enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
32,2917
EURO
34,9687
ALTIN
2.397,79
BIST
10.391,89
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
30°C
İstanbul
30°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Hafif Yağmurlu
26°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Pazar Az Bulutlu
29°C
Pazartesi Az Bulutlu
28°C

Vampir efsanesinin eski Osmanlı toprağı olan iki Sırp köyüne uzanan hikayesi

Vampir efsanesinin eski Osmanlı toprağı olan iki Sırp köyüne uzanan öyküsü

Vampir efsanesinin eski Osmanlı toprağı olan iki Sırp köyüne uzanan hikayesi
11.06.2024 12:00
1
A+
A-

18. yüzyılın başlarında, Sırbistan’da onlarca kişi gizemli bir şekilde ölmeye başladı. Ölmüş komşularının kendilerine musallat olduğu, ölmeden derhal önce bir boğulma hissi yaşadıkları ve kaba kaba soluk aldıkları iddia ediliyordu. Özellikle iki köy, Sırbistan’ın güneyindeki Medvedja ve kuzeydoğudaki Kisilijevo bu şekilde vefat dedikodularının merkezindeydi. Köyler birbirinden 200 kilometre uzakta olsa da, iki köy 10 yıl ortayla aynı gizemli vefat biçiminin yaşandığını bildirdi. Bu ölümlere neyin yol açtığını araştırmaları için buralara Avusturyalı hekimler gönderildi ve buldukları her şeyin detaylı bir raporunu hazırladılar.  Doktorların bulguları süratle Avusturya basınında ve daha sonra akademik etraflarda yer buldu. Alman tarihçi ve “Vampirler: Avrupa söylencesinin kökenleri” kitabının yazarı Thomas M. Bohn, “vampir” sözünün günlük yayımlanan Avustarya gazetesi “Wienerisches Diarium” da 1725 yılında bu şekilde yer aldığını söylüyor. Vampir, yaşayanların kanını emerek hayatta kaldığına inanılan söylencelere dayalı bir yaratık. Vampirlerle müsabakalara dair anektodlar dünya genelindeki kültürlerde kayıtlara geçti, lakin “vampir” terimi, 18’inci yüzyıldaki bu haberlerin akabinde Batı Avrupa’da tanınan hale geldi.

‘Şeytanın işi’
1725’te Kisilijevo’da iki gün içinde dokuz kişi öldü. Argümanlara göre tümü de vefatlarından önce bir komşudan bahsediyordu. Daha önce ölen Petar Plagoyeviç isimli komşularının düşlerinde gözüktüğünü ve kendilerini boğmaya başladıklarını söylemişlerdi. Bunun üzerine, köylüler Blagojeviç’in mezarını açtı ve cesedinin çok iyi korunmuş olduğunu gördü. Bu da “şeytan işinin kanıtı” olarak algılandı. Mezarın açıldığı sırada orada bulunan Avusturyalı bir yetkili, “Yüzü, elleri, ayakları, aslında tüm bedeni, hayatta olsaydı bile bu kadar iyi korunmuş olamazdı” diye not düştü. “Benim için son derece şaşırtan olan, ağzında taze kan bulunmasıydı. Genel inanca göre bu kanı öldürdüklerinden emmişti.” Dublin’deki Trinity Koleji’nden Profesör Clemens Ruthner, “vampir” sözünün kökeninin, Avusturyalı tabiplerin yerel tercümanlarla konuşmalarına dayandığına inanıyor. Ruthner, “Tercüman büyük ihtimalle ‘upir’ benzeri bir şeyler mırıldandı ve bu da Slovence ‘şeytan’ demek. Bu yanlış anlamayla da ‘vampir’ sözü doğdu” diyor. Ruthner ayrıyeten kendilerini ‘aydınlanmış’ gören Avusturyalı yetkililerin ‘ilkel’ olarak gördükleri köylülerle müsabakalarıyla yeni bir yaratığın ortaya çıktığını ekliyor. Köylüler Petar’ı durdurmak için kalbine bir sopa batırdı ve cesedini yaktılar. Böylece köydeki vampir haberlerinin sonu geldi. Ruthner’e göre bu olaylar dikkatleri çekse de vampirlere inananları tanımlamak için kullanılan “vampirizm” tarifi ve daha geniş manada kamuoyunu etkilemesi için ortam şimdi olgunlaşmış değildi. O dönemki aydınlanma ruhu, akılla açıklanamayan herhangi bir şeyi kabul etmiyordu.

Vampir mi, günah keçisi mi?
Yedi yıl sonra, Ocak 1732’de Medvedja köyünü kaygı sardı. Üç ay içinde, kimileri genç ve sağlıklı 17 kişi sebebi belgisiz bir şekilde öldü. Kisiljevo’daki olaylara aynı bir şekilde, ölenlerden kimileri can vermeden önce boğulma ve şiddetli göğüs ağrılarından bahsetmişti.

Doktor Johannes Fluckinger, mezarların açılması talimatını verdikten sonra yazdığı raporda, ‘vampirizm’ hadiselerinde en önemli rolü oynayan bir milisten bahsetti. Bedeni şimdi bozulmamıştı ve gözlerinden, burnundan, ağzından ve kulaklarından taze kan aktığı söyleniyordu. Bu durum da, Medvedja köylüleri tarafından bir vampir olduğuna dair ispat olarak görüldü. Onlar da kalbine bir kazık sokup vücudunu yaktılar.  Thomas Bohn, kitabında, “Bir düşme sonucunda ölen bu adamın hayatı ve akibeti hakkında çok az şey biliniyor. Köylüler de onu bir günah keçisi haline getirdiler” diyor. Bohn, bu adamın Kosova’dan gelen bir Arnavut olanı Arnaut Pavle olduğuna inanıyor. “Kisiljevo’daki Petar Blagojevic ve Medvedja’daki Arnaut Pavle vampir cinsinin bilinen ilk temsilciler” diyor.

Bilimsel açıklama
Köylüler, bozulmayan cesetlerden korkuyor lakin çağdaş patolojistler bunun çok da az görülen bir şey olmadığını söylüyor. Profesör Ruthner, önde gelen Viyanalı patolog Christian Reiter’in tüm bunların arkasında geçmişte savaşlar sırasında ve sonrasında sık görülen şarbon salgınının olduğunu düşündüğünü aktarıyor. Şarbon, enfekte hayanlardan insanlara geçen ve sıklıkla mevtle sonuçlanan bakteriyel bir hastalık. Ruthner ayrıyeten, vefattan evvelki boğulma hissinin zatürreyle bağlantılı olabileceğini söylüyor. “Haberleri dikkatle okursanız, kimsenin vampirleri kendi gözleriyle görmediklerini fark edersiniz. Kan emdikleri fikri Avusturyalı hekimlerin yorumuydu” diyor. Thomas Bohn da kan emme söylencesinin Batı kamuoyu tarafından yaratıldığına inanıyor. Medvedja köyünden yerel tarihçi İvan Nesiç’e göre vampir korkusu bir şekilde şuur altında yer alıyor. Nesiç, Petar Blogajevic ve Arnau Pavle’nin ölmesinden sonra bile yerel halkın şahsî alanlarını vampirlerden müdafaaya çalıştığını vurguluyor.

‘Türk tehdidine’ alternatif
Hem Kisiljevo hem de Medvedja, asırlarca Osmanlı hakimiyeti altında kaldıktan sonra 1700’lerde Habsburg Krallığı’nın yönetimi altına giren sınır bölgelerindeydi. Profesör Ruthner, vampirlerin görünmesi savının tartışmalı topraklardan geldiği için bilhassa dikkat çektiğine inanıyor. “Osmanlı İmparatorluğu ve Batı arasındaki büyük mücadele bu olayların çok önemli bir arka planıydı” diyor. Profesör Bohn, ayrıca Osmanlı’nın 1683’teki başarısızlıkla sonuçlanan ikinci Viyana kuşatmasından sonra vampirlerin “Türk tehdidine” karşı bir alternatif olduğunu ifade ediyor. Ancak vampirler daha sonra farklı bir şekilde tekrar ortaya çıktı. Ruthner, “Romantik devirde vampirler, kırmızı hızlı şişkin Sırp köylüler değil, güzel, soluk derili aristokratlardı” diyor. Karizmatik ve sofistike vampirler 1819’da İngiliz müellif John Polidori’nin yazdığı ‘Vampir’ romanıyla ortaya çıktı. Bram Stoker’ın 1897’de yazdığı Dracula romanı da esas vampir romanı olarak kabul ediliyor ve bugün dahi çağdaş vampir efsanesinin temeli olarak kabul ediliyor.

ETİKETLER: , , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.