kısa sürede gerçekleşmesi için ev sahipliği yapmaya hazır olduğumuzu bir kez daha burada ifade ediyorum. Nitekim buraya gelmeden önce, Sayın meslektaşımla buluşmadan önce bugün öğleden sonra Sayın Lavrov’la bir telefon görüşmem oldu. Burada da yürüyen müzakerelerle ilgili ve Türkiye’nin muhtemel katkılarıyla ilgili görüş alışverişinde bulunduk.
Değerli meslektaşımla bugün ayrıca Filistin ve Lübnan konularını da ele aldık. Bölgemizde süregelen savaş karşısında bir gerçeği unutmamalıyız: Gündem ne kadar değişirse değişsin, Gazze’de yaşanan trajedi değişmiyor.
“İsrail’in provokasyonlara herkes tek ses olmalı”
Netanyahu hükümetinin Gazzelileri daha da ağır şartlara mahkûm eden ateşkes ihlallerine göz yumulmamalıdır. Aynı zamanda Mescid-i Aksa’da ibadetin engellenmesi de kabul edilemez bir adımdır. Bu provokasyon karşısında herkes tek ses olmalıdır.
İsrail’in Batı Şeria’da dayatmaya çalıştığı oldubittiler, iki devletli çözümü ciddi biçimde tehdit etmektedir. İsrail’in yeni krizleri fırsat bilerek Filistin’de adil ve kalıcı çözüm çabalarını sekteye uğratmasına kesinlikle ama kesinlikle imkân tanınmamalıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan yaklaşım bellidir: Uluslararası toplum, iki devletli çözüm vizyonu etrafında çok daha güçlü bir dayanışma sergilemelidir.
İsrail’in yıkıcı gündemi bununla da sınırlı kalmamakta, tüm bölgeye yayılmaktadır. Lübnan, yeni bir savaşın sahası hâline getirilmemelidir. Son olarak İsrail’in Lübnan’a yönelik başlattığı kara harekâtı, sivil nüfus için şimdiden ağır sonuçlar doğurmaktadır. İsrail’in bu adımının işgale dönüşmesine izin verilmemelidir.”