enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
45,0098
EURO
52,8050
ALTIN
6.815,04
BIST
14.409,07
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
22°C
İstanbul
22°C
Açık
Pazar Parçalı Bulutlu
21°C
Pazartesi Az Bulutlu
16°C
Salı Parçalı Bulutlu
16°C
Çarşamba Çok Bulutlu
18°C

Ertuğrul Özkök: Şu artık kesin, 14 Mayıs akşamı ‘güçlü külliye’ dönemi bitiyor

Ertuğrul Özkök, eşinin ismine gönderme yapan “Tansu’ya Mektuplar” başlığı altında yazdığı ve “newsletter” olarak paylaştığı yazılarında bugün, 14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’ne değindi. Özkök, “Seçimi ister Erdoğan kazansın, ister Kılıçdaroğlu …

Ertuğrul Özkök: Şu artık kesin, 14 Mayıs akşamı ‘güçlü külliye’ dönemi bitiyor
31.03.2023 10:24
21
A+
A-

Ertuğrul Özkök, eşinin ismine gönderme yapan “Tansu’ya Mektuplar” başlığı altında yazdığı ve “newsletter” olarak paylaştığı yazılarında bugün, 14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’ne değindi. Özkök, “Seçimi ister Erdoğan kazansın, ister Kılıçdaroğlu… Güçlü tek adam rejimi artık ‘mümkün değildir…” yorumunu yaptı.

Özkök’ün “Şu artık kesin, 14 Mayıs akşamı ‘güçlü külliye’ dönemi bitiyor” başlıklı yazısı şöyle:

Şu artık kesin, 14 Mayıs akşamı ‘güçlü külliye’ dönemi bitiyor

En ciddisinden, daha az ciddisine bütün anketlere baktım. Tek tek inceledim.

İyi bir trend okuyucusuyum…Trendleri gördüm…

Seçime 45 gün kala kesin sonucu şimdiden açıklayabilirim…

14 Mayıs akşamı ya da en geç haziran akşamı “Güçlendirilmiş Başkanlık Hükûmeti” rejimi bitiyor…

Güçlü tek adamın son seçimi olacak

Yerine gelen yeni rejimin ismi şu:

“Zayıflatılmış Başkanlık Hükûmeti Sistemi…”

İsterseniz buna “İktidarsızlaştırılmış Yarıbaşkanlık Sistemi” de diyebilirsiniz.

İleride Altılı Masa’nın istediği “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”e geçemezsek, 14 Mayıs’tan itibaren Türkiye artık bu rejimle yönetilecek.

“Güçlü tek adam” gidecek…

Yerine “ gücünü parlamentodaki ortakları ile paylaşan başkan” gelecek…

Bundan kendim kadar eminim…

Kazananı bilmiyorumfakat kaybeden kim söyleyeyim

Tabii kazanının kim olduğunu da söylememi isteyeceksiniz…

Şu karşılığı vereceğim:

Seçimi ister Erdoğan kazansın, ister Kılıçdaroğlu…

Güçlü tek adam rejimi artık “mümkün değildir…”

Sandıktan kim çıkarsa çıksın, oturacağı koltuk artık ona “Beni halk seçti, milli irade benim, istediğimi yaparım” diyebilme ve o denli davranma imkanı, hakkı ve gücü vermeyecek.

Ayrıca seçilse bile bunun Erdoğan’ın son dönemi olacağını da unutmayalım.

Seçilirse artık önünde iki yol kalacak:

Ya düzgünce despotlaşacak…Bu da ona karşı olan cepheyi daha da genişletecek.

Ya da halkın anketlere göre kendisine karşı olan yüzde 60’ı ile barışacak.

Külliye devrinin sona erdiğini gösteren ilk işaret şimdiden geldi

Her ne olursa olsun… 2018 yılında büyük tantana ile geçtiğimiz

“Güçlendirilmiş Başkanlık Hükûmeti” sistemi zati doğal olmayan ömrünü tamamlamıştır.

Bunu ilk anlayan da bürokrasi ve adalet sistemi olacaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın HDP kararından sonra kimi Anayasa Mahkemesi üyelerini arayıp, sitem etmesi, adaletin daha şimdiden bunu anlamaya başladığını gösteren ilk işarettir.

Tek adamı bitiren seçim değil yüzde ’50 artı birin küsürü’ oldu

Neden derseniz?

Cumhurbaşkanı için “Yüzde 50 artı 1’le”  seçilmesi zorunluğu getiren bu ucube sistem duvara toslamıştır.

Üstelik bu sistem daha seçime gitmeden bitmiştir. Küçük bir test yapın…

Bir tarafa “Türkiye nasıl kötü yönetilir” diye yazın…

Karşısına da bugünkü idarenin iktisattan, dış siyasete, adaletten, insan haklarına, bayan haklarına, halka hesap vermeme kibrinden, akraba, yandaş kayırmacılığına ve partizanlığa kadar her icraatını alt alta yazın.

Artık açıkça demokrasi dışı bir rejime dönüşen bu sistemin iflasını görebilirsiniz.

Türkiye’nin hâlâ ortak aklı varsa, bu ucube sistemden bir an önce kurtulmalıdır.

Bu AKP’nin de kurtuluşu olacaktır.

Demokrasinin ve milli iradenin en güçlü olduğu iki özel gün 

Şimdi geleyim neye dayanarak bu türlü bir sonuca vardığıma…

Biraz geriye dönelim.

24 Kasım 2011…

Türkiye parlamenter sistemle yönetiliyor.

O gün TBMM İstanbul Mukavelesi’ni görüşüyor.

Türkiye’yi bayan hakları konusunda uygar ülkeler arasına sokacak olan kontrat TBMM’de 246 oyla geçiyor.

Bu sözleşemeye kimler oy verdi bir bakalım:

AKP, CHP, MHP…

Üç partinin üzerinde bu kadar geniş bir mutabakata vardığı tek karardı.

Sözleşmenin geçmesi için en çok AKP’li bayanlar çalıştı

(*) Mukavele Meclis’e Başbakan Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla gönderildi.

(*) Sürecin hızlanması için en çok çalışanların başında devrin Aile ve Sosyal Siyasetler Bakanı Fatma Şahin vardı.

(*) Teklifi görüşüp, karara bağlayan Kadın-Erkek Eşitliği Kurulu’nun başkanı AKP milletvekili Azize Sibel Gönül’dü…

(*) Kararı oy birliği ile kabul eden Dışişleri Kurulu’nun başında AKP milletvekili Volkan Bozkır vardı.

(*) Mukaveleyi gün jet süratiyle Meclis’e indiren TBMM Başkanı AKP milletvekili Cemil Çiçek’ti…

(*) Bu süreç içinde kontratın geçmesi için en büyük çabayı gösteren bayan derneklerinden biri, başında Başbakanın kızı Sümeyye Erdoğan’ın bulunduğu “KADEM’di” (Kadın ve Demokrasi Derneği) .

 TBMM’yi doruğa taşıyan oylar nereden geldi?

Sözleşme o gün oturuma katılan milletvekillerinin, (sadece bir çekimser) tamamının oyu ile geçti.

Çekimser oy kullanan milletvekili, sonraki gün ‘Yanlış tuşa basmışım’ diye oyunu Evet’e çevirdi.

O veren partilerin seçimde aldığı oy yüzde 90’dan fazlaydı.

Yani Türkiye’nin merkezindeki iki parti ve farklı özelliğe sahip milliyetçi bir parti daha…

Kısaca bu mukaveleyi, Türkiye’nin en az yüzde 65’ini temsil eden merkez seçmeninin iradesi Meclis’ten geçirmişti.

“Konsensüs” nedir derseniz işte bu…

Gerçek “Toplumsal mutabakat” nedir derseniz, o da bu…

Güçlü başkanlık rejiminin tabana vurduğu çok özel gün 

Peki bu kontrat kaç oyla uygulamadan kaldırıldı?

Tek…

Yani oylama bile olmadı.

Düşünün TBMM’nin, bütün partilerin takviyesi ile bayanlara verdiği üniversal haklar, güçlü liderin bir  gece kararnamesi ile ellerinden alındı.

Sizce bu nedir?

Parlamentonun iflası mı?

Yoksa Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi’nin “Tek Adam, Tek Parti  Rejimi’ne”  dönüşerek iflası mı?

Güçlendirilmiş Başkanlık Rejimi, sonunu hazırlayan ilk büyük darbeyi o gece aldı.

Yani güçlendirilmiş liderin kendini en güçlü, en zirvede hissettiği gece…

Demokratik parlamentonun ve milli iradenin öteki zirvesi

Yine geriye, 20 yıl önceye dönelim.

1 Mart 2003…

Türkiye, tahminen de İkinci Dünya Savaşı’ından bu yana en çok önemli ve en kritik kararını alacak.

TBMM, İkinci Irak Savaşı’nda Amerikan askerinin Türkiye üzerinden savaşa girmesine izin verip vermemeyi tartışıyor.

Bir manada savaşa girip girmemeyi…

Dönemin Başbakanı Abdullah Gül…

Ama iktidarın başkanı o sırada Meclis dışında olan Tayyip Erdoğan…

Erdoğan bu tezkerenin geçmesini istiyor.

TBMM Liderli kürsüsünde AKP kurucusu ve o hareketin manevi ağabeylerinden Bülent Arınç var.

Türkiye kimlerin oylarıyla savaşa girmeyeceğiz dedi?

Türkiye’nin seçilmiş Meclis’i o tezkereyi reddediyor.

TBMM’nin en güçlü olduğu anlardan biridir o gün.

Yani  Türkiye parlamenter sisteminin ve gerçek milli iradenin doruğuna , gücünün zirvesine çıktığı andır.

Tezkere o gün kimlerin oyu ile reddedilmiştir?

AKP, CHP ve HDP’lilerin…

Bu üç partinin aldığı oy, Türkiye’nin neredeyse yüzde 80’ine eşittir.

Demek ki, o gün  “Külliye Rejimi” geçerli olsaydı, Türkiye savaştaydı…

Hazır olun 14 Mayıs akşamı şu tabloyla karşılaşacağız

Gelelim 14 Mayıs akşamına…

Bu seçimde iki merkez partinin, yani AKP ve CHP’nin alacağı oy miktarı şimdiden belli: İkisinin oyunun toplamı yüzde 60 olacak.

Buna bir öbür merkez parti İYİ Parti’yi eklerseniz, eder yüzde 70..

Yüzde 10 alan HDP’yi de eklerseniz yüzde 80…

MHP ile birlikte yüzde 85…

Yüzde 85 oradarejimin yazgısını kim belirleyecek?

 Ama bu seçimin bahtını kim belirleyecek?

Türkiye’nin yüzde 85’i mi…

Yoksa, her biri 1 ya da 2 küsurlu ona yakın parti mi…

Şu an için Muharrem İnce’nin durumunu ele alın…

Anketlere bakarsanız, alacağı  küçük oyla dahi Türkiye’nin şu anki muazzam değişim dileğini bir hezimete dönüştürebilecek güce ulaştı.…

Yüzde 70’in bayana verdiği hakkı yüzde 1 geri alacak o denli mi?

 Ya AKP?

Onun durumu farklı mı?

İstanbul Sözleşmesi’ni Meclis’ten geçirme onurunu taşıyan parti, bir anda bayanların aldığı bütün hakları geri alma hareketinin taşeronu haline geldi.

Düşünün o kudretli iktidar partisi, Hüda-Par bayan düşmanlığı Taliban düzeyindeki bir parti ve Yeniden Refah gibi, ne oy alacağı; alacağı oyun yüzde sıfır küsur mu, yoksa 1 küsur mu olacağını bilemediğimiz, babadan oğula miras bir parti de, tescilli bayan hakları aykırılığını iktidara ve Meclis’e taşıyan trene alacak.

Hatta o trenin lokomotifi olmasına bile izin verecek.

Rejimin geleceğini hangi yüzde 1 küsur belirleyecek

O nedenle şimdiden söylüyorum.

Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi fiilen sona ermiştir.

Şimdi asıl soru şu:

Başkanı seçtirecek “Yüzde 50 artı 1’in” o meşum 1’i nereden gelecek?

Kafa keseceğini söyleyen, bayanın nafaka hakkını bile elinden almaya tam teşebbüste bulunan, kendi gibi inanmayan, ibadet etmeyen  herkesi ‘Kafası kesilmesi gereken”, domuz bağı ile öldürülmeye müstahak  bir zındık sayan  bir yüzde 1 mi?

Yoksa daha fazla sosyal adalet, bölüşüm isteyen; daha çevreci, bayana daha saygılı bir yüzde 1 mi…

İnşallah ikincileri olur.

Yoksa  merkezin yüzde 60’ını oluşturan partiler akıllarını başlarına toplamazsa, gelen sistemin ismi “Yüzde 1 istibdadıdır…”

Peki küçük partilerin hiç mi söz hakkı olmasın?

Olsun tabii.   

Elbette Meclis’te temsil edilsinler.

Elbette oylarına uygun milletvekili çıkarsınlar.

Ama yüzde 1 küsur oyla, bayanlara verilmiş nafaka hakkını bile elinden alabilecek bir gücü sahip olmasınlar.

Sahip oldukları yüzde 1’i, koskoca bir merkez partiyi bayan hakları konusunda rehin alacak bir güce çeviremesinler.

Ya demokratik temsil diyorsanız… O adil temsil fakat parlamenter sistemde mümkün olabilir.

Seçilmek için ne kıymetine olursun olsun yüzde 50 artı 1’e ihtiyacı olan bir başkanlık sistemi değil.

Güçlü liderler 14 Mayıs akşamı şu soruyu soracak

O yüzden eminim 14 ya da 28 Mayıs akşamı bu ülkenin merkez partileri olduğunu iddia eden partilerin başkanları kendi kendilerine şu soruyu soracaklar:

“Değdi mi?”

‘Başkanı güçlendirelim derken, koskoca ülkenin sağduyulu bütün merkezini iktidarsız, takatsiz, güçsüz  hale getiren bu ucube rejimi nasıl yarattık?’

Yeni rejimimiz, yeni güçlü liderimize ve hepimize hayırlı olsun…

Ama şurası kesin 14 Mayıs’tan itibaren bu ülkeyi yalnızca Külliye’nin duvarları ortasından yönetim etmek mümkün olmayacak.

   

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.