NATO zirvesi bitti ve geriye dünya güvenliği ile ilgili çok önemli bir belge kaldı. Şunu da belirteyim ki, çok başarılı bir organizasyondu ve Türkiye’yi NATO ittifakı gözünde hayati önemde bir yere taşıdı. Toplantının bununla ilgili yanlarını …

NATO zirvesi bitti ve geriye dünya güvenliği ile ilgili çok önemli bir belge kaldı.
Şunu da belirteyim ki, çok başarılı bir organizasyondu ve Türkiye’yi NATO ittifakı gözünde hayati önemde bir yere taşıdı.
Toplantının bununla ilgili yanlarını haber sitelerinde okudunuz, televizyonlarda izlediniz.
Ama zirvenin bir de hepimizi gülümseten sahneleri vardı.
Kendi payıma bazı sahnelerini, bir Deniz Göktaş parodisi izler gibi kahkahalar atarak izledim.
Bazılarını ise düşündürücü buldum.
Şimdi size güzel bir “NATO zirvesi, kamera arkası potpurisi sunacağım.”
Ama önce zirvenin en polisiye olayından başlayayım.
Macron, Gölbaşı parkurundan neden Seğmenler parkuruna geçti?
En büyük başkanlar lobisinin en önemli isimlerinden biri Fransa Cumhurbaşkanı Macron’du.
O daha Ankara’ya gelmeden meşhur sabah koşusu meselesi Ankara’ya geldi.
Macron’un ilk sabah koşusu olayı New York’ta, Birleşmiş Milletler toplantısı sırasında yaşandı.
Trump’ın korteji geçerken trafikte sıkışınca Macron şahsi telefonundan kendisini arayıp “Yol açtır” demişti.
Şam’da ise güvenlik nedeniyle koşamadı.
O nedenle Ankara koşusu önem kazandı.
Ankara’da önce Gölbaşı hazırlandı.
Sonra güvenlik nedeniyle şaşırtmaca için Gölbaşı’nda değil, Seğmenler Parkı’nda koştu.
Arjantin Caddesi ile İran Caddesi arasında
Yıllarca o parkın çok yakınında bir sokakta yaşadım.
Orada epey zaman geçirdim.
O parkın kenarındaki caddelerin adı da ilginçtir.
Bir tarafında Arjantin Caddesi, öteki tarafında İran Caddesi var.
Koşu sırasında çekilen fotoğraflar da ilginçti.
Yanında üç Fransız koruma görevlisi onunla birlikte spor kıyafetleriyle koşuyordu.
Arkada da motosikletli bir Türk polisi…
Macron güvenlik nedeniyle orada koştu.
Ama orası ne kadar güvenli bir yerdi?
Aklıma Le Monde gazetesinde bir süre önce okuduğum bir haber geldi.
Macron’un korumaları koşu ölçümlerini Strava’da paylaşınca…
Macron’un yakın koruma ekibinden (GSPR) yaklaşık bir düzine görevli, koşularını ve yürüyüşlerini Strava’da herkese açık olarak paylaşıyormuş.
Gazetenin gazetecileri, bu kayıtları inceleyerek korumaların Macron’un resmi seyahatlerinden önce gittikleri otelleri ve toplantı mekânlarını tespit edebilmişler.
Strava; koşu, bisiklet, yürüyüş ve benzeri spor aktivitelerini GPS ile kaydeden, performansını analiz eden ve bunları arkadaşlarınla paylaşmanızı sağlayan popüler bir spor uygulaması.
Meğer Macron’ın güvenlik görevlileri bu Strava programını kullanıyorlarmış.
Böylece cumhurbaşkanının hangi otelde kalacağını bazen önceden tahmin etmek mümkün olmuş.
Korumaların sabah koşularının rotaları, Macron’un Paris’teki ve yurt dışındaki hareketlerine ilişkin bir iz oluşturuyordu. Araştırma, bu veriler sayesinde cumhurbaşkanının bazı seyahatlerinin ve güzergâhlarının takip edilebildiğini gösterdi.
Le Monde gazetesi bu güvenlik boşluğunu ortaya çıkardı.
Merak ettim.
Acaba Gölbaşı parkurundan son anda vazgeçilmesinin sebebi bu olabilir miydi?
Eminim bu zirvenin perde arkasında muazzam hikayeler vardır.
Zamanla öğreniriz.
Giorgia Meloni
Roma’nın intikamı Ankara’da; Zirvenin en Sicilyalı pozu
Sahne şu:
İtalya Başbakanı’nın bir eli belinde, öbür kolu sandalyeye dayanmış.
Vücut dili karşısındakini küçümser, hatta aşağılar bir hikaye anlatıyor.
İtalya Başbakanı, kendi memleketindeki G8 zirvesinde Trump tarafından küçük düşürülmenin intikamını Külliye’de alıyor adeta.
İtalya’da Trump, “Gelip benimle fotoğraf çektirmek için kendini paraladı” demişti.
O da Ankara’da Trump’a, “Al sana, birlikte fotoğraf işte böyle olur” diyor.
Giorgia Meloni ve Donald Trump
O yetmiyor, aile fotoğrafı çekilirken, ABD başkanını görmezden geliyor, sonra bir de karşısına geçip, işaret parmağını, parlak kravatının üzerine basarak “Bana bak ayağını denk al” raconuyla konuşuyor.
Kendisi Roma’nın işçi mahallesi Garbatella’dan, ama duruş yüzde 100 Sicilyalı…
Kiriakos Miçotakis
Zirvenin en havalı yürüyüşü: Turkuaz halıda çiftetelli Turkiko mu, Kemal Sunal yürüyüşü mü?
Zirvenin hiç şüphesiz en havalı yürüyüşü, Yunanistan Başbakanı Mitçotakis’in Külliye’deki turkuaz halı üzerindeki yürüyüşüydü.
Zirvenin en sembollerle yüklü anıydı.
Türk tarafı onu, Yeniçeri Ocağı’nın “Mehter Marşı ile“ karşıladı.
Bir zamanlar Erkan Yolaç, yaptığı eğlenceli evet-hayır yarışmasında ne diyordu:
“Mehter Marşı ile gelecek, İzmir Marşı ile gideceksiniz…”
Burada biraz tersi oldu.
“İzmir Marşı ile geldiniz, Mehter Marşı ile gidiyorsunuz…”
Yunanistan Başbakanı ise buna tam bir efelenme yürüyüşü ile cevap verdi.
Ne yürüyüştü ama…
Erdoğan’ın Kasımpaşa yürüyüşüne karşı. İzmir mübadelenin Eşrefpaşa delikanlısı yürüyüşü…
Tabii burada bazı sosyal medya tilkileri bunu Kemal Sunal yürüyüşüne benzetti ama hiç mesele değil.
İki taraf da kendi iç cephesini güçlendirecek mesajı verdi.
Ebedi Türk-Yunan ilişkisi gerçeği.
Edi Rama
Aile fotoğrafının en beyaz karesi: Er Ryan’ı “beyaz sneaker’la” kurtarmak
Zirvenin en kontra görüntüleri hiç şüphesiz “Aile fotoğrafından” gelen ayrıntı kareleriydi.
Aile fotoğrafından benim aklımda tek bir şey kaldı:
Devlet Lacisi takım elbise altında hip hopçu beyaz sneaker ayakkabılar…
Arnavutluk’un 2 metre 1 santimlik Başbakanı Edi Rama fotoğraf çekimine bu kıyafetle geldi ama ayaklarına bakmaktan lacivert takımını görmek nasip olmadı.
Zirvenin gammazı hiç kuşkusuz NATO’nun Trump hayranı genel sekreteri Mark Rutte’ydi; nitekim müzevvir bir sınıf mümessili edasıyla Trump’a anında gammazladı.
Arnavutluk Başbakanı epeydir uluslararası toplantılara bu kıyafetle gidiyor.
Benden 10 points…
Kristrún Frostadóttir
Zirvenin “hayretler prensesi” İzlanda Başbakanı
Külliye’ye her gelişinde, arabadan her inişi sosyal medyanın ‘viralı” oldu.
İlk karede koyu renk elbisesi ile Turkuaz halıya ayağını basmadan önce Külliye’ye bir bakışı vardı ki…
Disneyland’e ilk defa gelen sekiz yaşında çocuk bakışı idi.
Karşısında ülkesinin başkenti Reykavık’ten büyük bir külliye görmek herhalde onun için Cinderella şatosu görmek gibi olmuştur.
İkinci gelişte biraz alışmıştı.
Kristrún Frostadóttir
Üzerinde öyle harika bir beyaz takım vardı ki…
Neresine nasıl bakacağımızı bilemedik.
Üstündeki pantolonun da kesimi harikaydı.
Tabii onu taşıyan kadın da…
Bence zirvenin en iç açıcı karesiydi.
Zaten o andan itibaren gözlerimiz zirvenin Darth Vader’i Trump’ı bile görmez oldu.
Eurovision gibi bir Zirvevizyon yarışması olsa olsa benden İzlanda’ya “10 points.”
Zirvenin en konuşulan fon müziği enstrümantal mi olmalıydı orijinali mi?
Hiç kuşkusuz zirvenin en konuşulan müziği “Kum Gibi” oldu.
Başkan Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la birlikte Külliye’de Türk heyeti ile karşılaşma sahnesiydi bu.
Gecenin o bölümünden akılda kalan sahne şu oldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başkan Trump ellerinde çiçekler ile kameraya poz verirken arkada çalan müzik herkesin dikkatini çekti.
Ahmet Kaya’nın şahane şarkısı “Kum Gibi” çalıyordu.
Ancak şarkının enstrümantal bir yorumuydu ve biraz Sufi müziği havası verilmiş versiyonuydu.
Bence iyi olmuş.
Çünkü sözlü versiyonu verilirken Kum Gibi şarkısının o malum sözleri de duyulabilirdi:
“Şehirleri bombalar düşerdi her gece” sözleri çok gerçekçi olabilirdi ama iki başkan için de şık bir şey olmazdı.
Dolayısıyla enstrümantal versiyon akıllı bir seçim.
Belki İlhan Şeşen’in “Ellerinde Çiçekler’ini” çalmak daha az riskli bir tercih olabilirdi.
Tabii şurası güzel. Ahmet Kaya’ya da büyük “devlet jesti” oldu.
Netice olarak başka bir zirve oldu.
( ALINTI )