enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
45,5699
EURO
52,8828
ALTIN
6.590,75
BIST
14.029,54
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Hafif Yağmurlu
20°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
20°C
Cuma Hafif Yağmurlu
21°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
21°C

CHP lideri Özel, The Economist’e yazdı: Türkiye’nin demokrasi mücadelesi Macaristan’a benziyor ancak daha zor

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, The Economist dergisi için kaleme aldığı yazıda Macaristan’da Victor Orban döneminin sona ermesini örnek göstererek Macaristan ve Türkiye arasındaki benzerlik ve farklılıkları ele aldı. Özel …

CHP lideri Özel, The Economist’e yazdı: Türkiye’nin demokrasi mücadelesi Macaristan’a benziyor ancak daha zor
19.05.2026 17:30
3
A+
A-

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, The Economist dergisi için kaleme aldığı yazıda Macaristan’da Victor Orban döneminin sona ermesini örnek göstererek Macaristan ve Türkiye arasındaki benzerlik ve farklılıkları ele aldı. Özel, “Türkiye’de demokrasi mücadelesi Macaristan’dakinden daha zor; yalnızca Türkiye AB’nin kurumsal çerçevesi dışında olduğu için değil, aynı zamanda daha büyük, daha karmaşık ve jeopolitik fay hatlarıyla bölünmüş bir ülke olduğu için” ifadelerini kullandı.

CHP lideri Özgür Özel, Britanya merkezli The Economist dergisi için “Türkiye’nin demokrasi mücadelesi Macaristan gibi ancak daha zor” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Özel, Macaristan genel seçimlerinde Peter Magyar‘ın Victor Orban iktidarını sona erdirmesini hatırlattığı yazıda “Cumhurbaşkanı adayımız, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 2019’da Erdoğan’ın bizzat seçtiği belediye başkan adaylarını iki kez, 2024’te ise bir kez daha yendi ve Erdoğan’ın kendisine karşı yarışmaya hazırlanıyordu. Bu seçim başarısı nedeniyle, mesai arkadaşlarıyla birlikte yolsuzluk, casusluk ve teröre yardım suçlamalarıyla, temelsiz ve siyasi saiklerle hapse atıldı” ifadelerini kullandı.

Özel’in The Economist için kaleme aldığı yazının tamamı şöyle:

“Türkiye dâhil Avrupa genelindeki demokratlar, Macaristan’daki son seçimlerde seçmenlerin Viktor Orban’ı reddetmesinden cesaret buldu. Orban’ın uzun başbakanlık dönemi, “illiberal demokrasi” açısından bir vaka çalışmasına dönüşmüştü. Seçimler yapılıyordu ancak etrafındaki ekosistem giderek bükülüyordu: medya tek elde toplanıyor, mahkemeler sınırlandırılıyor, sivil toplum baskı altına alınıyor ve ekonomik güç siyasi sadakatle iç içe geçiriliyordu.

Bunun büyük bölümü Tuna’nın çok ötesinde de karşılık buluyor. Türkiye de giderek daha illiberal bir liderliğe ve rekabetçi demokratik alanın kademeli olarak daralmasına tanıklık etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2003’te halk desteği ve güçlü bir demokrasi söylemiyle iktidara geldi. Ancak zaman içinde giderek daha otoriter bir çizgiye yöneldi: medyayı kontrol altına aldı, sadık iş insanı ağları kurdu, sivil toplumu susturdu ve Erdoğan’ın partisi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ardından parlamentodaki en büyük ikinci parti olan Cumhuriyet Halk Partisi de dâhil olmak üzere muhalefete karşı yargıyı silah olarak kullandı. Hem Türkiye’de hem de Macaristan’da, 2010’ların sonlarına gelindiğinde siyaset, açık rekabetten yönetilen rekabete kaymıştı; seçim sonuçları önceden belirlenmiş değildi ancak giderek daha fazla iktidar partisi tarafından yönlendiriliyordu.

İki ülkedeki demokratik muhalefet arasında çarpıcı benzerlikler var”

İki ülkedeki demokratik muhalefet hareketleri arasında da çarpıcı benzerlikler var. Macaristan’daki 2022 seçimlerinde ve Türkiye’deki 2023 seçimlerinde, altı partiden oluşan geniş muhalefet ittifakları otoriter iktidarları yenmeye çalıştı. Ancak her iki durumda da bu ittifaklar, taban desteğini büyütmekten çok, bileşen partilerin elitleri ve diğer müesses nizam figürleri arasındaki bağları güçlendirmeye odaklandığı için gerçek bir muhalefet hareketi yaratmakta zorlandı. Daha sonra başarılı olan ise resmî parti ittifaklarının ötesine geçen yeni bir siyasi yaklaşımdı: halk mobilizasyonuna, disiplinli mesaja ve güvenilir liderliğe dayanan siyaset.

2022 ve 2023’teki yenilgilerin ardından, iki ülkedeki muhalefet hareketleri mağlubiyetlerinden ders çıkardı ve geleneksel ittifak kurma anlayışının ötesine bakmaya başladı. Türkiye’de CHP, benim liderliğimde, 2024 yerel seçimlerinde AKP’yi yendi. O zamandan bu yana bir sonraki genel seçimlere ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanıyoruz. Macaristan’da ise Peter Magyar liderliğindeki muhalefet, geçen ay yapılan genel seçimi kazanarak anayasayı değiştirmeye yetecek büyüklükte bir parlamento çoğunluğu elde etti.

“Macaristan barışçıl bir iktidar devri yaşıyor”

Ancak kritik bir fark da var. Macaristan, Avrupa Birliği üyesi ve şu anda barışçıl bir iktidar devri yaşıyor. Orban, son seçimin adil olmayan bir mücadele olmasını sağladı. Örneğin seçim kurallarını kendi çıkarlarına uyacak şekilde yeniden yazdı ve muhalefeti lekelemeyi amaçlayan bir dezenformasyon kampanyasını yönetti. Türkiye’de Erdoğan da aynı yolu izledi, ancak bu yolda çok daha ileri gitmeye cesaret ederek yargı içindeki sadık unsurları muhalefeti bastırmak için kullandı.

Cumhurbaşkanı adayımız, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 2019’da Erdoğan’ın bizzat seçtiği belediye başkan adaylarını iki kez, 2024’te ise bir kez daha yendi ve Erdoğan’ın kendisine karşı yarışmaya hazırlanıyordu. Bu seçim başarısı nedeniyle, mesai arkadaşlarıyla birlikte yolsuzluk, casusluk ve teröre yardım suçlamalarıyla, temelsiz ve siyasi saiklerle hapse atıldı. Erdoğan şimdi, uydurma davalar yoluyla partimin belediye başkanlarına saldırıyor; partimizi felç etmeyi ve kontrol edebileceği bir muhalefet yaratmayı amaçlıyor. 2024’ten bu yana yaklaşık 25 CHP’li belediye başkanı tutuklandı, tutuklu yargılanmak üzere cezaevine konuldu ve yargı ile idari tedbirler yoluyla fiilen görevden uzaklaştırıldı.

Yine de Macaristan’da olduğu gibi, Erdoğan yönetimine karşı sokaklarda, kahvehanelerde ve mahkeme salonlarında gösterilen direnç, Türkiye toplumunda yeni bir demokratik uyanışı tetikledi. Partim, tabandan gelen mobilizasyonu benimsiyor, ekonomik gerileme ile demokratik gerilemenin derinden iç içe geçtiğini savunuyor. Partiler, toplumsal gruplar, ideolojiler ve etnik kimlikler arasında seçmenleri bir araya getiriyoruz.

“AKP’nin amacı muhalefeti ehlileştirmek”

AKP’nin amacı muhalefeti ortadan kaldırmak değil, onu ehlileştirmek: seçimlere girmesine, hatta büyükşehirleri yönetmesine izin verirken, giderek daralan sınırlar içinde hareket etmeye zorlamak. Bu, yalnızca demokrasiden otoriterliğe geçiş değil; serbest rekabetten çevreleme siyasetine geçiştir. Bu nedenle CHP’nin görevi yalnızca seçimlere ilişkin değil, aynı zamanda sivil bir görevdir: demokratik güveni yeniden üretmek ve yurttaşların özne olma hissini geri kazandırmak.

Türkiye’nin durumu kimlik meselesi nedeniyle daha da karmaşık. Türkiye nüfusunun büyük bölümü Müslüman olan, ancak anayasal olarak laik ve toplumsal olarak çoğulcu, uzun parlamenter demokrasi geçmişine sahip bir ülke. Bu açıdan Türkiye; demokrasi, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ve hesap verebilirliğin evrenselliği için kritik bir sınav niteliğinde. Macaristan post-komünist deneyim açısından güçlü bir örnek sunarken, nüfusu onun yaklaşık dokuz katı olan, bölgesel bir güç, göç merkezi, enerji koridoru ve NATO’nun kilit üyelerinden biri olan (aynı zamanda AB adayı) Türkiye, Avrupa’dan Kuzey Amerika’ya ve ötesine kadar demokrasi açısından daha geniş bir önem taşıyor.

Kürt meselesi, Türkiye’yi daha da ayırt edici kılıyor. Bugün hükümet ile PKK arasında yeni bir barış süreci var. CHP bu süreci taktiksel ya da seçim hesapları nedeniyle değil, daha geniş bir demokratik vizyon adına destekliyor. Barış ve demokrasi birbirinden ayrılamaz. Bu anlayış, çoğulculuk, temsil, yurttaşlık ve birlikte yaşama meselelerinin barışçıl bir gelecek için merkezi önemini koruduğu Orta Doğu açısından kritik önemde.

“Türkiye’nin mücadelesi Macaristan’dan daha zor”

Türkiye’de demokrasi mücadelesi Macaristan’dakinden daha zor; yalnızca Türkiye AB’nin kurumsal çerçevesi dışında olduğu için değil, aynı zamanda daha büyük, daha karmaşık ve jeopolitik fay hatlarıyla bölünmüş bir ülke olduğu için. Riskler daha yüksek, koşullar daha çetin. Magyar Macaristan’da seçimlere girip kazanabildi. Ama bizim cumhurbaşkanı adayımız bir yılı aşkın süredir hapiste.

Türkiye’de demokratik mücadele artık yalnızca parlamento ya da sandıkla sınırlı değil. Mücadele birçok cephede yürütülüyor: kitlesel mitinglerde, sokakların gündelik hayatında, mahkeme salonlarında hukuki savunmalarla ve sosyal medyada gençlerin zekâsı, yaratıcılığı ve dijital becerileriyle. Macaristan’daki muhalefet zaferi, dünyadaki demokratik gerileme tartışmalarına enerji verdi. Türkiye’de yaşanacak demokratik bir kırılma ise bu tartışmayı dönüştürür.”

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.