enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
45,0098
EURO
52,8050
ALTIN
6.815,04
BIST
14.409,07
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
22°C
İstanbul
22°C
Açık
Pazar Açık
21°C
Pazartesi Açık
16°C
Salı Parçalı Bulutlu
16°C
Çarşamba Az Bulutlu
18°C

Mehmet Altan yazdı: Yazıyla beslenen küheylan…

Bugün on beş yaşında olan çocuklar, benim yaşıma geldiklerinde artık bu türlü şeyler yazmasınlar. Bunun için umutluyum…

Mehmet Altan yazdı: Yazıyla beslenen küheylan…
15.03.2023 14:12
68
A+
A-

Seçimler yaklaşırken gelecekle ilgili, ülkenin yaklaşık yüzde altmış beşi, ben de umutlanıyorum… ama geçmişe dönüp bakınca, bu ülkenin kötülükleri tekrarlama kabiliyeti beni endişelendiriyor.
 
Düşünceye karşı şiddet güya bu toplumun herhangi bir kademesinde yönetici olanların genlerine işlemiş… Herhangi bir yeri, ülkeyi, partiyi, sendikayı yönetiyorsan sana karşı çıkanı dövdürüyorsun… Bazen de öldürtüyorsun.
 
Yakınlarda işlenen bir siyasi cinayet ile yarım yüzyıl önce hastanelik edilen sendikacı arasında uzanan kötülük zincirini ben Basın Tarihi nedeniyle kendi gazetecilik geçmişime bakarken bir daha gördüm.
 
***
 
Mart ayı geldi mi, 7 Mart 1998 tarihli “Sabah’ta on birinci yıl…” başlıklı yazım gelir beni kesinlikle bulur…
 
Ben atlasam bile ya kadim bir dost hatırlatır yahut sadık bir okur o yazı üzerinden yeni “yazı yılımı” kutlar…
 
Bu sene de o denli oldu…
 
Sözünü ettiğim yazıyı Basın Tarihi’nde de yayınladım. Refi Cevat Ulunay’dan 17 yaşımdaki bir şiirime kadar bir köşe yazısı boyutlarına sığdırılmış bir ara bilançoiydi…
 
***      
 
Şöyle yazmışım:
 
“Sabah’ta on birinci yılın kapısını ortalarken, matbuatta ilk imzamın çıktığından bu yana da ‘otuz yıl’ geçmiş olduğunu anımsadım.
Ya Alpay Kabacalı’nın çıkardığı ‘Gerçekler Postası’ idi yahut Ankara’da bir iki sayı yayımlanan ‘Proleter’ adlı mecmua…
‘ilk imzanın’ yayımlandığı mecmualar elimde yok.”
 
Ama asıl o yazıda geçen bir isim benim kaygımın sebebi olarak yeniden yüzüme çarptı…
 
Bekir Yenigün geçenlerde, Ekim 1970 tarihli bir Yeditepe dergisi gönderdi.
O sırada 17 yaşındayım ve yayımlanan şiirimin ismi da ‘Gerçek’…”
 
***
 
Yazıda andığım 1970’lerde YOL-İŞ Sendikası Başkanlığı da yapan 1934 doğumlu sosyalist Bekir Yenigün, hayatımın süper kahramanlarından biridir.
 
Kimliğinin ve cüretinin bir örneğine Şükran Soner‘in 11 Ocak 2020 tarihli “Hiç ödün vermeden” başlıklı yazısında rastladım:
 
“Gazete kupürlerimizde sırasıyla, tarihleri ile yer aldığı üzere 20 Nisan 1968’de, Türk-İş Genel Şurası’na delege olarak katılan Bekir Yenigün, Türk-İş’in partiler üstü siyasetini kınayan Çetin Altan için alınan hakaret içeren protesto kararı ile ilgili hedef tahtasındadır. Bekir Yenigün ve bir kısım delegeler bilakis parmak kaldırmış, itiraz etmiş olsalar da karar ‘oybirliği ile alınmıştır’ olarak zapta geçirilince, Bekir Yenigün itiraz eder.
Kıyamet de bundan kopar.
Ağır hakaretlerle kıyasıya hücuma uğrar.
Salon içinde, sokağa çıkarıldıktan sonra da tekme tokat dövülmesi, ‘Bir delege feci şekilde dövüldü’ başlığı ile gazetemizde manşet haber yapılır.
Bir gün sonrasındaki haberin devamında ise ‘Türk-İş Kongresi’nde dövülen delege kan kusuyor’ başlığı yer alır.
Yönetim takımları, daha öncesinden verem hastası olduğu için kanamadan hastaneye yatırıldığı mazeretine sığınmaya çalışsa da dayaktan sorumlu olanların isimlerin saptanmasından yeni bir tartışma çıkmış olur…
Bir gün sonraki 23 Ocak tarihli Nadir Nadi‘nin köşe yazısı ülkemizdeki basın özgürlüğü, bireylerin insan hakları, sendikal haklarına ilişkin saptamaları… Çok çarpıcı ders verici içerikleriyle, günümüz gazetecilerinin pozisyonları ismine utandırıcıdır.” 
 
***
 
Eski bir yazımla gençliğime dönüyorum, bakıyorum, 1968 yılında sosyalist bir sendikacı fikirlerini paylaşmadığı diğer sendikacılar tarafından ölesiye hırpalanmış.
 
Dönüp yaşadığım bugüne bakıyorum, aralarında sosyalist bir milletvekilinin de bulunduğu siyasetçiler sokaklarda dövüldü… Bir ülkücü Ankara’da vurulup öldürüldü.
 
Kadınlar meydanlarda güvenlik güçleri tarafından yerlerde sürüklendi.
 
Bir futbol stadyumunda sadece öteki etnik kimlikten oldukları için futbolcular hücuma uğradı, tribünlerde açılan tetikçi pankartlarıyla tehdit edildi.
 
Arada geçen yıllarda da binlerce faili meçhul… Hapis… İşkence…
 
***
 
1968’de 15 yaşındaydım… Şu Anda 70 yaşındayım.
 
İnsan kendisine “nasıl bir ülkede yaşıyorum” diye soruyor kaçınılmaz olarak.
 
Çocukluğundan yaşlılığına kadar daima şiddete şahit olabilir mi insan?
 
Bu şiddetin kökü nerede gizli?
 
O kökü bir daha yeşermemek üzere kurutmak için ne yapmalı?
 
***
 
Gelecek için umutluyumfakat bu ülkede defalarca “yeni bir dönem” başlayacak umudunu yaşadığımızı da hatırlıyorum.
 
Ama her seferinde burası, babamın deyimiyle “pijama lastiği aynıi” tekrar şiddete döndü.
 
Bugün ülke için “umut” olanların, bu yırtıcı sarmalı nasıl bitirebileceklerini de düşünmesi gerekiyor sanırım.
 
Çünkü bu ülkede şiddet iktidarların değişmesiyle bitmiyor, iktidarlar değişiyorşiddet devam ediyor…. Uygar bir toplumun koşullarını bir türlü oluşturamıyoruz.
 
***
 
Basın tarihi, bize neler yaşadıklarımızı detaylı bir şekilde hatırlatıyor…
 
Mağdur olmuş, hakkı yenmiş insanları anma imkânı da veriyor.
 
Bugün on beş yaşında olan çocuklar, benim yaşıma geldiklerinde artık bu türlü şeyler yazmasınlar.
 
Onların kendi tarihleri de “basın tarihleri” de daha iç açıcı, daha mutlu olsun.
 
Bunun için umutluyum… ama dediğim aynıi, “tecrübelerden” oluşmuş bir kaygım de var. 


P24’ten alınmıştır.

ETİKETLER: , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.