“Futbolda hakemi aldatmanın cezası sarı kart. Siyasette da halkı aldatmaya çalışmanın bir cezası olması lazım”

Fehmi Koru*
Dünün dünya kupası ilk çeşidinin son müsabakası olan Arjantin-Polonya maçının bitmesine yakın tuhaf bir duruma tanıklık ettim. İki golle önde olan Arjantin bir üst çeşide çıkmayı böylelikle garantilediği halde karşı kaleye hamlelerini artırdı; buna karşılık hedefe kilitlenmesi gereken argümanlı Polonya takımı maçı dengelemeyi bıraktı, bütünüyle savunmaya geçti.
Futbolun bütün kurallarının aksine…
Normalde önde olan ve emeline eren takım maçın sonuna doğru durumunu koruyabilmek için Polonyai davranır; buna karşılık geride olan ve yenilmeye yüz tutan takım ise Arjantin aynıi…
Hatta oyun, yenilmeye yüz tutan takımın geriye dönüş gayreti yüzünden sertleşir de… Dün akşamki maçın son kısmında ise, aslında futbolcuları sertlikleriyle ünlü Polonya, dünyanın en nazik, en sportmen takımı haline dönüştü.
Peki de neden bu türlü bir tuhaflık yaşandı maçta?
Meksikalı oyuncular Polonyalı rakiplerinden daha fazla faul yapmıştı rakip gruplara; Polonya takımı, bu tıbbın son maçında, maçın bitmesine az kala, bir gol daha yememeye ve sertlikten uzak durup kart görmemeye çalıştı.
O taktikle de başarılı oldu ve rakibine yenildiği halde kupaya devam hakkı kazandı.
‘Fair play’ denilen oyun nezaketine ahenk sayesinde…
Görüyorsunuz, zaman zaman Roma dönemi gladyatörlerini andıran müsabakalara da şahit olunan futbolda bile, başarıyı nezaket belirleyebiliyor…
Ya da kurallar…
Kendilerine daha fazla uyana daha olumlu davranmayı sağlayan kurallar…
Politika, hiç değilse bizde uygulanan biçimiyle, futbol için düşünülmüş ‘fair play’ manası taşıyan bir kurala -veya kurallar bütününe- sahip görünmüyor güya.
Politikacılar arasında başarılı olmanın yolu, nezaketi elden bırakmak ve uğraş alanları olan siyasetin doğal kurallarına riayet etmemekten geçiyor…
Üst perdeden konuşmak haydi neyse, karşı taraftan nezaket beklendiği ve aksi davranışları cezalandırmak için yargıya başvurulabildiği halde, nazik davranış biçimine kendisinin de uyması gerektiğini hatırlayan pek çıkmıyor.
Sonuçta, siyaset alanına hakim olan üslup günlük hayatta sıradan insanlara kadar inebiliyor.
Toplum olarak bu durumdan ötürü kayba uğradığımız kesin.
Futbola ilgi duymayan ve “Dünya kupasında oynayanlar arasında Türkiye milli takımı var mı?” diye soran bir yakınıma, son müsabakayı izlenebilir kılmak için, “Türkiye takım olarak yoksahada Türkler var” dedim.
Alman milli ekibinin ilk 11’nde İlkay Gündoğan var… Mesut Özil de yıllarca o formayı taşıdı. Emre Can hala taşıyor.
İsviçre milli ekibinin başında teknik yönetici olarak Murat Yakın bulunuyor…
Tuhaf kaçabileceği için, Katar’a gelme hakkını kazanamayan bizim milli takımın başında bir Alman hoca bulunduğunu söylemedim.
Yerelde, yenilen her grubumuzun uğradığı mağlubiyetlerin akabinde, kabahati hocalar, oyuncular ve kendilerinde arayacak yerde, yöneticilerin daima hakemleri suçlaması ve deva olarak da, yeniden benzer yöneticilerin, maçları yabancı hakemlere yönettirme tekliflerini de kendime sakladım.
Milli takımda işler yolunda gitmeyince, Futbol Federasyonu, “İşte takımın başına yabancı hoca bile getirdik” mazeretine sığınıyor bizde.
Futbol milli grubumuzun en çok önemli oyuncu kaynağı, öbür ülkelerde doğmuş, oralarda yetişmiş ve çoğu yurtdışında oynayan futbolcular zaten…
Kendi hakemlerimize güvenmeyip devayı öteki ülkelerden hakem transfer etmede arayabiliyoruz.
Hakemlerimiz de, nedense, bu türlü bir teklife mahal vermemek için özel efor gösterir görünmüyorlar.
Bereket siyaset alanında şimdi takımları yabancılarla destek etme hareketi başlamadı.
Yabancı siyasetçilerle destek yerine, yurtdışında çeşitli alanlarda başarılı olmuş kendi insanlarımızdan yararlanma yoluna gitmekle yetiniliyor.
Rahmetli Özal o denli bir genç kadroyu resmen ithal edip çok önemli misyonlara getirmişti; oradan başlayan bir alışkanlık bu.
Gelenler ya buradaki kaideleri tam benimseyemedikleri için kısa süre sonra geldikleri yere döndüler yahut buradaki koşullara ahenk sağlayıp ortadaki farkı kendileri ortadan kaldırdılar.
Dışarıda futbola başlayıp oralarda başarılı olmuş, yabancı kadrolar tarafından el üstünde tutulan Türk oyuncuların da, yollarını şaşırıp ülkemize geldiklerinde, kararlarının ne kadar yanlış olduğunu kısa sürede anladıkları oluyor.
Futbolda son örneğini dün akşamki maçla bir üst çeşide yükselme olayında gördüğümüz cinsten ‘fair play’ manasına gelebilecek kurallar, siyaset alanında ‘demokrasi’ kavramı içerisinde yer alıyor.
Demokrasi, futboldaki kadrolar arasındaki rekabet, partiler arası rekabete dayanıyor. Kadrolar yeniyor, yeniliyor, şampiyon olma çabası içerisinde çabalıyor.
Politikada da seçime kadar kendini beğendirmeye çalışıyor partiler, gözleri iktidar olmakta.
İkisinde de hakemlik kurumu var. Siyasetin hakemi halk, seçmenler…
Futbolda hakemi aldatmanın cezası sarı kart. Siyasette da halkı aldatmaya çalışmanın bir cezası olması lazım.
Halkın aldatılmak istendiğini anlaması durumunda ceza kesmeye hazırlandığını ve o cezayı seçimlerde kestiğini biliyoruz.
Politikacılar da bunu akıllarında tutup bilhassa seçime yaklaşılırken ona göre davranmalı.
‘Fair play’ kurallarına da uyarak…
Polonya takımı futbolun ‘fair play’ kuralı sayesinde bir üst çeşide geçmeyi başardı.
Meksika takımı oyuncuları fazla faul yaptığı için turnuvadan elendi.
Bu durum bize -ve tabii bilhassa de politikacılarımıza- bir şeyler söylemeli.
*Bu yazı fehmikoru.com adresinden motamot alınmıştır.