Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty, Türkiye’ye ilişkin olarak hazırladığı raporda; gazetecilere yönelik art arda açılan soruşturmaların “eleştirel haberciliği susturmak amacıyla ceza hukukunun araçsallaştırıldığı” algısını …

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty, Türkiye’ye ilişkin olarak hazırladığı raporda; gazetecilere yönelik art arda açılan soruşturmaların “eleştirel haberciliği susturmak amacıyla ceza hukukunun araçsallaştırıldığı” algısını güçlendirdiğini belirtti. Raporda, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin “kadınlara yönelik şiddetle mücadelede ciddi bir boşluk yarattığı” vurgulanırken, Can Atalay ve Tayfun Kahraman kararları üzerinden de Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmamasına yönelik kaygılar ifade edildi. Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulama konusunda icra edilmeyi bekleyen en fazla dava sayısına (445) sahip ülke olduğu vurgulayan komiser, bu davaların birçoğunun beş yıl veya daha uzun süredir uygulanmayı beklediğini söyledi.
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty, 1-5 Aralık tarihlerindeki ziyaretinin ardından Türkiye’deki insan hakları ihlalleri hakkında rapor hazırladı. Raporda önce çıkan başlıklar arasında “ifade özgürlüğü”, “barışçıl toplantı yapma ve örgütlenme özgürlüğü”, “adaletin işleyişi” başlıkları yer aldı.
Komiser, Türkiye’deki temaslarının, meclis komisyonunun kurulması dahil olmak üzere çeşitli kritik gelişmelerin yaşandığı bir dönemde gerçekleştiğini belirtti. “Terörsüz Türkiye Girişimi” ile bağlantılı olarak atılan adımlara değinilen raporda, meclis komisyonu görüşmelerine sivil toplum başta olmak üzere geniş bir aktör yelpazesinin dahil edilmesinin memnuniyetle karşılanacağı ifade edildi.
Komiser’den İstanbul Sözleşmesi eleştirisi: Ciddi bir boşluk yarattı
Raporda “iç hukukun uluslararası standartlara uyumu”na değinildi. Komiser, Türkiye’deki iç hukuk ve uygulamaların Avrupa insan hakları standartlarıyla daha uyumlu hale getirilmesi gerektiğine işaret etti.
Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden (Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi) çekilmesini eleştiren Komiser, şu ifadeleri kullandı:
“İstanbul Sözleşmesi, kadınlara yönelik şiddetle mücadelede hukuki bağlayıcılığı olan en kapsamlı standartlar dizisidir. Türkiye’de kadına karşı şiddetin önlenmesinde ve bununla mücadele edilmesinde süregelen zorluklar göz önüne alındığında, bu sözleşmeden çekilme kararı, koruma alanında giderilmesi gereken ciddi bir boşluk yaratmıştır.”
Komiser değerlendirmeleri sonucunda Türkiye’yi İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden katılmaya davet etti.
“Gazetecilere açılan peş peşe soruşturmalar, eleştirel haberciliği susturmak için kullanılıyor”
Komiser, Türkiye’de gazetecilerin mesleki faaliyetlerini yürütürken karşı karşıya kaldıkları ağır kısıtlamalar ve yasal baskılara ilişkin olarak endişelerini dile getirdi.
Raporda, gazetecilerin toplumsal olayları takip ettiklerinde “2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu”, yargı mensuplarını haberleştirdiklerinde ise “yargıyı etkileme” ve “gizliliği ihlal” suçlamalarıyla karşı karşıya kaldıkları belirtildi. Kamu kurumlarına yönelik eleştirel haberlerde ise “yanıltıcı bilgi yayma” ve “devlete hakaret” iddialarının kovuşturma gerekçesi yapıldığı vurgulandı.
Komiser, basın mensuplarının kısa süreler içinde birden fazla ceza soruşturmasına maruz bırakılmasının, ceza hukukunun “eleştirel haberciliği susturmak amacıyla bir araç” olarak kullanıldığı algısını güçlendirdiğine dikkat çekti. Gazetecilerin Güvenliği Platformu’nun verilerine de yer verilen raporda, dokümanın yayınlandığı tarih itibarıyla Türkiye’de 29 gazetecinin tutuklu bulunduğu aktarıldı.
Komiser ifade özgürlüğü konusunda Türkiye’ye; “yargı süreçlerindeki veri eksikliğinden medya üzerindeki idari baskılara kadar birçok konuda somut adımlar atılması gerektiği” önerilerinde bulundu.
“İmamoğlu protestolarında 1879 kişi gözaltına alındı, 260 kişi tutuklandı”
Raporda aktarılan verilere göre, Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve diğer muhalefet belediye başkanlarının gözaltına alınması üzerine Türkiye genelinde büyük şehirlerde protestolar düzenlendi. Dönemin İnsan Hakları Komiseri’nin Türk makamlarına barışçıl gösteri haklarının korunması yönünde tavsiyede bulunduğu belirtilen raporda, eylemlerin bilançosuna dair şu veriler paylaşıldı:
“Gösteriler sırasında aralarında çocukların da bulunduğu 1879 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan 260 kişi yargılama öncesi süreçte tutuklandı.”
Söz konusu dönemde hazırlanan raporlarda; gözaltına alınanların hukuki desteğe erişiminde gecikmeler yaşandığı, bağımsız izleme heyetlerinin engellendiği ve kolluk kuvvetlerinin biber gazı, tazyikli su ile plastik mermi dahil olmak üzere “aşırı güç” kullandığı iddiaları yer aldı.
Ayrıca ters kelepçe uygulaması, darp ve kötü muamele iddialarının da belgelendiği; bazı yargılamalar beraatle sonuçlansa dahi adli kontrol tedbirlerinin “uzun süre” devam ettirildiği savunuldu.
“LGBTİ+ ve çevre eylemlerine müdahale ediliyor, kitleler dağılmasına rağmen gözaltına alınıyor”
Raporda, toplantı ve gösterilere getirilen kısıtlamaların kadın, LGBTİ ve çevre hakları savunucuları üzerinde “orantısız bir etki” yarattığı ileri sürüldü. 2025 yılı verilerine dayandırılan tespitlerde öne çıkan başlıklar şunlar oldu:
Onur Haftası ve 8 Mart Yasakları: 2025 yılındaki Onur Haftası etkinliklerinin engellendiği, yasaklara uymayan onlarca kişinin “2911 Sayılı Kanun’a muhalefet” ve “polise direnme” suçlamalarıyla kovuşturulduğu aktarıldı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü eylemlerinde ise kitlelerin dağılmasına rağmen gözaltı işlemlerinin yapıldığı öne sürüldü.
Üniversiteler ve Akbelen Ormanı: Boğaziçi Üniversitesi başta olmak üzere kampüslerdeki öğrenci eylemlerine yoğun polis müdahalesiyle karşılık verildiği; öğrencilerin adli kontrol ve disiplin soruşturmalarıyla karşı karşıya kaldığı iddia edildi. Muğla’daki Akbelen Ormanı kömür madeni protestolarında da çevre aktivistlerinin mükerrer polis müdahalelerine ve seyahat kısıtlamalarına maruz kaldığı bildirildi.
AYM kararına rağmen Cumartesi Anneleri’ne Galatasaray Meydanı engeli
Raporda Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ihlal yönündeki çeşitli kararlarına rağmen, Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirmek istediği haftalık barışçıl buluşmaların engellenmeye devam ettiği ve katılımcılar hakkında yargı süreçlerinin yürütüldüğü kaydedildi.
Komiser’in raporunda bu kapsamda; azınlık, kadın ve LGBTİ hakları alanında çalışanlar başta olmak üzere sendikalar, avukatlar, eğitim kurumları, insan hakları savunucuları, gazeteciler, akademisyenler ve tüm sivil toplum aktörlerini kapsayan canlı bir sivil toplum yapısının oluşması için somut adımlar atılması talep edildi.
Ayrıca sivil toplum bileşenlerinin herhangi bir taciz veya gözaltı korkusu yaşamadan faaliyetlerini serbestçe yürütebilmesi ve yerel kuruluşların uluslararası ile bölgesel düzeydeki derneklerle işbirliği yapabilmesinin sağlanması gerektiği ifade edildi.
AYM’ye bireysel başvuru kritik önemde
Komiser, Anayasa Mahkemesi (AYM) bireysel başvuru mekanizmasının insan haklarının korunmasında ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) sisteminde kritik bir güvence olduğunu hatırlattı. Raporda, bu mekanizmanın pratik ve etkili bir şekilde erişilebilir olması, ihlal iddialarını inceleyebilmesi ve kararlarının hükûmet açısından hukuken bağlayıcı sayılarak uygulanmasının zorunlu olması gerektiği ifade edildi.
Komiser’den “Tayfun Kahraman ve Can Atalay kararlarına uyulmalı” vurgusu
Komiser, alt mahkemelerin üst mahkeme kararlarına uyma yükümlülüğü bulunmasına rağmen bazı önemli kararları uygulamamasından “endişe duyulduğunu” belirtti. Bu kapsamda tutuklulukla ilgili son dönemde yaşanan Can Atalay ve Tayfun Kahraman davalarına dikkat çekildi. Yargıtay’ın, AYM’nin yetki “sınırlarını aştığını” ileri sürerek verdiği kararlara uymayı reddettiği ve raporun hazırlanma sürecinde yüksek mahkemenin ikinci bir kararının daha uygulanmadığı aktarıldı.
Komiser, Can Atalay davasında ihlal lehine oy kullanan AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulmuş olmasından kaygı duyduğunu belirtirken, idari mahkemelerin de AYM kararlarına uymama gerekçesi olarak Yargıtay ile benzer argümanları kullanmaya başlamasını “endişe verici” olarak nitelendirdi.
“Türkiye, AİHM kararları konusunda icra edilmeyi bekleyen dava sayısında birinci sırada”
“AİHM kararlarının uygulanması” başlığı altında da ifade, dernek kurma ve barışçıl toplantı yapma özgürlüğü ile adaletin işleyişine dair süregelen sorunların incelenmeye devam ettiği bildirildi.
Türkiye’nin genel olarak mahkeme kararlarını uygulama oranının yüzde 90 seviyelerinde olduğu ve bu oranın Avrupa Konseyi üye devletleri arasındaki en yüksek seviyelerden biri olduğu kaydedildi.
Bununla birlikte, gelişmiş prosedür altında sınıflandırılan en yüksek sayıda pilot dava (37) ve standart prosedür altındaki 106 pilot dava ile Türkiye’nin, icra edilmeyi bekleyen en fazla dava sayısına (445) sahip ülke olduğu vurgulandı.
Bu davaların birçoğunun beş yıl veya daha uzun süredir uygulanmayı beklediği belirtilerek, yetkili makamların daha fazla gecikme yaşanmadan mahkeme kararlarını uygulamak üzere gerekli adımları atması gerektiği ifade edildi.