Kadavra dokusundan elde edilen “zombi dolgusu”, estetik uygulamalarda giderek daha fazla başvurulan yöntemler arasına girdi. Yalnızca estetik amaçla değil, kaza veya cerrahi müdahale sonrası kaybedilen dokuların yerine konulmasında da kullanılan …

Kadavra dokusundan elde edilen “zombi dolgusu”, estetik uygulamalarda giderek daha fazla başvurulan yöntemler arasına girdi. Yalnızca estetik amaçla değil, kaza veya cerrahi müdahale sonrası kaybedilen dokuların yerine konulmasında da kullanılan yöntem; uzun vadeli tıbbi verilerinin henüz yeterince oluşmamış olması nedeniyle tartışmaya neden oldu.
Estetik cerrahide dikkat çeken yeni bir uygulama gündeme geldi. The Guardian’ın haberine göre, bazı kliniklerde kadavralardan elde edilen ve özel işlemlerden geçirilen yağ dokusu, vücut şekillendirme amacıyla enjekte edildi.
Hayatını kaybeden bağışçılardan tek seferlik enjeksiyonlar yapılıyor
Kadavradan alınan yağ dokusu sterilize ediliyor, tüplere konuluyor ve “Alloclae” adı verilen bir madde olarak yeniden markalanıyor. Şimdiye kadar estetik cerrahlar, yağın kişinin vücudunun bir bölgesinden (genellikle liposuction yoluyla) alınıp biraz daha hacim gereken bölgelere yeniden enjekte edildiği otolog yağ transferlerini kullanıyorlardı. Kadınlarda dudaklar, göğüsler ve kalçalar; erkeklerde ise genellikle göğüs kasları, bicepsler ve baldırlar için. Ancak Alloclae, kendi yağını aldırmak istemeyenlerin veya vücudunda hiç yağ bulunmayanların artık dış kaynaklardan, yani hayatını kaybetmiş bağışçılardan tek seferlik enjeksiyonlar alabileceği anlamına geliyor. Bu yöntem görünümünü bir üst seviyeye taşımak isteyen herkes için en yeni “vücut geliştirme hilesi” olarak pazarlanıyor. İşlem minimal invaziv (cerrahi müdahalesi düşük) ve büyük ölçüde güvenli kabul edildi.
“Ameliyata ve genel anesteziye ihtiyaç yok”
Bu yöntemi bir oyun değiştirici olarak tanımlayan Dr. Douglas Steinbrech, “Alloclae yaptıranların ameliyata, genel anesteziye ihtiyaçları yok. İyileşme süreci ve tüm o acılarla uğraşmıyorlar” dedi. 2025’in başından bu yana Alloclae en çok meme veya kalça büyütme isteyen kadınlar arasında popüler olurken, erkekler de bu tür prosedürlere ilgi gösteriyor. Dr. Steinbrech, bu ilginin, modern Marvel çizgi roman filmlerinin iri yarı kahramanları tarafından dayatılan aşırı erkek vücut standartları ve fiziksel çekiciliği optimize etmenin sosyal önemini savunan çevrimiçi “looksmaxxing” akımı tarafından tetiklendiğini belirtti.
Steinbrech, işlem için hazırlanan 68 yaşındaki ismini açıklamak istemeyen hastasısı için kendi yaş grubunda fiziksel form açısından en üst yüzde 1’lik dilimde yer aldığını söyledi.
Geniş bir sırtı, kaslı kolları ve belirgin göğüsleri var. Ancak yine de, son altı ay içinde toplanmış, oda sıcaklığında saklanabilen 100cc’lik işlenmiş bağışçı yağını üst göğüs kaslarına enjekte ettiriyor. Dikkatlice göğsüne yerleştirilen Alloclae, eğer her şey planlandığı gibi giderse, çıplak gözle kas gibi görünecek. Steinbrech, hastasını kalemle işaretleyip enjeksiyon yapılacak üst göğüs bölgesini vurgularken, “Bu yaygın bir sorun. Karşımda liposuction için hiç yağı olmayan, tamamen kaslı ve fit bir sürü adam var” dedi.
Her 8 Amerikalıdan biri zayıflama ilacı kullanıyor
Estetik cerrahi klinikleri bir zamanlar liposuction ile ayakta kalırdı. İstenmeyen “can simitleri” veya fazla selülitler vakumla çekilir, ya atılır ya da vücudun diğer bölgelerine nakledilirdi. Sonra zayıflama iğnesi geldi.
2025 tarihli bir Gallup anketi, her sekiz Amerikalıdan birinin reçeteli zayıflama ilaçları kullandığını bildirdi. Bu tür zayıflama ilaçlarının artan popülaritesi cerrahları işsiz bırakacak gibi görünüyordu; ancak aslında bu ilaçlar, çok fazla kilo veren ve bu yüzden hacim kaybı yaşayan devasa bir müşteri kitlesi yarattı. New York’taki Luxurgery kliniğinden Dr. Sachin Shridharani, “Bu, gelişmekte olan devasa bir pazar” dedi.
Shridharani, 2023 yılında, GLP-1 ilaçlarının sadece obezite değil, kalp sağlığı ve tip 2 diyabet için de potansiyel kullanımını inceleyen bir makale yayınlamıştı. Bu hastaların kısa sürede büyük miktarda kilo vereceğini, bunun da sarkık deri ve arzu edilen bölgelerde yağ hacmi azalması gibi estetik yan etkiler yaratacağını yazdı.
Yağ bağışçının tüm izlerinden arınıyor
Üretici tarafından dağıtılan broşürler, ürünün saflığını ve sterilizasyon sürecini vurgularken, Alloclae’nin “immünojenite eşiği”nin altında tutulduğu, yani yağın bağışçının tüm izlerinden arındırıldığı ve böylece hastanın bağışıklık sisteminin yabancı bir maddeye karşı savunma tepkisi vermediği iddia edildi.Ancak, henüz yeni olan ve uzun vadeli tıbbi literatürü eksik bir ürün hakkında çekinceler de olduğu söylendi.
Kuzey Carolina’dan plastik cerrah Dr. Glenn Lyle, Alloclae’yi “iyi bir araç” olarak nitelendirse de endüstrinin buna bu kadar hızlı adapte olması konusunda temkinli. Lyle, “Çok hızlı hareket ediyoruz. Takip çalışmalarımız bile yok. Bu madde gelişi güzel uygulanıyor” dedi.
Lyle, Alloclae’nin meme dokusuna enjekte edilmesinin rutin kanser taramalarını karmaşıklaştırabileceğinden endişe ederek, “Mamografilerde kanserden ayırt edilemeyen yumrular oluşmayacağını kim söyleyebilir?” ifadelerini kullandı.
Kullanımı sadece estetikle sınırlı değil
Alloclae’nin potansiyeli sadece estetikle sınırlı değil. Ciddi bir kayak kazası geçiren ve kalça bölgesinde doku kaybı yaşayan bir hasta, Alloclae sayesinde eski formuna kavuştuğunu söyledi. Ayrıca mastektomi (meme alınması) sonrası doku onarımı veya şiddetli akne izlerinin tedavisi gibi alanlarda da kullanılabileceği belirtti.
Ancak en büyük engel maliyet. Steinbrech’in kliniğinde 25cc Alloclae’nin fiyatı 5.000 dolara kadar çıkabiliyor. Göğüs dikleştirme yaptıran bir hastanın sadece ürün maliyeti 20.000 doları bulabiliyor; cerrah ücreti eklenince bu rakam katlanıyor. Kendi vücudundan yağ transferi (liposuction) 10.000–15.000 dolar civarındayken, yüksek hacimli Alloclae işlemleri sadece yağ maliyeti için 100.000 dolara ulaşabiliyor. Fiyatların yüksekliği ve etik kaygılar nedeniyle bazı hastaların hâlâ çekingen davrandığı öğrenildi.
Dr. Steinbrech’in hastasına, birkaç hafta sonra kaslı göğüsleri için iltifat aldığında bunun nereden geldiğini söyleyip söylemeyeceği sorulduğunda hasta mahcup bir şekilde sessiz kalsa da Dr. Steinbrech, “İstediğini söyleyebilir. Spor salonuna gittiğini söyleyebilir. Bizim istediğimiz doğal görünmesi, böylece kimsenin bu soruyu sormaya gerek bile duymaması” dedi.