enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
44,0680
EURO
51,2016
ALTIN
7.301,96
BIST
12.792,81
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
11°C
İstanbul
11°C
Az Bulutlu
Pazartesi Parçalı Bulutlu
11°C
Salı Açık
16°C
Çarşamba Açık
14°C
Perşembe Az Bulutlu
11°C

İmamoğlu’ndan iktidara süreç eleştirisi: Toplumu birleştiremediler çünkü hesapları çözüm değil, koltuk

İmamoğlu’ndan iktidara süreç eleştirisi: Toplumu birleştiremediler çünkü hesapları çözüm değil, koltuk

İmamoğlu’ndan iktidara süreç eleştirisi: Toplumu birleştiremediler çünkü hesapları çözüm değil, koltuk
03.02.2026 08:30
4
A+
A-

İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Silivri’deki hücresinden kaleme aldığı yazısında iktidarı Terörsüz Türkiye süreci üstünden eleştirerek; “Tarihsel önem taşıyan bir süreçte bile; toplumu birleştiremediler. Çünkü onların hesabı çözüm değil, yine koltuktu. Kürt meselesinde demokratik bir akıl geliştirmek yerine, yine susmayı, yine oyalamayı, yine zamana oynamayı seçtiler” dedi. “Rakibini sandıkta yenemeyince, yargıyı kullanacağını da biliyorduk” ifadelerini kullanan İmamoğlu, 19 Mart sürecine ilişkin olarak; “Buna soruşturma denilemez, hukuk denilemez, Türkiye’ye yaşatılanlar bağımsız yargı ile hiç açıklanamaz. Bu, düpedüz siyasi bir darbedir. Türkiye’nin geleceğine darbedir” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Silivri’de tutulduğu hücresinden Sözcü için bir yazı kaleme aldı. İktidarı ekonomi, çözüm süreci, 15 Temmuz darbe girişimi ve Gezi Parkı direnişi üstünden eleştiren İmamoğlu, “Ben geri adım atmıyorum. Çünkü bu ülke, tek bir kişinin çıkarına teslim edilemez” dedi.

İmamoğlu’nun yazısının tamamı şu şekilde:

“Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana çok kriz yaşadı, darbeler gördü, zafiyetlere tanıklık etti, bedeller ödedi. Ama her defasında milletin feraseti üstün geldi, iradesine sahip çıktı ve bedel ödeme pahasına krizlere el koydu, toplum yeniden kendine geldi. Şimdi ise başka bir eşikteyiz.

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tablo, sıradan bir yönetim zafiyeti değildir. Bu bir tesadüf de değildir. Bu, bilinçli bir tercihtir: Devleti, milleti ve demokrasiyi zayıflatarak iktidarı kalıcı hâle getirme projesidir.

Bu projenin adı; korku düzenidir. Devreye konulmak istenen bir hukuksuzluk rejimidir, uygulama Saray vesayetidir. 13 yıldır kaçırılan fırsatlar değil, bilerek yaratılan felaketler var karşımızda.
Dünya değişti. Düzen yeniden kuruluyor. Teknolojik gelişim dengeleri altüst ediyor.

Türkiye bu dönemde tarihinin en büyük fırsat kavşaklarından birinin eşiğindeydi. Ama iktidar, milletin önüne bir gelecek koymak yerine, Türkiye’yi bir çıkmaza sürükledi. Çünkü onların derdi Türkiye değildi. Onların derdi koltuktu ve hep öyle oldu.

“2017’de Türkiye’yi ucube bir sisteme soktular.”

Son 13 yılın özeti milletle girişilen o koltuk kavgasının fotoğrafını çekmek için yeter de artar bile.2013’te Gezi Parkı’nda milletin sesini duymadılar. Gençleri anlamadılar. Demokratik itirazdan korktular. Milletin “Beni gör” diyen çağrısını baskıyla susturmaya çalıştılar.

2015’te sandıktan çıkan mesajı yok saydılar. “Yönetim halkla paylaşılmalı” olgunluğunu gösteremediler. Türkiye’yi korku iklimine mahkûm ederek, terörün ve çatışmanın gölgesinde seçim kazanmayı tercih ettiler.

2016’ya kadar sırf işlerine yarıyor diye, “Ne istediler de vermedik” zihniyetiyle hareket ettiler, yıllarca cemaat zihniyetine alan açtılar. Kurumları çürüttüler. Yargıyı zayıflattılar. Sonra da 15 Temmuz gibi bir utancı bu millete yaşattılar. O rezaletin bedelini ise yine millet ödedi.

“Kürt meselesinde oyalamayı seçtiler”

2018’de başlayan ucube sistemle bir kara düzenin temelleri atıldı. Tek kişilik otoriter yapıda dış politikayı da devlet geleneğinden kopardılar. İtibarı bitirdiler. Türkiye’yi kurumlarla değil kişilerle yönetilen bir ülkeye çevirdiler. Zikzaklı ilişkiler, diplomatik yalnızlıklar, güvenlik zafiyetleri, durdurulamayan ekonomik kriz, yoksulluk, açlık, işsizlik, umutsuzluk…

2019’da ise İstanbul’da kaybettikleri seçimle birlikte, demokrasilerde kaybetmenin aslında bir olgunluk sınavı olduğunu unuttular. Seçimi iptal ederek, milletin iradesini yok saydılar. Ve 2024’te başlayan “terörsüz ve demokratik Türkiye” gibi tarihsel önem taşıyan bir süreçte bile; toplumu birleştiremediler. Çünkü onların hesabı çözüm değil, yine koltuktu. Kürt meselesinde demokratik bir akıl geliştirmek yerine, yine susmayı, yine oyalamayı, yine zamana oynamayı seçtiler.

“Devlet; adalettir, liyakattir, ahlaktır”

2025’e geldiğimizde artık maskeler düştü. İktidarın kaybetmeyi hazmedemediğini biliyorduk. Rakibini sandıkta yenemeyince, yargıyı kullanacağını da biliyorduk. Ama 19 Mart’ta işi ülkenin demokrasisinin üzerine çimento dökmeye kadar getirdiler. 19 Mart’ta yapılan şey; siyasi rakibi saf dışı bırakma operasyonudur.

Buna soruşturma denilemez, hukuk denilemez, Türkiye’ye yaşatılanlar bağımsız yargı ile hiç açıklanamaz. Bu, düpedüz siyasi bir darbedir. Türkiye’nin geleceğine darbedir.

Adalete güveni yüzde 10’lara düşüren bir iktidar, bu ülkenin temelini dinamitlemiştir. Çünkü adalet çökerse, her şey çöker. Ekonomi de çöker, toplumsal huzur da çöker, devletin itibarı da çöker, güvenlik de çöker.

Bugün karşımızda üretmeyen geleceği planlayamayan bir iktidar var. Bir beton düzeni kurdular ve sadece şehirleri betonlaştırmadılar. Zihinleri de betonlaştırdılar. Bu ülkeyi “büyük binalarla” yönetebileceklerini sandılar. Oysa devlet; bina değildir. Devlet; adalettir, liyakattir, ahlaktır, akıldır.

“Bu ülke tek bir kişinin çıkarına teslim edilemez”

Şunu herkes bilsin: Bizim mücadelemiz bir koltuk mücadelesi değildir. Bizim mücadelemiz; milletin hakkını geri alma mücadelesidir. Bizim mücadelemiz; çocukların geleceğini kurtarma mücadelesidir, gençlerin umudunu bu ülkede tutma mücadelesidir, emeklinin sofrasını büyütme mücadelesidir, işçinin emeğinin karşılığını alma mücadelesidir, kadınların güvende yaşama mücadelesidir, çiftçinin toprağa yeniden inanma mücadelesidir, esnafın yeniden nefes alma mücadelesidir. Ve bu mücadeleyi mutlaka kazanacağız. Demokrasiyi yeniden kuracağız. Hukuku ayağa kaldıracağız.

Devleti ciddiyetine kavuşturacağız. Türkiye’yi dünyada yeniden itibarlı bir ülke yapacağız.
Bu satırları Silivri’den yazıyorum ama bu ülkenin yarını özgürlüklerdedir. Beni zindana atmış olabilirler ama asıl mesele; Türkiye’nin nereye sürüklendiğidir.

Eğer bir ülkede iktidar, rakibini cezaeviyle susturacağını düşünüyorsa; o ülkede artık hukuk konuşulmaz, demokrasi konuşulmaz. Orada sadece “korku” konuşulur. Ama ben korkmuyorum. Çünkü bu ülke, korkuyla yönetilecek bir ülke değildir. Rakibinden korkanların yönetebileceği bir ülke hiç değildir.

Ben vazgeçmiyorum. Çünkü bu ülke, vazgeçenlerin değil; direnenlerin omzunda yükseldi.
Ben geri adım atmıyorum. Çünkü bu ülke, tek bir kişinin çıkarına teslim edilemez. Ben Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak buradan açıkça söylüyorum: Bu düzeni değiştireceğiz. Sandıkla değiştireceğiz. Ve Türkiye’yi, yeniden Cumhuriyet’in onuruna yakışır bir ülke hâline getireceğiz. Vakit yakındır, karar milletindir. Millet büyüktür.”

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.