Emekli Büyükelçi Halil Akıncı, “Bizim Finlandiya-İsveç konusunda görüş açıklamamız benim deneyimime göre diplomatik bir kusurdur, kapalı kapılar …

Emekli Büyükelçi Halil Akıncı, “Bizim Finlandiya-İsveç konusunda görüş açıklamamız benim deneyimime göre diplomatik bir kusurdur, kapalı kapılar arkasında pazarlık yapabilirsiniz, illa bu fikri kamuoyuna açıklamanız gerekmez, açıklarsanız bu pokerde elini açıklamaktan farksız olur.” değerlendirmesini yaptı.
Akıncı, Sözcü gazetesi yazarı Ruhat Mengi’nin sorularını yanıtladı.
-Rusya, Finlandiya’nın NATO’ya girmesi için “Kesin tehdit olarak görürüz” demişti, buna karşın NATO Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya girmesi sürecini kısaltıyor. Bu ortada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu bahis ile ilgili açıklaması ABD ve NATO ile Türkiye’nin arasında sorun yaratacak bir süreç başlattı. Siz durumu nasıl yorumluyorsunuz, bu Rusya lehine bir çıkış mıdır, sizce neden yapılmıştır, Erdoğan’ın bu tepkisi ne gelişmelere yol açar?
Son yıllarda yaptığımız yanılgı fazla konuşmak. 1968’de işe başladım, 2000’li yıllara kadar Türkiye dış siyasetini ekseriyetle susarak ama arka planda konuşarak, yani kamuoyuyla paylaşmadan hallederdik, zira bu boşu boşuna hükümetin hareket serbestisini kısıtlar, kamuoyu baskısı oluşur. Bizim Finlandiya-İsveç konusunda görüş açıklamamız benim deneyimime göre diplomatik bir yanılgıdır, kapalı kapılar arkasında pazarlık yapabilirsiniz, illa bu fikri kamuoyuna açıklamanız gerekmez, açıklarsanız bu pokerde elini açıklamaktan farksız olur. Şayet tavır sahiden açıklandığı üzereyse -ki onu da bilemiyoruz zira Dışişleri daima olarak devre dışında- Erdoğan kapalı kapılar arkasında pazarlık yapmalıydı, bunu açıklamamalıydı. Biz veto ederiz diye ne kadar konuşursak konuşalım, sonunda bizi ikna etmenin yolunu bulurlar ve ne olur; biz başlangıçta tavır açıklamakla pazarlık gücümüzü de kaybetmiş oluruz. Diğer 19 ülke “evet” derse ne kadar direniriz? Yunanistan zaman zaman mızıkçılık yapmaya kalkar ama başkaları mahzur olur, bu türlü bir şekilde çalışır NATO ve sonunda ikna etmenin yolunu bulurlar. Onun için başlangıçta tavır açıklayıp da hem pazarlık gücünüzü azaltmak, hem de bir ülkeyi daha süreç başlamadan karşınıza almak ne derece doğru siyasettir, anlamakta zahmet çekiyorum.
-Türkiye’deki milyonlarca göçmen konusunda siz bir tahlil görüyor musunuz?
Avrupa sarı saçlı, mavi gözlü olmayanların yalnızca mühendislerini, hekimlerini alıyor, gerisi bize kalacak. Ayrıyeten, bizim birtakım iş adamlarımız da sigortasız personel olarak çalıştırdıkları için işlerine geliyor. Bu nedenle gitmemelerini isteyenler varfakat bunlar bizim başımıza bela. Demografik istikrar problemi çoğu zaman değerlidir, Atatürk bunu “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” tabiriyle halletti, 2013’te ‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’yi kaldırarak bu işi geriye döndürmeye çalıştılar. Şu Anda siz bir anda üstelik lisanınızı öğrenmeyi reddeden, kendi gettolarını kuran insanları alıyorsunuz. Bir de nüfus istikrarı var, doğurganlık oranı yüksek, 500 bin çocuk doğmuş. Suriyeli çetelerin arasında dayanışma da var, azınlık örgütlendiği zaman çok tesirli olabilir, Suriyeliler de bu halde. Şu Anda de Suriye mafyası çıkacak ortaya, son derece yanlışlı bir siyaset. Mülteci bir yere gittiği zaman bir yerden zor döner, Meksika ile Amerika’ya bakın, duvar da yapıyor, her şeyi yapıyor ama Güney Amerika’dan göçü önleyemiyor.”