enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
46,0845
EURO
53,6755
ALTIN
6.612,28
BIST
13.795,31
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Az Bulutlu
Cumartesi Az Bulutlu
28°C
Pazar Parçalı Bulutlu
28°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
26°C
Salı Az Bulutlu
25°C

Ertuğrul Özkök: Seccade altına süpürülen gerçek; demirhindi şerbeti ile geldiler, alkolsüz mojitoyla mı gidiyorlar?

Ertuğrul Özkök, eşinin ismine gönderme yapan “Tansu’ya Mektuplar” başlığı altında yazdığı ve “newsletter” olarak paylaştığı yazılarında bugün, Abdurrahman Dilipak’ın “yeni güçlü muhafazakâr portresi” yazısından alıntılara yer verdi. Özkök, “Rahmetli …

Ertuğrul Özkök: Seccade altına süpürülen gerçek; demirhindi şerbeti ile geldiler, alkolsüz mojitoyla mı gidiyorlar?
05.04.2023 17:36
109
A+
A-

Ertuğrul Özkök, eşinin ismine gönderme yapan “Tansu’ya Mektuplar” başlığı altında yazdığı ve “newsletter” olarak paylaştığı yazılarında bugün, Abdurrahman Dilipak’ın “yeni güçlü muhafazakâr portresi” yazısından alıntılara yer verdi. Özkök, “Rahmetli Çetin Altan vefatından önce “Hayal ettiğimiz ülke bu değildi” demişti. Sanki seçime gittiğimiz şu günlerde Abdurrahman Dilipak ve onun gibi düşünen düş kırıklığına uğramış “eski tüfek” muhafazakârlar da aynı şeyi düşünüyor olabilir mi?” fikrini dile getirdi.

Özkök’ün “Seccade altına süpürülen gerçek; demirhindi şerbeti ile geldiler, alkolsüz mojitoyla mı gidiyorlar?” başlıklı yazısı şöyle:

Seccade altına süpürülen gerçek; demirhindi şerbeti ile geldiler, alkolsüz mojitoyla mı gidiyorlar?

Dün “So Foot” isimli Fransızca futbol mecmuasının Nisan 2003 sayısını okuyordum.
Kapak konusu şöyle:
“Arsenal: Gençler iktidarda…”
“Post Katar” dönemi futbolunda derin bir dalga geldi.
Messi- Ronaldo periyodunun kapanması ve yesyeni bir genç jenerasyonun artık alanlara hâkim olması.
Bunun ilk örneğini de İngiltere liginde Arsenal’in herkesi şaşırtan zaferinde gördük.
Futbolun “Z kuşağı” orijinal bir etik ve davranış biçimiyle 90 ve 2010’lar periyodunu kapatıyor.
Şimdi sıra siyasette mi?
Daha doğrusu 2000’lerin başında işbaşına gelen “popülist liderler” döneminde mi…
So Foot mecmuasını okurken, aklıma nedense 2019 yalından okuduğum çok çarpıcı bir köşe yazısı geldi.

Abdurrahman Dilipak’ın yayınladığı o meşhur “bekarlığa veda” videosu

Muhafazakâr mahallenin en eski sakinlerinden biri olan Abdurrahman Dilipak 2019 yılında çok farklı bir video paylaştı.
Videoda başörtülü kızların “bekarlığa veda partisinde” yaptıkları danslar ve cümbüşler görülüyordu.
Bana sorarsanız, beni rahatsız etmemiş, tam bilakis, çoğu zaman olduğunu gibi bunu muhafazakâr kesitin sekülerleşmesi işareti olarak görmüştüm.
Ancak Abdurrahman Dilipak’ın, bu imgelerle birlikte yazdığı yazı, bu işin orada kalmadığını, yeni muhafazakâr kesimde derinden gelen yepisyeni bir davranış dalgasının o bölümün hayatını çok derinden değiştirdiğini anlatıyordu.
Seçim sürecinin başladığı şu günlerde görüyorum ki, muhafazakâr kesitin “ilk büyük kırılması” ve “eski tüfek muhafazakârlar“la, “sonradan gelme yeni muhafazakâr” çatışması o video ile başlamış.
O yazı sayesinde öğrendik ki;  oysaki o kesimde bizim bilmediğimiz neler oluyormuş…
İtiraf edeyim seküler mahalleden kimse orada, “seccade altına süpürülen” bu gelişmeleri mahallenin bu eski sakini kadar yiğit biçimde anlayamazdı.

Yeni Ramazan aksesuarı: Su geçiren oje, abdeste mani olmayan ruj, umre After Party’si

Gazeteci kimliğimi askıya asıp, sosyolog olarak, o mahalleden gelen “mahallenin yeni sakinleri analizini” aktarıyordum yalnızca.
Abdurrahman Dilipak “Neler oluyor bize” dedikten sonra şöyle başlıyor yazısına:
“Marka ve lüks tutkusu derken, bizim ‘modern muhafazakârların’ geldiği nokta, dudaklarınızı uçuklatacak hale geldi.”
Arkasından bu dudak uçurtan gelişmeleri sıralıyor.
Gelin bu gelişmelerin sıralı listesini, tırnak içindeki cümlelerle, onun yazısından okuyalım:
(*) “Su geçiren oje; abdeste mani olmayan rujlarımız var artık.”
(*) “Helal likör, helal bira, helal şampanyalarımız var. Yakında helal etiketli rakı da çıkar.”
(*) “ Evvelce hac ve umre dönüşü meskenlerinde tebrik ziyaretleri olurdu. Tebriğe gelenlere tesbih ve seccade armağan edilirdi. Şu Anda ise umre dönüşü after party’lerimiz var artık.”
(*) “Rock müzik eşliğinde zikir partisi bile var artık.”
(*) “Yatlarda happy birthday party gibi rezaletler de yok değil.
(*) “Ramazan iftarını partiye dönüştürenler var, şatafat, müzik, bayanlı erkekli rengarenk giysiler içinde semazenlerle başlıyor.”
(*) “Baby shower party çıkmış.”
Tesettürlü ama, lüks, israf, ne istersen var.

Yatlarda orucu diyete çeviren başörtülü konkencilerin türedi

(*) “Yat partilerinde konken oynayan tesettürlü hanımlar var.”
(*) “Başörtüsü başörtüsü olmaktan çıktı, aksesuara dönüştü.”
(*) “Namazı spora, orucu diyete dönüştürürlerse, şaşmayın. Hac da turizm olur. Esasen ismi şimdiden belli, hac ve umre turizmi.”
“Kurban da kebap bayramı olunca, bu iş tamam.”
“Yakında piercingli, tattoolu imamlar görürsünüz.”

İlahiyatlarda bile namaz kılan oranı yüzde 50’ye kadar düştü

“Artık ilahiyatlarda bile namaz kılanlar yüzde 50.
Kırk günlük bebeğe tek taş yüzük takan tesettür sosyetesi var.
Ascot yarışlarındaki düşeslere baroneslere özeniyorlar, türbanın üstüne tüylü şapka takarak, Lale Devranı saraylarında, şatafatlı sofralarla mevlit yapıyorlar.
Mutaassıp ömür biçiminden, gösteriş tüketimine sürüklendiler.
Mahremiyet hissinin yerini, abartılı görgüsüzlük aldı, para döküp saçarak varolmaya çalışıyorlar, bedevi kültürüyle yarışıyorlar.
Maneviyattan maddiyata öylesine süratli geçtiler, dünyevi zevklere kendilerini öylesine kaptırdılar ki, kulaklarından altınlar pırlantalar fışkırdığını herkese seyrettirmek istiyorlar.”

Ejder meyveli smoothie yaparsan bunun sonu alkolsüz apero olur

(*) Nasıl bir açlıksa artık, helal etiketli şampanyalar satılıyor.
(*) Alkolsüz mojito var.
(*) Sodalı limonata derse, havalı durmuyor, illa mojito diyecek.
(*) Alkolsüz bellini var.
(*) Alkolsüz aperol var.(Chia tohumu eşliğinde ejder meyveli smoothie’lerin kaçınılmaz yansımasıdır bu…)
Demirhindi şerbetiyle iktidara geldiler, mojitoya dönüştüler.
(*) “İslami eğlence” ismi altında “helal organizasyon” yapan şirketlerin sayısında patlama yaşanıyor.
(*) Beş yıldızlı otellerde tahtırevanla düğün yapan var.”

Tavandan sarkan gondolla sushi yemeye gidenler

(*) “Salona tavandan sarkıtılan gondola binerek giren var.”
(*) “İlahi ekipleri var, helal müzik yapıyorlar, “düğün gecenizi helal çerçevesinde şenlendiriyoruz” diye reklam veriyorlar.”
(*) “Sunucusuyla birlikte semazen ekipleri var.”
(*) “Helal sushi düğün yemekleri, Osmanlı köşklerindeki varaklı dekorlarda, swarovski kristalleriyle süslü padişah koltuklarında, altın kaplamalı pastalarla bitiyor, cümle alem görsün diye, görüntülerini internette yayınlıyorlar.”
(*) “Dini düğün palyaçosu var kardeşim!”
(*) “İslami animatör var.”
(*) “Helal selülit kremiyle İslami asıllara uygun masaj salonu var.”
(*) “Taylandlı masözlere türban taktırıyorsun, İslami temellere uygun olmuş oluyor!“

Jakuziden Rabia tweetleri atan AKP’li arkadaş

Dilipak”tan “yeni varlıklı muhafazakâr portresini” okumaya devam ediyoruz:
(*) “Akp genel merkezinde çalışan, lise mezunu ve şimdi 27 yaşında olmasına karşın, lüks araba koleksiyonu olan, kumar fişleriyle, revü kızlarıyla, elinde kadehle jakuzide poz veren, Çankaya’da lüks sitede oturan, Rabia tweetleri atan arkadaşı kokain çekerken gördük. Türkiyemizi ne hale getirdiğini gördüğüm için, hakikaten çok üzgünüm.”

Dilipak “Bunun sorumlusu kim” derken kimi, kimleri kastediyordu?

Dilipak bundan 4 yıl önce yazdığı yazıyı şu soruyla bitiriyordu:
Bunun sorumlusu kim?
Cevabını vermiyoryazısı şu cümleyle bitiriyordu:
“Mütedeyyin (!) iktidardan medet uman sayın ahalimiz bir kez daha layığını bulduğu için, doğrusu bu sefer mutluyum. “
Bu yazıyı okuduktan sonra uzun uzun düşündüm.
Acaba Dilipak abartıyor mu?
Yaşanan derin düş kırıklıkları bazen insanı abartılı değerlendirmelere de götürebilir.

Dilipak da Çetin Altan’la düş kırıklıklarını mı yaşıyor?

Rahmetli Çetin Altan vefatından önce “Hayal ettiğimiz ülke bu değildi” demişti.
Acaba seçime gittiğimiz şu günlerde Abdurrahman Dilipak ve onun düşünen düş kırıklığına uğramış “eski tüfek” muhafazakârlar da benzer şeyi düşünüyor olabilir mi?
Yeni Türkiye” diye bizlere vaadedilen ülke hepimizi derin bir kolektif düş kırıklığına mı uğrattı?
Belli ki, onların hayal ettiği muhafazakâr ülke de bu değildi…
Çünkü hepimizi mutlu edecek bir ülke, laiki ile muhafazakârı ile, Türkü, Kürdü ile milliyetçisi ile birlikte yaşayabilecekleri demokratik bir ülke olabilirdi.
İşte bu nedenle, galiba muhafazakâr mahallenin eski sakinleri artık iktidar saflarından ayrılıyor.

“Külliye” bu seçimle ‘eski Türkiye’ haline mi geliyor?

Bense tekrar benzeyensoruyu soracağım:
Külliye dönemi kapanıyor mu?
Bu soru, Erdoğan seçimi kaybedecek manasına gelmiyor.
Şu an için kaybedebilir de kazanabilir de…
Benim anlatmak istediğim şu:
Cumhurbaşkanı Erdoğan bu seçimi kazansa bile, artık bu ülkeyi Külliye’den eskisi benzeri, “tek başına” yönetmesi mümkün olmayacak.
Artık kendisi de biliyor ki kimi şeylerin değişmesi lazım.
Nitekim eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek‘i ikinci defa çağırıp konuşması, ona Merkez Bankası Başkanı gibi çok önemli atamalarda “ikinci imza” yetkisi vermeyi bile tartışacak anlayışa geldiği söylentisinin çıkması bile, “tek kişilik Külliye yönetim tarzının” daha şimdiden gevşemeye başladığının çok önemli bir işaretti.
Geçmişi “eski Türkiye” diyerek karalama dönemi, 20 yılda, işte bu yeni muhafazakâr debdebe; inatçı ve kibirli yönetim anlayışı vilayetle eski püskü bir Türkiye’ye döndü.
Şimdi artık sahiden yeni, temiz ve demokratik bir Türkiye’yi hep birlikte inşa vakti geldi.
Yazımı “So Foot” mecmuasının nisan sayısının kapağı ile kapatıyorum:
Gençler gelemese bile “Yeni Fikirler, Yeni Davranış Zihniyeti iktidara…”
Türkiye’yi bugünkü halinden kurtaracak tek yol budur

 

ETİKETLER: , , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.