Şebnem Korur Fincancı: ‘Suça sürüklenen çocuk’ ifadesi, yoksulluk, devlet şiddeti, ayrımcılık ve eğitim sistemi gibi nedenleri görünmez kılar

Evrensel yazarı ve eski Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı, çocukların özgürlükten yoksun bırakılmasının “son çare” olması gerektiğini hatırlatarak, Türkiye’de mevzuatla uygulama arasındaki uçurumun derinleştiğini yazdı. Fincancı, çocuk hapishanelerinin “suçtan çok gelecek korkusuyla” işleyen bir denetim mekanizmasına dönüştüğünü savundu.
Fincancı, Türkiye’nin taraf olduğu Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin “son çare” ve “en kısa süre” ilkelerini anımsattı. İç hukukta da koruyucu-destekleyici tedbirlerin esas alındığını, ancak uygulamada bunun tersine döndüğünü belirtti. Çocuğun mevzuatta “korunması gereken özne” olarak tanımlansa da pratikte “riskli birey”, “potansiyel suçlu” ve “toplumsal tehdit” gibi kodlarla ele alındığını yazdı.
Yazıda, tutuklamanın yaygın biçimde uygulandığını, danışmanlık, eğitim ve toplumsal destek gibi alternatif tedbirlerin ikincil kaldığını ifade eden Fincancı, “kapatma” pratiğinin istisna olmaktan çıktığını vurguladı. Bu sürecin hapishaneyi bir “hukuki çözüm” olmaktan ziyade bir “yönetim tekniği”ne dönüştürdüğünü dile getirdi.
Fincancı, Fransız Filozoflar Michel Foucault ve Gilles Deleuze‘nin disiplinci iktidar, denetim toplumu tartışmalarına atıfla, çocukların yalnızca içeride tutulmadığını, “dosyalanıp, izlenip, risk kategorilerine” yerleştirildiğini yazdı. “Çocuk ne korunur ne özgürleştirilir, yönetilir” sözleriyle, çocuk hapishanelerinin çağdaş iktidarın işleyişini görünür kıldığını savundu.
Metinde ayrıca “suça sürüklenen çocuk” ifadesinin insancıl görünse de yoksulluk, devlet şiddeti, ayrımcılık ve eğitim sistemi gibi nedenleri görünmezleştirdiği, denetimi meşrulaştırdığı görüşlerine de yer verdi. Fincancı, çocuk hapishanelerinin “bugünün cezasından çok yarının toplumunu düzenleyen” bir aygıta dönüştüğünü söyledi.
Yazının tamamını okumak için .