enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
44,9254
EURO
52,7166
ALTIN
6.804,72
BIST
14.335,49
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
15°C
İstanbul
15°C
Az Bulutlu
Cuma Az Bulutlu
17°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
21°C
Pazar Parçalı Bulutlu
20°C
Pazartesi Açık
18°C

Fehmi Koru: “Yaşlı eller dünyayı mahvedecek bir yanlışlığı tetikler mi?” telaşı yeniden hortladı

Fehmi Koru* Bir vakitler dünyanın en geniş sonlarına sahip ülkesi diye bilinen bir Sovyetler Birliği vardı. Kısa süre önce ölen Mihail Gorbaçov …

Fehmi Koru: “Yaşlı eller dünyayı mahvedecek bir yanlışlığı tetikler mi?” telaşı yeniden hortladı
22.09.2022 07:42
30
A+
A-

Fehmi Koru*

Bir vakitler dünyanın en geniş sonlarına sahip ülkesi diye bilinen bir Sovyetler Birliği vardı. Kısa süre önce ölen Mihail Gorbaçov devlet başkanlığına gelene kadar hep bir ayağı çukurda denilebilecek ihtiyarların yönettiği bir ülkeydi Sovyetler Birliği. Şu Anda onun yerinde Rusya Federasyonu bulunuyor.

Vladimir Putin’in başında yer aldığı Rusya.

Sovyetler Birliği 2. Dünya Savaşı’nda elde ettiği ‘süpergüç’ statüsünü korumak için ABD ile delicesine bir silah yarışı içerisindeydi. Sovyet liderler, yarış sebebiyle vatandaşlarından ülke içerisinde huzursuzluk çıkarmamalarını, ekonomik kasvetlere göğüs germelerini beklemekteydi. Ülkenin güçlü olduğu bilinen kaynakları silah üretimi için kullanılmaktaydı.

Özellikle de nükleer silahlar için…

Diğer ‘süpergüç’ olan ABD’nin kaç nükleer füzesi varsa, Sovyetler Birliği ondan bir fazla nükleer füzeye sahip olmayı amaçlıyordu.

Sovyetler Birliği ismini taşıyan ülke bugün yoksa bunun en çok önemli sebebi, ABD’nin zorlamasıyla benimsediği nükleer alandaki yarıştır.

ABD -Batı dünyası-, savaşmadan, silahlanma yarışına zorlayarak, çökertti Sovyetler Birliği’ni…

O yarışın dünyaya bir faydası oldu ama. İki tarafın elinde birbirlerini birkaç defa yok etmeye yarayacak güçte nükleer silah bulunduğu için, ABD ile Sovyetler Birliği -veya her iki ülkenin oluşturduğu güvenlik örgütleri olan NATO ile Varşova Paktı- arasında sıcak savaş çıkmadı.

İki taraf arasındaki rekabete ‘Soğuk Savaş’ ismi verildi; ortalarındaki yarış için de ‘dehşet dengesi’ sıfatı kullanıldı.

[ABD’nin ürettiği ilk nükleer füzelerin üzerlerine gönderildiği Hiroşima ve Nagasaki kentlerinde 200 binin üzerinde Japon hayatını kaybetmişti. İşin şakasının olmadığı o dehşetten beri biliniyor. Tarih: Ağustos 1945.]

Uzun yıllar boyunca, birbiri gerisine Moskova’da idareye gelen yaşlı önderlerin, titreyen elleriyle ezkaza nükleer butona basabilecekleri kaygısı yaşandı.

Son büyük savaş –2. Dünya Savaşı– sonrasından Berlin Duvarı’nın yıkıldığı 1989 yılına kadar küresel planda ilkokul çocuklarının bile ezberinde olan ‘nükleer’ sözcüğü, duvarın yıkılıp Avrupa ve Orta Asya’daki bağlı ülkelerin Moskova’yla ipleri koparmaları ve Sovyetler Birliği’nin çözülüp tarihe karışması sonrasında gündemden düşmüştü.

‘Nükleer’ sözcüğünün yeniden kullanıma girdiği günlerde yaşıyoruz.

Elinde Sovyet devrinden kalma nükleer silahlar bulunan Rusya’dan onların kullanılabileceği yolunda tehditler yükseliyor.

Önce dışişleri bakanı Sergey Lavrov birkaç defa o tehdidi ima etti.

Fazla aldıran olmadı.

Dün ise, şahsen Putin’in ağzında tehdit yerini aldı.

Batı’nın ülkesine karşı nükleer tehditte bulunduğunu ileri süren ve “Bizim de karşılık verecek çok silahımız var, blöf yapmıyorum” ihtarında bulunan Putin, ülkesinin işgal ettiği bölgelerin ve haklarının ‘güvenliği’ için ‘her imkânı’ kullanacaklarını duyurdu.

“Her imkân” ile kast edilenin ‘nükleer silahlar’ olduğu belli.

Putin’e yanıt iki ağızdan geldi.

Önce ABD başkanı Joe Biden, “Rusya’dan diğer hiçbir ülke çatışma istemiyor” dedi ve “Nükleer savaşı kimse kazanamaz, olmamalı” diye ekledi. Akabinde NATO genel sekreteri Jens Stoltenberg devreye girdi ve Putin’in kısmi seferberlik ilanını ‘tehlikeli ve sorumsuzca’ bulduğunu söyledikten sonra, “Nükleer savaş yaşanmamalı” da dedi.

NATO olarak Moskova’nın bu yoldaki niyetlerini ciddiye aldıklarını da belirtti Stoltenberg.

‘Dehşet dengesi’ yeniden başını göstermiş oldu böylelikle.

İşgal altındaki yerlerden Rus ordusu geri çekilmek zorunda kaldı.

Füzeler Rusya hudutları içine de düşmeye başladı.

Moskova’nın Rusça konuşanların çoğunlukta olduğu Ukrayna bölgelerini referanduma zorlayarak Rusya’ya katma projesi devrede. Bu da Putin’in yenilgiyi kolay kabul etmeyeceğini ve savaşı bir diğer boyuta taşımaya kararlı olduğunu gösteriyor.

Savaşla ülkesine yeniden Sovyetler Birliği devrindeki ‘süpergüç’ statüsü kazandırmayı ve o yolla hudutlarını bir sefer daha genişletmeyi planlandığı düşünülen Putin, bunu Rus ordusunun zaferleriyle gerçekleştirmeyi umuyordu.

Rus savaş makinasının Ukrayna benzeri nispeten küçük bir ülke ordusu karşısında başarısız kaldığı gerçeği ortaya çıktı. Konvansiyonel silahlarının gereğince çağdaş olmadığı anlaşıldı.

Bu tablonun Rusya’dan çekinen ve bu sebeple yanında görünme ihtiyacı duyan eski Sovyet cumhuriyetleri üzerindeki olumsuz tesirleri daha şimdiden fark ediliyor.

Ermenistan’ın Azerbaycan’la çıkan sıcak çatışmalarda Moskova’dan istediği yardım karşılıksız kaldı.

Kırgızistan ile Tacikistan arasında ölümcül çatışmalar patlak verdi.

Şangay İşbirliği toplantısında, örgüt üyesi Çin ile Hindistan’ın önderleri, Putin’i savaş siyaseti yüzünden herkes tarafından duyulacak biçimde alenen eleştirdiler.

Arkası gelecektir.

Putin nükleer tehdidini ‘tehdit’ olmaktan ileriye götürebilir mi? Şu Anda gündemdeki soru bu.

Verilen karşılıklardan bundan kuşku duyulduğu anlaşılıyor. Belli ki, Putin’in “Blöf yapmıyorum” demesi bir zaaf ifadesi olarak yorumlanıyor.

Ancak yeniden de, ülkesinde ipleri elinde tutan bir pozisyonda bulunduğu -diktatör olduğu- için, iktidarını zayıflatacak çapta bir karşı çıkışı savaş tetiklediği takdirde, en çekinilen yola başvurabileceği de herhalde hesap dışı tutulmuyordur.

Dünyamız, Sovyetler Birliği ile ABD, ya da NATO ülkeleri ile Varşova Paktı ülkeleri arasında tansiyon yaşandığı uzun yıllar boyunca (1945-1989) rahat ve huzur yüzü görmemişti.

Yeni dönem de huzuru kaçıracak.

Köşeye sıkıştırıldığı hissine kapıldığı, her şeyi yapabileceği izlenimi veriyor Putin.

Şimdi ABD’nin başında nispeten yaşlı -79 yaşında- bir lider var. Onun titreyen elinin nükleer butona ezkaza basabileceği tasasına kapılmamak elde değil.

Güzelim dünyamız ne hallerde.

*Bu yazı fehmikoru.com adresinden motamot alınmıştır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.