İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, Cemal Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz tarafından cinayet davasının Suudi Arabistan’a devredilmesi kararına …

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, Cemal Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz tarafından cinayet davasının Suudi Arabistan’a devredilmesi kararına yapılan itirazı, Adalet Bakanlığı’nca verilen “devrin uygun görülmesi” kararının mahkemenin denetleme yetkisi kapsamında olmadığı gerekçesiyle reddetti. Ret kararına muhalif kalan Mahkeme Başkanı, “Davanın evresi, sanıklar açısından ”kendi davalarının yargıcı olmak” sonucunu doğuracaktır” tabirlerini kullandı. Türkiye’nin Mavi Marmara davasında da tazminatı kabul ederek uluslararası içtihat oluşturma fırsatlarını heba ettiğini kaydeden Başkan, “Söz konusu davalarda bize yakışan, taleplerimize duyarsız kalan ülkelerin bu tutumlarını uluslararası platformlarda dile getirmek suretiyle hukuksuzluk ve zorbalığın önüne geçecek kurumların oluşmasında ön ayak olmak iken, ne yazık ki bu fırsatlar kaçırılmıştır. Davalar bozulan ikili ilgilerin düzeltilmesine diyet olarak verilmiştir”
“Denetim yetkimiz yok”
Cemal Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz, Adalet Bakanlığının olumlu görüşü üzerine İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen davanın durdurulması ve Suudi Arabistan’a devredilmesi kararına itiraz etmişti. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, bir üst mahkeme sıfatıyla itirazı kıymetlendirerek reddetti. Oy çokluğuyla verilen ret kararında, 6706 sayılı Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu uyarınca Adalet Bakanlığı tarafından verilen davanın periyodunun uygun görülmesi kararının, Merkezi Makamın takdir yetkisinde kalması nedeniyle mahkemenin kontrol yetkisinde olmadığı belirtildi.
“Reddedileceği aşikar”
Mahkemenin kararına Başkan Nimet Demir muhalif kaldı. Demir, üç sayfalık şerh yazısında çok önemli tespit ve değerlendirmelerde bulundu. Zaman kararının dayandığı 6706 sayılı Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu’nda, “talebe husus fiil nedeniyle kişi daha önce Türkiye’de yargılanmışsa, bölüm talebi kabul edilemez” kararının yer aldığını belirten Başkan Demir, Türkiye’de yargılanan 26 sanıktan 11’inin Suudi Arabistan’da yargılandıklarını hatırlattı. Demir, bu nedenle “Mükerrer yargılama yasağı kapsamında bu sanıklar istikametinden davanın reddedileceği aşikardır” diyerek, dönem kararının, 6706 sayılı Kanuna aykırı olduğunu kaydetti.
Teminat alınmadan devredildi
Suudi Arabistan ceza mevzuatında vefat ve bedensel cezalar bulunmasına rağmen, Adalet Bakanlığının, davanın devranına ilişkin kararında sanıklarla ilgili vefat cezası ya da insan onuru ile bağdaşmayan bir ceza verilmemesine yönelik teminat almadığını da vurguladığı şerh yazısında, Adli İş Birliği Kanununda “İade talebinin, mevt cezası ya da insan onuru ile bağdaşmayan bir ceza gerektiren suçlara ilişkin olması” halinde iade talebinin kabul edilemeyeceği” kararı bulunduğunu anımsattı. Başkan Demir, dönem kararının bu nedenle de kanuna uygun olmadığınu kaydetti.
“Kanun mağduru unutarak yapılmış”
6706 sayılı Adli İşbirliği Kanununa yönelik tenkitler de yapan Başkan Demir, “kanun sanık hakları dikkate alınarak oluşturulmuştur. Kabahatten zarar gören ve şikayet hakkı bulunan taraf bu kanunda adeta unutulmuştur” değerlendirmesini yaptıktan sonra Kaşıkçı’nın öldürülmesi süreci hatırlattı. Demir, şerh yazısında, İstanbul’da görülen davanın iddianamesine göre, Kaşıkçı’nın Arap Baharı’nı desteklediği ve Muhammed Bin Salman’ın birinci veliaht olarak atanmasını eleştirdiğini anımsattı.
“Azgın ve mücrim yöneticiler vatandaşı susturdular”
Başkan Demir, muhalefet şerhinde şu tespitlerde bulundu:
“Bu durumdan rahatsız olan yönetici seçkinlerin maktul Cemal’i susturma planları çerçevesinde Suud ordusunda çok önemli sorumluluklar üstlenen 15 kişiyi İstanbul’a gönderdikleri, gönderilenler içerisinde 3 Tuğgeneral, 2 Yarbay, 2 Teğmen ve 8 İstihbarat elemanın yer aldığı görülmektedir. İddianamenin olaya ilişkin kurgusu irdelendiğinde, Arapça tabirle “bağy” değil, “tağy” halinin mevcut olduğu, yani vatandaşın kamu tertibini ihlalinden fazla, azgın ve mücrim bir kısım kamu yöneticilerinin muhalif bir vatandaşı susturmaları söz hususudur.
“Kendi davalarının yargıcı olacaklar”
Davanın devranını ele alan 6706 Sayılı Kanun, Devlet idaresinde birinci derece görev üstlenen şahısların yönlendirmesi ile yüksek rütbeli askerlerin muhalif bir vatandaşa karşı cürüm işlemesi halini öngörememiştir. Bu nedenle olmalı ki, mağdurun unutulduğu 6706 Sayılı Kanuna göre verilen zaman kararına, davanın devredildiği ülkenin ceza kanunlarında idam ve bedensel cezalar bulunmasına karşın sanıkların hiç biri itiraz etmemiştir. Davanın devranı her şeyden önce adaletin tahakkuku maksadıyla oluşturulan 6706 Sayılı Kanuna haksızlık teşkil edecektir. Bu çerçeveden baktığımızda, söz konusu davanın bölümü, sanıklar açısından ”kendi davalarının yargıcı olmak” sonucunu doğuracaktır”
Uluslararası mukavelelere de aykırı
Suudi Arabistan’da mevt ve bedensel cezalar bulunmasının Birleşmiş Milletler İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Küçültücü Muamele ya da Cezaya Karşı Kontratına de aykırı olduğunu belirten Başkan Demir, Türkiye’nin de bu mukaveleyi imzaladığını anımsattı. Demir ayrıyeten, Türkiye’nin de onayladığı “Ceza Kovuşturmalarının Aktarılmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’ne” göre, kovuşturmanın aktarılabilmesi için talep eden devlette en azından bir ceza soruşturmasının bulunması gerektiğini, buna rağmen Suudi Arabistan’da aktarılan davanın 11 sanığı tarafından karar verilirken, 15 sanık tarafından de takipsizlik kararı verildiğini ifade ederek, “Bu durumda aktarılan devlette yürütülen bir soruşturma bulunmadığı, dolayısı ile aktarma kararının Kontratın 8. Hususuna aykırı bulunduğu anlaşılmaktadır” dedi.
“Suud yargısının zaafiyeti ortada”
Aynı kontrata göre, davanın nakli için nakledilen ülkenin yargısının, nakleden ülkenin yargısından daha iyi olması gerektiğinin belirtildiğini vurgulayan Başkan Demir, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Yargının iyi olmasından gaye, işlenen suçun tüm boyutları ile araştırılması, tüm kanıtların toplanması, faillerin tamamının ortaya çıkarılması, eylemi gerçekleştirenlerin faal bir şekilde cezalandırılmasıdır. Riyad Ceza Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin duruşma zabıtları ve verdiği karar İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi evrakına getirilmiştir. Suud Adli Makamlarının gönderdikleri duruşma zabıtları incelendiğinde; istihbarat örgütünün başkan yardımcısı olan sanık Ahmed Bin Muhammed el-Asiri İstanbul’a gönderilen ekibi oluşturan kişidir. Savunmasında, gruba, Cemal Kaşıkçı’yı getirmelerini emrettiğini, öldürülmesini istemediğini belirtmiştir. El-Asiri’nin bu savunmasına prestij edilmesi halinde bile eylemi kastın aşılması suretiyle adam öldürme suçunu oluşturmaktadır. Anılan unsura göre üst hadden 16 yıl hapis cezası alması gerekirdi. Halbuki hakkında beraat kararı verilmiştir. Yeniden buyruğu, kimin isteği ile verdiği, el-Asiri’ye lütfedilip sorulmamış, böylelikle daha üst seviye yöneticilere ulaşılmaktan imtina edilmiş, soruşturma ve kovuşturma el-Asiri’de hitama erdirilmiştir. Zikredilen iki örnek Suud yargısının zaafiyetini ortaya koymaya kafidir. Olayımızda davanın naklinde, nakledilen ülkenin yargısının, nakleden ülkenin yargısından daha iyi olması gerekir koşulu tahakkuk etmediğinden, davanın nakli kararı bu haliyle de yanlış olmuştur”
“Teamül oluşturma fırsatı heba edilmektedir”
Başkan Demir, bu usul zaman kararları ile uluslar arası alanda insan hakları ve hukukun üstünlüğü prensiplerine göre teamül oluşturma fırsatının da heba edildiğini ifade etti. Ortadoğu Coğrafyasında ceza davası konusunda Kaşıkçı olayı dışında iki çok önemli olay daha anımsadığını belirten Demir bunlardan birinin, Musevilerin imhasını içeren ”Nihai Çözüm” teklifini gerçekleştirmede çok önemli rolü olan Otto Adolf Eichmann’ın, Mossad Casusları tarafından Arjantin’den İsrail’e getirilmesi ve yargılanarak idama mahkum olmasının olduğunu, başkasının de Gazze’ye yardım götürmek isteyen Mavi Marmara ve beraberindeki 6 geminin İsrail askerlerince akına maruz kalmaları olduğunu kaydetti.
“İsrail tazminatla kotardı”
Demir, Mavi Marmara konusunda açılan davada, İsrail’in sanıkları iade etmediği, tazminat teklifinde bulunduğu ve tazminatın kabul edilmesiyle davanın düşürüldüğünü hatırlattı. Üçüncü çok önemli olayın ise Kaşıkçı cinayeti olduğunu belirten Başkan Demir, Suudi Arabistan’ın da sanıkları iade etmediğini ve sonrasında dönem talebinde bulunduğunu ve bunun kabul edildiğini kaydederek, “İsrail Hükümeti, kendi soydaşlarına karşı diğer ülkede cürüm işleyen Otto Adolf Eichmann’ı, yeniden bir diğer ülkedeyken zorla kaçırıp, kendi ülkesine getirip, yargılamayı, kendisi için bir hak olarak görürken, Mavi Marmara diye isimlendirilen davaya mevzu eylemi gerçekleştiren ve ülkesinde bulunan şahısları uluslar arası kontrat çerçevesinde talep eden davanın görüldüğü ülkeye teslimden imtina etmiş, tazminat ödemek suretiyle işi kotarmıştır” değerlendirmesinde bulundu.
Zorbalık prim yapıyor, bu tutum teamüle dönüşecek
Demir, şerh yazısında şu sözleri kullandı: “Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi hareketini gerçekleştiren bireylerin Suudi Arabistan tarafından himaye edilmesi üzerine, hareketin gerçekleştirildiği ülkemizde, yargılamaları mümkün olmamış, dava, sanıkları himaye eden ülkeye devredilmiştir. Zikredilen üç olayda da hukuk tanımazlık ve zorbalığın pirim yaptığı aşikardır. Uluslararası alanda işledikleri kabahatlerden ötürü önemli manada yargılanmayıp, müeyyideye uğramadığını gören zorba idareler, bu durumdan cüret alarak eylemlerini pervasızca sürdürecekleri, zaman içerisinde bu halin teamüle “sünnete” dönüşeceği kabulden varestedir.
Davalar bozulan ikili ilgilerin düzeltilmesine diyet olarak verildi
Birinci olayda (Otto Adolf Eichmann) ülke olarak bir inisiyatifimiz yoktu, fakat son iki olayda rolümüz değerliydi. Söz konusu davalarda bize yakışan, taleplerimize duyarsız kalan ülkelerin bu tutumlarını uluslararası platformlarda dile getirmek suretiyle hukuksuzluk ve zorbalığın önüne geçecek kurumların oluşmasında ön ayak olmak iken, ne yazık ki bu fırsatlar kaçırılmıştır. Davalar bozulan ikili alakaların düzeltilmesine diyet olarak verilmiştir”
“Acziyet” vurgusu
Evre kararı kamu vicdanını yaralar niteliktedir. İddianamede Cemal Kaşıkçı’nın muhalif tavrı nedeniyle Suud yetkililer tarafından mevtle tehdit edildiği, kendisine zarar veremeyecekleri inancıyla Türkiye’de bulunduğu, bunu yakın etrafına söylediği zikredilmektedir. Cemal Kaşıkçı’nın ülkemizde bulunduğu sürece canı, malı ve ırzı Halkımızın, dolayısı ile Devletimizin tekeffülü altındadır. Suud yetkililerinin Ülkemizde Cemal Kaşıkçıya karşı gerçekleştirdikleri pervasız ve hunharca cinayet, Ülkemizin ”emin belde” vasfına, Devletimizin onur ve saygınlığına büyük bir ataktır. Bu eylem nedeniyle kamu nizamı önemli bir şekilde zarar görmüştür. Eylemi gerçekleştiren faillerin bulunup, yargılanması, eylemleri ile mütenasip müeyyide uygulanması suretiyle sarsılan kamu nizamının tamiri elzemdir. ”Ne yapalım Suud yönetimi yargılamak için sanıkları vermiyor” acziyeti içinde davanın bölümü ve sanıklar hakkında kırmızı bültenin kaldırılması, toplumun adalet, eşitlik, dürüstlük kıymet yargılarıyla bağdaşmadığı kanaatindeyim”