enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
48,0206
EURO
56,1267
ALTIN
7.107,39
BIST
14.514,82
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Az Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
31°C
Pazartesi Açık
31°C
Salı Açık
30°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
30°C

Gaziantep’te Nurdağı Sakçagözü Köyü: ‘Her konutlarında cenaze var, sarsıntıda köyümüz silindi gitti’

Gaziantep’te Nurdağı Sakçagözü Köyü: ‘Her meskenlerinde cenaze var, zelzelede köyümüz silindi gitti’

Gaziantep’te Nurdağı Sakçagözü Köyü: ‘Her konutlarında cenaze var, sarsıntıda köyümüz silindi gitti’
12.03.2023 20:24
59
A+
A-

Gaziantep’te 4 bine yakın kişinin yaşadığı Nurdağı Sakçagözü köyü sarsıntıda büyük bir yıkım yaşadı. Köyün neredeyse tamamı ya yıkıldı yahut ağır hasar aldı.

Nurdağı’nda haber yaparken, depremzedeler bizi Sakçagözü köyüne yönlendiriyor.

Bu köydeki bütün konutların ya yıkıldığını yahut ağır hasar aldığını söylüyorlar. Köye vardığımızda karşılaştığımız görüntü, anlatılanları doğruluyor.

Güllü Yıldız, “Köyde 20 ev ya kaldı ya kalmadı. Bizim evimizde 5 cenaze, komşularımızda 6 cenaze…Köy tamamen silindi gitti” diyor.

Köyü baştan sona gezdiğimizde ağır tabloyu net olarak görebiliyoruz. Köyün mescidi bile önemli hasar almış, sağlam ev bulmakta zorlanıyoruz.

Köylüler hayatına çadırlarda devam ediyor, şimdi konteynerler gelmemiş. Jandarma ekipleri, köy okuluna kurulan yemekhanede her gün üç öğün yemek sağlıyor.

Şebeke suyunun kullanılamadığı köyde konuştuğumuz her kişi, ilk önce hijyen probleminden şikayet ediyor.

Üniformalı bir kamu vazifelisi de bizi durdurup, “Lütfen buradaki hijyen sıkıntısına dikkat çekin” diyor.

Köylüler tuvalet ve banyo muhtaçlıklarını, kendi imkanlarıyla çevirdiği derme çatma barakalarda gideriyor.

Henüz enkaz kaldırma çalışmalarına başlanmayan köyde yürürken, zaman zaman ağır bir çürüme kokusuyla karşılaşıyoruz.

Ahırlarda telef olan hayvanların salgın hastalıklara sebep olmasından telaş eden köylüler, bir an önce enkaz kaldırma çalışmalarının başlamasını istiyor.

Temel muhtaçlıklar ise şöyle sıralanıyor: Konteyner, su, banyo ve tuvalet…

‘En büyük ihtiyaç tuvalet ve banyo’

Herkes çadırının önünde bir işle meşgul: Kimi yemekleri kaynatıyor, kimi komşularına çay dolduruyor, kimi tadilat işleriyle ilgileniyor.

Kimin yanına gitsek, ilk önce kendi imkanlarıyla etrafını çevirdikleri tuvaletlerin halini göstermek istiyor ve en büyük sorunun “hijyen” olduğunu söylüyor.

Çadırındaki soba için odun kırarken konuştuğumuz Emir İşitmez, su kaynatıp leğenlerle yıkandıklarını anlatıyor:

“Bizim en büyük muhtaçlığımız su, tuvalet, duş yeri. Millet çamaşırını yıkayamaz halde. Şu mavi şilteli yerde bir tuvalet, orayı da kendi imkanlarımızla çevirdik. Birbirimizin kokusu, pisliği karışıyor… Bu ne kadar sağlıklı olabilir?”

“Hem annelik hem babalık yaptığı” iki engelli çocuğu için yardım isteyen Gülay Başarır ise “Tuvaletimiz yok, banyomuz yok, benim de ayaklarım sakat. İmdadımıza yetişin” diyor.

Yıkılmış konutlarının arasına kurdukları çadırların önünde, çay içip suskunca oturan bir grup bayana rastlıyoruz. Bayanların sessizliğini ziyaretimiz bozuyor.

Sakçagözü’nün her evinde cenaze var. Bayanların en büyüğü, “Her konutlarında bir cenaze değil kurban, 4-5 tane cenaze var” diyor.

Güllü Yıldız, çabucak önünde oturduğumuz enkazda annesini kaybettiğini anlatarak, yakınlarına mezar olan bu enkazların bir an önce kaldırılmasını istiyor:

“5 can kaybettik. Annemin evine dönüp bakamıyoruz. Annem hala orada yatıyor aynıi geliyor. Toprak kımıldayınca, annem çıkıp bir yerden bize bakacak güya.”

“Bu enkaza her baktığımızda güya o anı tekrar yaşıyoruz. Çadırlarımız burada, bir yere gidemiyoruz ki, nereye gideceğiz? Hiçbir yerimiz yok ki gidelim.”

Ablası Zekiye Yıldız da kaybettiklerinin anılarıyla dolu bu enkazla birlikte yaşamanın çok zor olduğunu söylüyor:

“Biz onlarla yaşamışız, mutlu olmuşuz, gülmüşüz. Şu Anda istiyoruz ki bu enkaz kalksın. Zira ailenle yaşadığın her şey gözünün önüne geliyor, o tarafa dönüp bakamıyoruz.”

Aralarındaki en genç bayan Fatmanur Karahan ise enkazların altında kalan besi hayvanlarının kokmaya başladığını ve hastalık kapmaktan korktuklarını anlatıyor.

Kadınlar yardımlara ulaşmakta zorlanıyor

Köy okulunun bahçesine kurulan koordinasyon alanında yemekhane, eczane ve tabipler bulunuyor. Gerek kamu gerek sivil toplum kuruluşları köylülerin beslenme ve diğer muhtaçlıklarını karşılamaya çalışıyor.

fakat depremzede bayanlar için bu hizmetlere erişebilmek o kadar da kolay değil. Konuştuğumuz bayanların çadırlarıyla bu merkez arasında belli bir yürüme uzaklığı bulunuyor.

Kadınlar her zamanbu yolu tek başına gitmekten korktukları yahut çekindikleri için, Jandarma ekiplerinin her gün çadırlara yemek dağıtmaya başladığını anlatıyor.

Güllü Yıldız, bayanlar ve çocukların bu hizmetlerden yararlanabilmesi için bulunan tahlili şöyle anlatıyor:

“Okulda yemekhaneler var, duşlar var, lavabolar var. Erkeği olan gidip alıyor ama bayanların çoğu utanıyor, gidemiyor. O yüzden Jandarma araçlarla gelip yemek bırakıyor ki bayanlar daha rahat alsın. Duşa, banyoya gidemiyoruzyemeğimizi çadırımıza kadar getiriyorlar.”

Köyün bayanları yalnızca yemeğe ulaşmakta değil, köy okulundaki ortak duş ve tuvalet alanlarını kullanmakta da sorun yaşıyor.

O yüzden her çadırın yanında bir tuvalet ve duş kurulduğundan söz eden bir kadın, “Erkeklerimiz, bayanlar için bize bu tuvaletleri yapıp etrafını çevirdi ama yeniden de olmuyor” diyor.

Ailesinden onlarca kişiyi kaybeden ve geride kalanların hepsinin bir yere dağıldığını söyleyen Güllü Şahinoğlu da genç kızlarının aynı sebeple çadırda yaşamaktan korktuğunu anlatıyor:

“Kızlarım şu anda Gaziantep’te otomobilin içinde yaşıyorlar. Korkuyorlar, biz çadıra gelemeyiz diyorlar. Her birimiz bir yere düştük. Tuvalet yok, banyo yok… Konteynır olsa içinde banyomuz olur, kızlarım da yanıma gelir.”

Kadınların arasında her yaştan çocuk bulunuyor, bir bayan ise 8 aylık gebe. Gerek bayanların gerek çocukların pek çok özel muhtaçlıkları bulunuyor.

Fatmanur Karahan, “Çocuklara 0-1 numara bez geliyorfakat bizim çocuklarımız 2 yaşında, süt ve bez muhtaçlığımız var” diyor.

Yine de hiçbir yardımın fazlasını almadıklarını söyleyen Karahan, “Diğer köylerin de ihtiyacı var, biz perişansak onlar da perişan. Akrabalarımızdan gelen yardımların bile fazlasını diğer köylere gönderdik” diyor.

‘AFAD ekibi 6 gün sonra geldi’

Depremzedeler en çok ilk üç günü anlatırken zorlanıyor. Bayanlar enkazdaki yakınlarına ulaşmak için günlerce yalnız çabaladıklarını anlatırken, ağır bir öfke ve kırgınlık bir ortada hissediliyor.

Güllü Yıldız, “İlk önce milletimiz, sonra devlet yetişti. Enkazlarımıza ilk müdahale eden de ilk yemek getiren de halktı” diyor ve ekliyor:

“İlk iki gün cenazelerimiz hep yerlerde yatıyordu. 6 gün sonra AFAD ekibi geldi, yedinci gün ağabeyime ulaştı. Çocuklarına sekizinci gün ulaştık.”

Fatma Karahan da ilk üç gün kimsenin gelmediğini, enkazlara müdahale için yoldan geçen otomobilleri durdurduklarını anlatıyor:

“Biz ilk üç gün yalın ayak, karın üstünde yürüdüğümüzü biliyoruz. Mesela hepimiz kapalıyız,başımızda eşarbımız bile olmadan, pijamayla dışarı attık kendimizi. Sonradan birileri içeri girdi, bize yazmalarımızı getirdi.

Köyünün sahipsiz kaldığını düşünen Emir İşitmez ise “Sadece millete oy vakti mı geliyorsunuz? Burası vatandaşın olmadığı bir yer mi?” diye soruyor:

“Burada ilk günlerde aç kalanlar vardı. Ve o soğuğun altında, enkazın altında ölen insanlar vardı bağıra bağıra. Bunlar insan değil miydi?”

“Enkazdan 8 gün sonra çıkarılanlar oldu. Nasıl yaşayabilir, neresi mucize olabilir? Mucize diye seviniyoruz ama müdahale etmediğimize mi seviniyoruz?

Depremin üzerinden bir ay geçmesine karşın, bölgedeki artçılar hala sürüyor. Zaman mefhumunu yitiren depremzedeler için acı ve travma hala ilk günkü kadar taze.

Hemen her gece zelzele olduğunu söyleyen Fatmanur Karahan, bilhassa çocuklarda önemli bir zelzele korkusu geliştiğini anlatıyor.

“Sokaktan otomobil geçtiğinde bile çok huzursuz oluyoruz. 2 yaşındaki çocuğumuz, en ufak bir şeyde zelzele oluyor diye kaçıyor” diyor.

 

ETİKETLER: , , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.