Fehmi Koru: AB üyeliği, vizesiz Avrupa hakkı, Türkiye’nin önünde farklı bir dönem açıldı mı?

Fehmi Koru*
Yıllar ve yıllar önce, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) üyesi olabileceğine inanılan günlerde, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde değişik vakıfların düzenlediği toplantılarda bu mevzu tartışılırdı.
O tartışmalı vakıf toplantılarının birçoklarında ben de yer aldım.
Hemen her toplantıda ‘AB üyesi Türkiye’ umuduna dayanağımı belirtirken yeniden derhal hepsinde sonuçtan duyduğum kuşkuyu da dile getirmiştim.
“Mış yapmak” kalıbını kullanarak…
AB üyesi ülkeler ve Brüksel Türkiye’yi üyeliğe kabul edecekmiş aynıi yapıyor, bizdeki politikler ile Ankara da AB üyesi olmaya hazırmış davranıyordu.
Hangisi daha önce ‘mış gibi’ davranmaktan vazgeçip gerçek niyetini ortaya koydu bilemiyorum; lakin bu oldu. Türkiye Brüksel ile belli belgeler üzerindeki müzakereleri ısrarlı biçimde sürdürdükten sonra, sıra kritik bahislere geldiğinde, yan çizmeye başladı; AB üyesi ülkeler de Türkiye’yi aralarında görmekten memnunluk duyacakları imgesi vermekten vazgeçtiler.
Zaten ‘AB üyesi Türkiye’ merkezli toplantılar da bir süre sonra bitti.
Sanıyorum en az 10 yıldır durum bu türlü.
Bir ara, Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı sırasında, Ankara, Türkiye’nin hudutlarına yığılan sığınmacıların önünü kesme isteğindeki Avrupa ülkeleriyle bu mevzuyu görüşürken, ülkemizin AB’nin temel mutabakatlarından doğan ‘serbest dolaşım’ hakkını müzakereye açtı.
‘Vizesiz Avrupa’ seyahati ufukta o denli belirmişti.
Avrupa’nın çok önemli ülkeleri, yerine getirilebilecek birkaç madde karşılığı vizesiz seyahat konusunu çözmeye söz verdiler.
Sonrası biliniyor: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bu müzakerelerin devamını durdurdu.
Türkiye o gün bugündür müzakereler sırasında verdiği sığınmacıları hudutları dışına göndermeme sözünü yerine getiriyor, lakin aynı müzakerelerde kendisine verilmiş ‘vizesiz Avrupa’ hakkını talep etmekten vazgeçmiş bulunuyor.
İsveç’in NATO üyesi olması için başlatılan ve Türkiye’nin onay vermeye üzerine bayağı uzayan süreç, Vilnius’ta varılan ‘uzlaşma’ ile nasıl olduysa ülkemizin AB üyeliği konusunu yeniden gündeme taşıyıverdi.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan İsveç’in NATO’ya üyeliğine itiraza son verme karşılığı Türkiye’nin AB üyeliği önündeki mahzurların kaldırılmasını talep ettiğini açıkladı.
NATO genel sekreteri Jens Stoltenberg de AB üyeliğinin Türkiye’nin hakkı olduğunu vurguladı.
Ya doruğa katılan Avrupa ülkeleri?
Onlardan bu mevzuda bir ses çıktığını işitmedik.
Anlaşılan Avrupa yeniden ‘mış yapmak’ niyetinde değil…
Yıllar öncenin toplantılarında Avrupalı siyasileri de dinlemiş biri olarak onların bu tutumlarını yadırgamam zor. Yeniden başa dönmek ve sonu meçhul bir süreci başlatmak istemiyor olabilirler.
Peki ya Türkiye?
Ülkemiz…
Türkiye Avrupa’yı süreci yeniden başlatmaya zorlayabilir.
Süreç sırf Türkiye’nin zorlamasıyla başlayabilir.
AB’nin beklentileri belli: Siyasi ve idari alanda Kopenhag kriterleri var, ekonomik alanda da Maastricht kriterleri…
Kriterler halkımızın lehine.
Vilnius zirvesinde AB üyeliği konusunun yeniden gündeme taşınıri olması, beklenebileceği gibi, muhalefette kuşkulara yol açtı.
“Muhalefettir, iktidarın her yaptığına karşı çıkması görevidir” diye bahse yaklaşılabilir. Fakat dile getirilen kuşkular tamamiyle yersiz değil. AB sürecini içtenlikle sürdüren AK Parti hükümeti, yolun bir noktasında, elde edilmiş arayı sıfırlayacak adımı da atabilmişti.
Bozduğunu yeniden yapmaya kalkışmasının kuşku doğurması kaçınılmaz.
En azından “Yeniden ‘mış gibi yapma’ dönemi mi başlayacak?” kuşkusu yerinde.
İnsan hakları ihlallerinden ve adalete olan güven eksikliğinden başlayarak birtakım adımların atılmaya başlanması bu yoldaki kuşkuları bütünüyle gidermese bile hafifletmeye kâfi.
Bunu yapmaya hazır mı AK Parti ve hükümet?
Onlar buna hazır olsalar bile iktidarın ikinci ortağı -MHP- bunu yapmalarına müsaade eder mi?
MHP’nin AK Parti’nin o yola girebileceğinden tedirginlik duyduğunun işaretleri Devlet Bahçeli’nin çıkışlarından alınabiliyor.
Galiba önümüzde farklı bir dönem var.
*Bu yazı fehmikoru.com adresinden motamot alınmıştır.