Dosya avukatlarından Ahmet Rodi Polat, İzmir’de tutuklanan kişilere ifadelerinde “Bu sen misin, birilerinden para aldın mı?” gibi sorular sorulduğunu aktardı.

İzmir’de ‘Ailem Güvende’ adlı operasyonlar kapsamında “müstehcenlik” ve “fuhşa teşvik, aracılık etmek veya yer temin etmek” suçlamalarıyla tutuklanan kişilerin avukatlarından İnsan Hakları Derneği İzmir Eş Başkanı Ahmet Rodi Polat, soruşturma dosyasındaki delillerin özel hayata ilişkin telefon içeriklerinden oluşturulduğunu belirtti. Polat, telefon şifrelerinin mahkeme kararı olmadan alındığını, özel ve cinsel içerikli WhatsApp yazışmaları ile galerilerde bulunan fotoğrafların dosyaya “müstehcenlik” delili olarak konulduğunu ifade etti.
Avukat: Mahkeme kararı olmadan telefon şifreleri alındı
Tutuklanan kişilerin avukatlarından İnsan Hakları Derneği İzmir Eş Başkanı Ahmet Rodi Polat, soruşturma kapsamında gözaltındakilerin telefonlarının şifrelerinin mahkeme kararı olmadan alındığını ve telefon galerileri ile WhatsApp yazışmalarının incelendiğini öne sürdü.
“Özel fotoğraflar ve mesajları delil olarak kullanıldı”
Polat, gözaltına alınan kişilerin özel ve cinsel içerikli WhatsApp yazışmalarının “müstehcenlik” suçlamasına dayanak yapıldığını, galerilerinde bulunan özel fotoğrafların seçilerek soruşturma dosyasına delil olarak eklendiğini aktardı.
Polat’ın aktardığına göre, kişilerin farklı kişilerle buluşmadan önce birbirlerine gönderdikleri mesajlar da dosyaya delil olarak konuldu.
“‘Bu sen misin, birilerinden para aldın mı?’ gibi sorular soruldu”
Soruşturma kapsamında İzmir’de gözaltına alınan kişilere yöneltilen suçlamaların, sosyal medya paylaşımlarına dayandığını da belirten Polat, dosyada delil olarak sunulan içerikler hakkında “Bu sen misin, bu mesajı sen mi attın, birilerinden para aldın mı?” gibi sorular sorulduğunu ifade etti.
“Yetişkinlerin rızaya dayalı özel yaşamı suç değildir”
Dosyaya koyulan sosyal medya paylaşımlarının “sanal devriye” yöntemiyle toplandığını belirten Polat sözlerini şöyle noktaladı:
“İzmir’de takip ettiğimiz dosyalarda LGBTİ+’ların sosyal medya hesaplarının adli talimat olmaksızın “sanal devriye” yöntemiyle tarandığını, özel yaşamına ait paylaşımların bağlamından koparılarak “müstehcenlik” ve “fuhuş” suçlamalarına dayanak yapılmak istendiğini görüyoruz. Oysa yetişkinlerin rızaya dayalı özel yaşamı, cinsel yönelimi, cinsiyet kimliği ve sosyal medya görünürlüğü suç değildir. “Genel ahlak” gibi sınırları belirsiz kavramlar, özel hayatın gizliliğini ve ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmanın aracı haline getirilemez.
Birbiriyle ilgisiz suçlamaların aynı soruşturmalarda bir araya getirilmesi, LGBTİ+’ların toplum nezdinde suçla özdeşleştirilmesine ve damgalanmasına yol açmaktadır. Bu yaklaşım; eşitlik ve ayrımcılık yasağını, özel hayata saygı hakkını, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını ihlal etmektedir. Devletin yükümlülüğü LGBTİ+’ları kriminalize etmek değil, onları ayrımcılıktan, nefret söyleminden ve şiddetten korumaktır.”