enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
45,1500
EURO
53,0222
ALTIN
6.705,85
BIST
14.442,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
11°C
İstanbul
11°C
Hafif Yağmurlu
Cumartesi Hafif Yağmurlu
13°C
Pazar Hafif Yağmurlu
12°C
Pazartesi Çok Bulutlu
15°C
Salı Az Bulutlu
17°C

Kılıçdaroğlu’ndan “vergi konseyi” çağrısı: Herkes vergi kaçırıyor, Erdoğan’a yakın herkes malı götürüyor

Kılıçdaroğlu’ndan “vergi konseyi” daveti: Herkes vergi kaçırıyor, Erdoğan’a yakın herkes malı götürüyor

Kılıçdaroğlu’ndan “vergi konseyi” çağrısı: Herkes vergi kaçırıyor, Erdoğan’a yakın herkes malı götürüyor
24.07.2024 02:30
19
A+
A-

İzmir’de Basın Özgürlüğü Buluşması’nda konuşan CHP 7’nci Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, işçilerden, patronlardan ve kamudan oluşan bir vergi kurulu kurulması gerektiğini ifade ederek “Her yıl vergi kurulu bir rapor düzenlemeli, halktan toplanan vergilerin nerelere harcandığını kamuoyuna açıklamalı. Fransa’da var. Demokrasi var orada. Harcanan vergilerin hesabını soruyorsun.fakat bizde bu soru sorulmuyor” dedi. “Herkes vergi kaçırıyor, Erdoğan’a yakın herkes malı götürüyor. Kimse de sormuyor” sözlerini kullanan Kılıçdaroğlu, çalışanlardan, patronlardan ve kamudan oluşan bir vergi kurulu oluşturulması gerektiğini kaydetti.

CHP 7’nci Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, İzmir’de Basın Özgürlüğü ve Medya Araştırmaları Derneği’nin (BAMAD) sansürün kaldırılışının 116’ncı yılında düzenlediği Basın Özgürlüğü Buluşması’na konuşmacı olarak katıldı. Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç modaratörlüğünde gerçekleşen programda Kılıçdaroğlu, konuşmasına hayatını gazetecilikle kazanan ve vefat eden isimleri sayarak başladı.

Kılıçdaroğlu, “Hayatını gazetecilikle kazanan ve mücadele eden merhum Uğur Mumcu, Ümit Kaftancıoğlu, Musa Anter, Metin Göktepe Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı, Hrant Dink, Bülent Ülkü‘yü rahmetle anıyorum. Bu toplantıda yaptığım konuşmayı bu onurlu gazeteciler ve bundan sonra da hayatını onurlu olarak sürdürecek gazetecilere armağan ediyorum. Elinde kalemi olan gazeteci de yazarken ‘yarın mahpusa girebilir miyim’ diye düşünüyor. Vatandaş konuşurken sanki ‘birilerinin ayağına bastım  mı, beni sonraki gün mahpusa atarlar mı’ diye düşünüyor” dedi.

“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasası askıdadır”

“Demokrasi konusunda sınıfta kalmış bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız. Tek adam rejimi Türkiye için felaket olan bir rejimdir. Tek adam rejiminde yargı olmaz, tek adam rejiminde Türkiye Büyük Millet Meclisi olmaz. Bunlar şeklen olur ama fiilen olmaz” diyen Kılıçdaroğlu, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Bir anayasamız bir de Anayasa Mahkememiz var. Anayasa Mahkemesi’nin kararları anayasaya göre bağlayıcıdır, herkesi bağlar.Can Atalay’la ilgili bir karar verilir ve bu karar uygulanmazsa anayasa askıya alınmış demektir. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasası askıdadır ve uygulanmıyor. Şeklen bir anayasamız, Anayasa Mahkememiz var.fakat verdiği kararı uygulamayan alt mahkemeler var. Bütün alt mahkemeler gücü saraydan, tek adamdan alıyorlar. Gücü oradan aldıkları için de verdiği kararların da mükafatını bekliyorlar.

Bu tablo kaldıracağımız tipten bir tablo değildir. Bu tablo konusunda her birinizinfakat her birimizin titiz ve hassas olması lazım. Malum kurbağayı kazana koyarlar, ateşi yakarlar. Sıcak bir suyu attığınızda kurbağa refleks gösterir ve kazanın dışına zıplar.ateşi ufak ufak yakar ve sonra kızdırırsanız kurbağa farkında olmadan ölür, hayatını kaybeder. Bugün yaşadığımız gerçek buna benziyor. Artık o denli kanıksadık ki Anayasa Mahkemesi kararını uygulanmadığı zaman ne parlamentodan, ne sivil toplum örgütlerinden bir ses çıkıyor. Ne medyadan güçlü bir ses çıkıyor, ne sendikalardan bir ses çıkıyor ne de hukuk örgütlerinden bir ses çıkıyor.

Baro başkanı konuştuğu zaman da Türkiye Barolar Birliği Lideri’nin sesi kesiliyor. Bundan Ötürü yaşadığımız tablo Türkiye’de demokrasinin olmadığı gerçeğini vurgulayan bir tablo. Gezi tutukluları, siyasi tutuklular bunlar 21’inci yüzyılın Türkiye’sinde yaşanıyor. Hiç kimse siyasi görüşü nedeniyle tutuklanamaz, mahpusa atılamaz. Demokrasinin temel kuralıdır; nereye giderseniz gidin. Herkes benim gibi düşünmek zorunda değil. Herkes saraydaki benzeri düşünmek zorunda değil. Herkes özgürce düşünmek ve niyetlerini özgürce ifade etmek durumundadır. O zaman bu ülkede demokrasinin varlığından söz edebilirsiniz.”

“Erdoğan’ın tarafsızlıkla sorumluluğunu yapacağına hiç kimse inanmıyor”

Cumhurbaşkanlığı yemin metni üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden sözlerini sürdüren Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“Erdoğan, Atatürk unsur ve ihtilallerine bağlı bir kişi midir, değil midir? Ben de biliyorum bağlı olmadığını. Gidip de parlamentoda ‘Ben Atatürk prensip ve ihtilallerine bağlı kalacağım, namusum ve erdemim üzerine ant içiyorum’ diyen bir kişi ant içtiği metne sadık kalmazsa o görevi yapmıyor demektir. Halkını kandırıyor demektir. ‘Görevini tarafsızlıkla yerine getireceğime namusum ve erdemim üzerine ant içerim’ diyorum. Erdoğan’ın tarafsızlıkla sorumluluğunu yapacağına hiç kimse inanmıyor. Aslında o denli bir gerçekte yok. Bir partinin genel başkanı tarafsızlıkla görev yapar mı? Yapmaz. Bir cumhurbaşkanı ettiği yeminine sadık kalmazsa yani namusu ve erdemi üzerine yemin edip gereğini yapmazsa namus ve onur kavramı neyi ifade ediyor? Namusu ve onuru ayaklar altına alan bir kişi namus ve gurur kavramı üzerine yola çıkabilir mi?” 

“Bir kişinin iradesi Türkiye’nin üzerine karabasan çökmüş durumda”

Kemal Kılıçdaroğlu, kelamlarının devamında ise şunları kaydetti:

“Sanıyorlar ki Türkiye Büyük Millet Meclisi demokrasinin temel taşlarından birisidir. Öyleydifakat bugün o denli değil. Parlamentoda çoğunluğu olan siyasi otorite bir merkezden talimat bekler. Erdoğan’dan. O gelen talimata göre o ve MHP’nin milletvekilleri otomatikman 19 Mayıs hareketleri aynıi ‘ellerinizi kaldırın’ der ve bütün milletvekilleri ellerini kaldırırlar. O grup için söylüyorum ‘ellerinizi indirin’ dediklerinde ellerini indirirler. Bu parlamento dünyanın hiçbir parlamentosunda görülmeyen bir yasaya imza attı. Tasarruf mevduatı sigorta fonunda yolsuzluk olduğu zaman, yolsuzluğu yapan yönetimciler hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılamaz diye kanun çıkardı.

Gazi meclis Mustafa Kemal’in yönettiği, milli Kurtuluş Savaşı’nı yöneten meclistir. O meclis Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e başkomutanlık yetkisi belli mühletle veren meclistir. Bu meclis sarayın buyruğunda ve denetiminde olan bir meclistir. Bu meclise gazi meclis asla ve asla denemez. Zira bağımsız iradesi olmayan bir meclisin gazilik unvanını taşımasına gerek yok.

“Kılını dahi kıpırdatmadı”

Can Atalay, milletvekili seçildi. Yüksek Seçim Kurulu ‘milletvekili olman için hiçbir mani yoktur’ dedi. Milletvekili seçildi, mecliste ismi okundu.zamanda parlamentoda insan hakları kuruluna üye olarak seçildiparlamentoya gelemedi. Parlamento liderine şu soruyu sordum: Neden kendi milletvekiline sahip çıkmıyorsun, sen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin liderisin. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak derhal oturup Adalet Bakanlığı’na bir yazı yazman gerekiyordu. ‘Milletvekiliniserbest bırakın, milletin iradesini sınırlayamazsınız’ demesi lazım. Kılını dahi kıpırdatmadı. Zira üstten talimat gelmiş, o talimata uyacak.

“İhale takipçiliği yapıyorlar”

Bu ülkeye demokrasi ve basın özgürlüğü gelsin diye hangi maksatlara kitlenmeliyiz? Türkiye darbe hukukundan arındırılmak zorundadır. Darbeler döneminde çıkmış maddelerin demokratikleşme çerçevesini çizmemiz gerekiyor. 12 Eylül’de ve 15 Temmuz yani 20 Temmuz sonrası çıkan maddelerin kesinlikle demokrasi çerçevesinde alınıp sorgulanması gerekiyor. Siyasi ahlak yasası kesinlikle çıkmalıdır. Ahlak dersi veriyorlar değil mi herkese? Milletvekillerine bakıyorsunuz büyük bir kısmı ihale takipçiliği yapıyorlar. Milletin hakkını, hukukunu savunmuyorlar. Zira çıkardıkları maddelerden haberleri yok. Talimata göre el kaldırıp indiriyorlar. Bu tablo demokrasiye kasteden bir tablodur. Milletvekilinin milletin problemlerini dile getirmemesi milletvekilinin sorumluluğunu yapmaması demektir. Siz hiç bir AK Parti milletvekilinin meclis kürsüsüne çıkıp Türkiye’nin meselelerini dillendirdiğini duydunuz mu? Duyamadınız. Zira o denli bir talimat yok.

“Devlette hiçbir kurum kontrol dışında olamaz”

Devlet liyakat üzerine inşa edilir, işi ehline vereceksiniz. Devlette şimdi liyakat yok. Liyakatla ilgili olarak tabloya bakıldığı zaman devletin kurumlarının tahrip edildiğini görüyorsunuz. Devlet ayrıdır, siyasi parti başkadır. Siyasi parti halktan aldığı yetkiyle 5 yıl müddetle devleti yönetir, devlet olmaz. O nedenle devlette liyakat vardır. O nedenle devlet takımları sıradan takımlar değildir. En son müsteşarlıkları kaldırdılar. Müsteşarlık; devletle siyasi otorite arasında dengeyi sağlayan kişiydi. Bakana ‘bu yanlıştır’ diyebilecek kişiydi onu da kaldırdılar. Devlette hiçbir kurum kontrol dışında olamaz denetlenmeyen bir kuruma demokrasilerde rastlayamazsınız.

“Bir vergi kurulu kurulmak zorunda”

Hepimiz vergi veriyoruz. Çocuk doğduğu andan itibaren vergi öder. Pekala ödediğiniz vergiler nereye harcanıyor, kim harcıyor? Bu soru sorulmuyor. Bu soru sorulmadığı içindir ki Türkiye’de demokrasi gelişmiyor. ‘Ey hükümet benim ödediğim vergileri nereye harcadın?’ sorusu sorulmadığı için Türkiye’de demokrasi gelişmiyor. Herkes vergi kaçırıyor, Erdoğan’a yakın herkes malı götürüyor. Kimse de sormuyor. Zira onlar da kontrol dışı. Ben boşuna beşli çeteler demiyorum. Bakın İzmir’den davet yapalım. Beşli çeteler bu ülkeye ne kadar vergi ödedi? Minimum ücretlinin vergisi belli. Esnafın belli. Pekala bu beşli çeteler ödüyor mu, bunu ben öğrenmek isterim. Siz de öğrenmek istersiniz.öğrenemezsiniz. Zira onlar özel muhafaza altında. Bu nedenle bir vergi kurulu kurulmak zorundadır. Çalışanlardan, patronlardan ve kamudan oluşan bir vergi kurulu oluşturulmalı ve her yıl vergi kurulu bir rapor düzenlemeli, halktan toplanan vergilerin nerelere harcandığını kamuoyuna açıklanmalı. Fransa’da var. Demokrasi var orada. Harcanan vergilerin hesabını soruyorsun.fakat bizde bu soru sorulmuyor.

“Medyanın susmaması lazım”

Medya susarsa ne olur? Medyanın zor periyottan geçtiğini biliyorum. Büyük düşünceler yaşadığını biliyorum. Kalemini satmayan gazetecilerin hangi zorluklarla ve hangi risklerle yazdığını da biliyorum. Şayet medya susarsa Anadolu’nun küçük ve yoksul okulunda parmak kaldıran kız öğrenci susar. Şayet medya susarsa tarikat yurtlarında istismar edilen yavrularımız susar. Şayet medya susarsa parmağını makineye kaptıran genç personel, söylemekten utanıyorum’zorla evlendirildim’ diyen genç kızlar susar. Kurutma makinasını çocukların odasına koyup, üşümesin diye çalıştıran anneler susar. Eşi pazara gitmemiz gerekiyor, meskenlerinde yiyecek kalmadı dediği için cebindeki 12 lirayı koyup yan odaya geçip intihar eden babalar susar. Torunlarına verirse biraz da kurban eti ben alayım bunun için pazara giden ama gördüğü kötü muamele yüzünden kendini direğe asan susar. Kanun kararında kararname mağduru annesi hapishanede olduğu için kanser tedavisi gören, annesini sayıklayarak hayata gözünü yuman evladı susar.

Dilek Özçelik‘i hatırlayın. Kanser hastası genç bir kız. Hani bakan beyin yanına yaklaşıp, ya bir problemim var dediğinde bakan cebinden 3-5 kuruş çıkarıp bunu al git deyince ‘ben dilenci değilim’ deyip küsen kız susar. Fakir, ayakkabısı doğru dürüst olmayan çocuklarımız, evlatlarımız, fakir, geçinemeyen emekli susar. Umutsuz gençler, umutsuz anneler, babalar susar.  Medya susarsa ne olur biliyor musunuz? Emine Şen Yaşar susar. Saniye Ateş, Ayşe Ateş susar. Siz susarsanız yani medya susarsa SMA anneleri susar. Diyarbakır anneleri susar. Cumartesi anneleri susar. Medyanın susmaması lazım. Her türlü baskıya, kendine, davalara, linç teşebbüslerine, hedef göstermelerine, hapishanelere, hatta ve hatta ölümlere bile kendilerine halkı için korkmadan yürüyen gazetecilerimiz. Sizler susarsanız cumhuriyet susar, sizler hak susar, halk susar. Pekala onlar sustuğunda kim konuşur? Arsızlar, millet ve vatan düşmanları, mafya çeteleri konuşur. Cumhuriyet düşmanları konuşur.

“Güzel bir demokrasi inşa etmek için mücadele edeceğiz”

Bayramlarda, merasimlerde, Anıtkabir’de BOP eş liderin elini sıkmayıp, yüzüne bakmam. Siz susmayın, konuşabilin diye elini sıkmıyorum. Halkımıza ‘sürtük, çapulcu’ dediği için onun elini sıkmıyorum. Partime ve kendinden olmayan seçmene ‘terörist’ dediği için elini sıkmıyorum. Vatandaşlığımızı üç kuruşa sattığı için elini sıkmıyorum. Hayatını kaybeden Seyahat’te hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan için elini sıkmıyorum ve yüzüne bakmıyorum. Beni tehdit ettiği, hakaret ettiğinden değil linçlere, suikastlere uğradığım için değil, akınlara uğradığım için değil gazeteciler, öğrenciler, akademisyenlerin hakkını hukukunu savunmak için onun elini sıkmadım ve sıkmayacağım.

Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırıp vatan toprağını terk ettiğinden elini sıkmıyorum ve gözüne bakmayacağım. Türkiye’yi bir sığınmacı deposuna dönüştürdüğü için elini sıkmayacağım. Cumhurbaşkanlığı seçimleri için geçersiz görüntüler hazırladığı için yüzüne bakmayacağım, elini sıkmayacağım. Biz sarayda oturan zatın elini sıkmayacağız, mücadele edeceğiz. Demokrasi lütufla verilmez. Dünyanın hiçbir ülkesinde de lütufla buyurun size demokrasiyi getirdik denmez. Demokrasi kararlı gayretle olur. Sivil toplumla, yürekli insanlarla olur. Mahpuslardan korkmayacağız. Tutuklamalardan korkmayacağız. Linç teşebbüslerinden korkmayacağız. Varsa Türkiye bizim endişemiz yoktur. Hoş bir demokrasi inşa etmek için mücadele edeceğiz”

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.